26 Ekim 2010 Salı
Futbol Temaşa Oyunudur...
Etiketler:
spesiyal
20 Ekim 2010 Çarşamba
Helal Olsun!!!
Yöneticiler ile futbolcuların işbirliği GS'da son 4 sezondur gözümüze sokulduğu gibi yine işe yaradı ve bir teknik adamı daha piç edip gönderdi Galatasaray'dan. Florya'da skor bir kez daha; İş Ahlakı & Vizyon:0 - Karaktersizlik & İkiyüzlülük: 3 şeklinde tezahür etti. Skibbe, Gerets, Rijkaard, Neeskens ve hatta çoğunun sevmediği Kalli. Bu güzel adamların işlerine duydukları saygı ve futbola besledikleri sevgi her defasında küçük beyinler arasında yaşanan kirli çıkar ilişkilerine kaybettikçe kulübü başarıları için değil değerleri için seven taraftarlar da yenik sayılıyor. Bu saatten sonra bir son dakika süprizi olup Hagi gibi hem bu karaktersizlerin burnunu sürtecek hem de onları tasfiye etmeye kendini adayacak bir adam gelmedikten sonra gelecek yeni hoca mevcut kirli düzenin evrim geçirip daha da güçlenerek devam etmesi manasına gelecek. Adnan Polat ve Adnan Sezgin'in saha dışında, yerli işbirlikçi futbolcu müsveddelerinin saha içinde yönettiği (!) Galatasaray'ın örneğin Terim ile kazanacağı şampiyonluklar, Avrupa başarıları bu mevcut yapı devam ettikten sonra benim için hiçbir mana taşımayacak. Çünkü artık sahaya baktığımda Servet'i, Balta'yı, Sarp'ı gördükçe onların hocalarını kovdurmak için nasıl takımlarını sattıkları aklıma gelecek her defasında. Rijkaard babasını yeni kaybetmişken türlü şebeklikler yapan, konuştukları herkes ile başlarındaki sorumlunun dedikodusunu yapan bu adamları gördükçe onlara prim veren Sezgin ve Polat'ı anımsayacağım. Tüm bunları hazmedebilecek bir mideye sahip olmadığım için de muhtemelen ne başarıları ne başarısızlıkları beni çok yaralamayacak.
Çünkü benim bir sevdiğim vardı. Nev-i şahsına münhasır özellikleri olan, yeri geldi mi ketum yeri geldi mi tutucu ama her daim kendi gibi davranan, prensipleri olan bir sevdiğim. Her yönetim hatalar yapmıştır lakin artık son 5 yıldaki anlayış benim sevdiğimi o güzel olmaktan çıkardı. Aşk ile bağlandığım saf temiz kızı kendi çıkar ve hevesleri uğruna kötü yola düşürdüler. Saflığını alıp orospu yaptılar ortalığa. Artık ona baktığımda o sevdiğim saf güzeli değil bu anlayışın orospu haline getirdiği kurbanı görüyorum. Yanlış anlamayın sevdiğimin günahı yok. Onu bu yola düşüren kötü adamların ve buna karşı gelmeyen biz taraftarların suçu geldiğimiz nokta. Ne diyeyim bir anlayış benim Galatasaray sevgimin ırzına geçti son tahlilde. Allah belalarını versin!
Etiketler:
galatasaray
17 Ekim 2010 Pazar
Formsuzluk Kaybettirir Riyakarlık Yok Eder!

Bu yazı maç analizinden ziyade durum analizidir. Zira Galatasaray'daki çöküşün artık saha içi analizler yapılarak tam manasıyla yansıtılamayacağını düşünüyorum. Bu sonucun taraflarını "sıfatlar" aracılığı ile değerlendirmek gerekirse;
- Frank Rijkaard: Mental olarak dağılmış durumda burası kesin. Keza gerek saha içi kurgu gerekse de kulübeden yaptığı hamlelere baktığımızda son derece formsuz. Fakat dürüst, prensip sahibi, efendi, velhasılı kelam egolarından sıyrılmış bazı şeyleri aşmış bir "adam" Rijkaard. Formsuzluğu dibine kadar eleştirilir ama bu gözümdeki değerini düşürmez. Bir eksisi daha olarak da yönetim ve futbolcuların riyakarlıklarına karşı fazla sessiz ve silik kalmış olmasını söyleyebilirim.
