BİY AD

17 Mayıs 2011 Salı

Bir Tek Anılar Kaldı Elimde

Galatasaray taraftarı olarak son 10 yılda geçirdiğimiz travmanın sebebi biraz da uçlarda yaşanılan başarılar ve başarısızlıklar. Ama gerçek şu ki -en azından kendi adıma- geri dönüp baktığımda ibretlik diyebileceğim bir 10 yıl geçirdik. Başkanından futbolcusuna Galatasaray çizgisinden kopup başkalaşmaya, evrim geçirmeye başladık. Efsanelerimiz bize hem en büyük sevinçleri hem de en büyük üzüntüleri yaşattılar. Polat yönetiminin "efsane piç etme" çabaları da son yıllarda bu süreci arttırdı. Şimdi ise Ünal Aysal yönetimi ilk iş olarak -son anda bir süpriz olmaz ise- Fatih Terim'i 3. kez takımın başına getirmiş olacak. Fatih Terim imajı aslında anlatmaya çalıştığım evrim-travma eksenindeki hikayenin en önemli aktörlerinden biri. Terim'in geçirdiği 10 yıla bakarak kendi 10 yılımın nasıl geçtiğini de bir nebze anlatabilirim.

Sondan başlayayım. Fatih Terim'in 3. kez Galatasaray'ın başına teknik direktör olarak gelmesini istemeyen, bu haberi duyunca dünyası kararan bir Galatasaraylıyım. Ve baştan "sen nasıl Galatasaraylısın 1!!1" temalı GS'lılık ölçer yorumları yayınlamayacağımı da söyleyeyim. Terim'e karşı bu kadar soğuk olmam bir GS taraftarı olarak geçtiğimiz 10 yılda nasıl bir travma, buhran geçirdiğimizin de bir göstergesidir. Milli Takım'dan Galatasaray'ın başına ilk kez geçtiği 1996 yılında çocuk aklımla Milli Takım'a inat-hırs aşılayan böyle bir TD'ün GS'ın hocası olacak olması beni çok heyecanlandırmıştı. Bugün 2000 ruhu diye artık mit haline dönüşen kulüp içi dayanışmanın, heyecanın, sevginin Terim döneminde yaşandığı ve onun Fiorentina'ya gidiş haberini aldığım da hem üzüntüden hem gururdan ağladığımı da hatırlarım. Lucescu'ya çok büyük ayıp yapıp şampiyonluk yaşamasının hemen ardından onu gönderip yerine Terim'i tekrar kulübeye aldığımızda da Luce'ye yapılan yanlışın farkında da olsam söz konusu Terim olunca ayıpları-günahları hasır altı etmiştim kendi zihnimde. Kadıköy'de 6-0'lık tarihi bir yenilgi aldığında bir sonraki maçta tribüne gidip boğazım patlarcasına "İmparator Fatih Teriiiiim" diye yapılan tezahüratlara iştirak etmiştim. Lakin Fiorentina sonrası dönemde önce AC Milan TD'ü apoleti, ardından şampiyon takımın hocası kovularak Türkiye şampiyonuna bir "seçim hediyesi" olarak geri dönmesi ve ilerleyen süreçte de Milli Takım hocalığı esnasında artık zirveye çıkan "Terim Egosu" Terim'in -en azından benim gözümdeki- asabi ama samimi, bizden aileden imajını yok etti.

Elbette Terim'i Terim yapan unsurlardan birisi de egosuydu. Lakin 96-00 arasında sürekli futbol üzerine düşünen, konuşan, kendini geliştiren -ülkeye modern manada 4'lü savunmayı yerleştirenlerin başında gelir- futboldan keyif alan Fatih Terim adeta AC Milan hocası olduktan sonra kendince -kamuoyu ve medyanın da etkisi çok büyük bu hususta- zirve yapmış olup, futboldan ziyade imajı ile, sözleri ile kibri ile ön planda kalan bir isim oldu. Ya da daha sade şekilde evvelden egosu onun futbol adamı kimliğinin tamamlayan önemli bir öge idi. Sonra ise bir "ur" gibi futbol adamı kimliği tamamen kibirden oluşan "ders alıp ders vermeyen", "ehl-i racon" bir imaja büründü Terim. Çocukluk kahramanının, içselleştirdiğin, aileden gibi gördüğün adamın tüm sıcaklığını tüm sempatikliğini ve bu güzel oyun ile alakalı o eski ve saf heyecanını kaybetmesi maalesef insanda kapanması kolay olmayan yaralar açıyor. O yüzden Kopenhag'da soyunma odasında ölüyü diriltecek kadar ruhumuzu etkileyen, Popescu'nun penaltısından sonra hem kendi ağlayan hem bizi ağlatan, taç atmamızın başarı olduğu dönemde Euro 96'yı bize tattıran o Terim imajı benim zihnimin ücra köşelerinde "hoş birer anı" olarak hapsoldular. Bugün ekranda Fatih Terim'i görünce karşımda gölgesi benim kahramanımı yutan bir kibir dağı görüyorum. O yüzdendir ki defalarca söylediğim üzere Terim'in GS'a tekrar gelmesine karşıyım. Bu geliş bize başarılar, kupalar şampiyonluklar getirse de. Çünkü bugün 17 Mayıs. Biz Galatasaray'lılar her ne kadar geçmişe gereğinden fazla takılıp kaldıysak da yarın öbür gün çocuklarımıza, torunlarımıza anlatacağımız hikayelerin başında 17 Mayıs olacaktır. 17 Mayıs'ın en önemli figürlerinden biri şu an artık gözümde o günkü kahraman değil. Ama o güzel hatıralar hala canlı. O anıların da ölmemesi için Terim gelmesin istiyorum. Amma abarttın arkadaş sen de diyebilirsiniz. Muhtemelen de diyorsunuzdur. Aşırı sevgi böyle travmalara yol açar. Mazur görün. Hadi Eyvallah.

4 yorum:

adozzi21 dedi ki...

noktasından virgülüne katılıyorum..terim'i o kadar sevdim ki, çocukluğumda, hayatımda öyle bir yer etti ki, tekrardan Galatasaray'ın başına gelmesini istemiyorum..o 17 Mayıs'ta kalsın hiç kirlenmesin..

imza! imza! imza!

CaRtMaNtR dedi ki...

öylesine cuk oturan bir yazı olmuş ki üstüne fazla denecek bir şey kalmamış

ck1205 dedi ki...

"En büyük başarı, hiç düşmemek değil her düşüş sonunda kalkıp yola devam edebilmektir." CONFUCİUS

Hiç kimse dedi ki...

Benim aklıma ilk gelen ve en sevdiğim Fatih Terim İmajı, Euro 96'ya gittiğimiz maçta üzerine iki beden büyük milli takım eşofmanı, kafasında komik duran bir şapkayla; futbolculara koçlarım benim, aslanlarım benim vs diye sarılan samimi adamdır.

Kamera kendisine dönmeden önce üstünü düzelten, kamera dönünce de bağırıp çağıran Terim değil. Ego güzeldir ancak kibir de şeytanın en sevdiği günahtır.