- Yönetim Kurulu: Başta Adnan Polat olmak üzere yönetim içinde olup futbol takımı üzerinde yetki sahibi olanların da hem yaptıkları hem söylemleri ile formsuz oldukları aşikar. Formsuzluk benim için tahammül edilebilir bir şeydir lakin riyakarlık bu kapsama girmez. 2 yıl boyunca Rijkaard'ın istediği neredeyse kimseyi almayan, hem yerli hem yabancı transferleri Rijkaard'a rağmen yapan ve sonra "biz işimizi layıkıyla yaptık sıra hoca'da" deyip aşçının eline bulgur verip ondan pasta tapmasını isteyen yönetim riyakarlık yapmıştır ve bu kabul edilemez.
- Futbolcular: 5 metre ileri pas atamama, altı pastan gol kaçırma, ofsaytı bozma vs... Bunların hepsi ya formsuzluktan ya da yeteneksizlikten olur. Sinirlerinizi oynatabilir belki ama doğal, insani hatalardır. Bu açıdan GS kadrosu hem formsuzdur hem de mental açıdan çökmüştür ki bunu sineye çekebilirim. Ama şunu biliyoruz ki kötü şut atılabilir ama kötü mücadele edilmez. Kötü savaşılmaz. GS'ın şu an ki kadrosunda adı sürekli GS ile anılan Fatih Terim başa gelse şu gösterdiği mücadelenin kat kat üstünü gösterip bizlere "Ne kadar riyakar olduğumu gördünüz mü GS taraftarı?" diye soracak o kadar çok oyuncu var ki. Baros yine bildiğimiz gibi oynayacak Rijkaard gidince ama bazılarının riyakarlığını herkes görecek! Riyakarlığın formsuzluk gibi savunulucak bir yanı da yok belirttiğim gibi. Rijkaard kötü bir komutanlık performansı gösterirken samimi ama elindeki ordunun yarısı komutanın altını kazıyorken bir de Genelkurmay emrindeki komutan ile adeta dalga geçiyor. Böyle bir cepheyi kazanmak imkansızdır.
- Taraftar: Tek bir sıfat yeter: "Riyakar". Erman Toroğlu adlı kahve köşesinde aklını uçkuru ile bozmuş yorumcu (!) sıfatlı adamın Arda'ya "bel altı" vurmasına sözde köpüren, Arda'ya maç boyu tezahürat yapan, Toroğlu'na küfreden bu taraftar çok değil 5-6 ay önce Arda'ya, kaptanı olduğu takımın stadında yani kendi evinde koro halinde "bel altı" vuruşun kralını yapmıştı. Taraftarının yüzü yaptığı iki yüzlülükten kızarmayan bir camianın yöneticisi ve futbolcusu iki yüzlü olmuş çok mu?
- Dedikodulara gelirsek. Rijkaard bu 1-2 gün içinde ayrılır ya da istifa etmez ise zaten haftaya Kadıköy'den alınacak farklı bir yenilgi ile gitmesi resmiyete dökülecektir. Yerine de ismi geçen ve geçtirilen kişi Fatih Terim. Herkesin kendine ait bir Galatasaray algısı var. Benim Galatasaray'ım 2000'den beri basamak basamak kibir dağı'nın tepesine çıkan Terim önderliğinde hem lig hem kupa hem antipati şampiyonu olacağına Rijkaard ile 10. olsun ama en azından kenarda görmek istediğim bu külübe yakıştırdığım birisi otursun. Riyakarlıktan bu kadar dem vurup tepkide riya'ya bulaşmam ama. Başka bir isim gelirse takibe devam ederim lakin Rijkaard gidip Terim gelirse Galatasaray'ın başına geldikten sonraki ilk maçını sahadakilerin riyakarlığını tescillemek için izler ve o gidene kadar daha da izlemem Galatasaray'ı. 105 yıllık kulüp benim onu takip etmememle bir şey kaybedecek değil ki zaten hakim olan zihniyet yeteri kadar şey kaybettiriyor.
Etiketler:
galatasaray
9 Ekim 2010 Cumartesi
İçimden Bir Parça Öldü...
Sabri kötüydü, Gökhan Gönül rezildi, Ömer Erdoğan ve Özer Hurmacı ne iş yapıyordu anlamak güçtü vesaire........ Son 15 yılda kendinden daha düşük ya da aynı seviyede rakiplere karşı hep zorlansa da eğer çıkılan maç resmi bir maçsa ve rakip futbol ekolü ve tarihi olarak bize göre üstünse Türkiye milli takımı yenilse de saçma sapan goller yese de hep kendi gibi oynamıştır. Taktik disiplin açısından geride ama özgüven olarak üst seviyede. Her daim yenildiğimiz ve psikolojik olarak her maça bir kaç sıfır geride başladığımız İngiltere ile oynayıp 2-0 kaybettiğimiz deplasman maçı ile birlikte bu gece izlediğim Almanya maçında son 15 yılın en silik, en ezik, en zavallı milli takımını izledim. Salt oyun açısından bakarsak daha kötülerini de izlemişizdir ama bu kadar karaktersiz bir oyunu izlemek acı verici. Çok değil daha geçen eleme gruplarında rakibimiz bu Almanya'yı yarı finalde eleyip DK'sını kazanacak olan İspanya idi. Almanya ile aramızda var olan farktan çok daha fazlası vardı. Oynadığımız 2 maçı da kaybetmiştik lakin Bernabeu'daki son 30 dakika haricinde rakibine göre oldukça zayıf kalsa da Türkiye takımı rakibinden korkmadan bir şeyler yapmaya çalışmıştı. Futbolunun son demlerini yaşayan Emre Aşık'ın Torres'i bertaraf ettiği Sami Yen'deki maçta kırılma anlarında oyunu koparamayıp güçlü rakibe yenilmek durumunda kalmıştık. Ama bu akşam... Takip edenler bilirler blog'da güncel futbol kadar nostalji futbolla da ilgili postlar çokça yer alır. Nostalji bazı vakitler buruk da olsa bir gülümseme bırakır yüzümüzde. Burada eskilerden bir Almanya-Türkiye maçı nostaljisi yapmıştık geçenlerde. Almanların her zamanki gibi kazanma genleriyle sahada olduğu bizim ise kıtanın 4. sınıf takımlarından olduğumuz dönem. 5-1 biten maçta Almanya beklenildiği gibi farklı bir galibiyet alırken hezimetten geriye kalan tebessümün altında Almanlar'a atılan bir gol vardı. bugünden o güne bakınca bu nostalji keyif veriyor bana. Lakin zaman makinasına girmiş gibi ekran başında 25 sene öncesine gitmek... Taktik analiz yapacak değilim bu maç için. En başarılı dönemlerinde takım halinde savaşan ve inatçı kimliği ile ön plana çıkan bir milli takım bu hale geldiyse yazıklar olsun demekten başka bir şey gelmiyor içimden.
Etiketler:
milli takım
6 Ekim 2010 Çarşamba
Yılın Golü Kuzey İrlanda'da Atıldı!
Geçtiğimiz hafta Kuzey İrlanda Premiership'te Glentoran FC-Portadown karşılaşırken maçın son dakikasında Glentoran golcü oyuncusu Matthew Burrows'un golüyle öne geçer karşılaşmadan 1-0 galip ayrılır. Blog'da bu maçtan bahsetmemin sebebi Kuzey İrlanda Ligi'nde yaşanan şampiyonluk mücadelesi değil elbette. Burrows'un belki de Avrupa'da yılın golüne aday gösterilebilecek harika golü Glentoran ve Burrows isimlerini burada zikretmemin yegane sebebi. Golü kelimelerle anlatmak yetersiz kalıyor. O yüzden tavsiyem bir kaç defa, sindire sindire izlemeniz. Keyifli seyirler.
Not: Videoyu izleyemeyenler için link: http://www.youtube.com/watch?v=KzAZTdyOXcA
Etiketler:
spesiyal
Dinamo Kiev Yenmek İstemedi!
Etiketler:
fenerbahçe,
nostalji,
spesiyal
3 Ekim 2010 Pazar
TS:1 BJK:0... Selçuk-Colman vs Ernst-Guti
- Maç öncesi iki tarafı tartınca her ne kadar Quaresma ekstra bir değer ise de hem Beşiktaş'ın hem Trabzonspor'un ağırlık noktalarının orta 3'lüleri olduğunu düşünüyordum. TS'da derinliği olmaması nedeniyle biraz yıpranmış olan Selçuk-Colman-Ceyhun, Beşiktaş'ta ise Ernst-Aureloi-Guti. Şayet Quaresma bu maçta oynayabilseydi bu 3'lünün Aureli-Necip-Ernst şeklinde tezahürü ve Guti'nin önlerinde pozisyon alması şeklinde bir tablo ile çıkardı Beşiktaş diye düşünüyorum. İlk devre geçen yıl Urfa'daki kupa finalinde yaptığı hamlenin benzerini Ceyhun'un yerine sprinter Engin'i koyarak yaptı Şenol Güneş. Ortadan gelebilecek ekstra bir adam ile delinebilecek gibi gözüken Beşiktaş savunması maçın başında Teofilo'nun girdiği 2 pozisyon ile beklediğim gibi verim gösterdi. Aurelio'nun Engin'e kelepçe takmaya çalışması Selçuk-Colman ikilisi ile Guti-Ernst ikilisini başbaşa bıraktı ki her ne kadar Guti-Ernst daha kaliteli bir 2'li olsa da Selçuk-Colman kadar birbirini tamamlayan partnerler değiller. Bu eşleşme ile orta sahada dengeyi kendi lehine bozan Trabzonspor rakibi uzun toplara mahkum etti ki Beşiktaş'ı bu şekilde pasifize ettiler. Keza 2.devre Ceyhun'un orta bloğa geçip Engin'in kanada geçmesi Beşiktaş'ı orta sahada resmen sildi. Maçın anahtarı bir hamleydi.- Orta sahada denge TS lehine bozulmuşken kanatlarda BJK lehine bozulmuştu. Özellikle Burak'ın geri gelmemesinin de etkisiyle Hilbert ilk devre 3 dakikada 1 yüklendi Trabzon'un sol kanadına. Böyle bir maçta TS'dan savunma arkasına bir toptan BJK'dan ise kanat toplarından gol beklerken devreye BJK'ın duran topları da renk verdi. BJK ve TS birbirlerine duran toplarda çok benziyorlar. Kendileri atarken oldukça tehlikeli, kalelerini savunurken oldukça zayıflar. TS duran toplarda savunmayı öne çekeceğine neredeyse çizgideki rakibe bile adam markajı verirken 2-3 defa gol yemenin eşiğinden döndü. Duran top çarkında sıra BJK'a gelince de Mustafa Yumlu - ki kafaya yükselişi ve vuruşu gerçekten harikaydı- adam adama savunmayı çökerten isim oldu.
- Şu kadarını söylemek lazım ki her ne kadar TS Onur ve Colman'ın gayretleri ile bir puanı rakibine vermeye çok uğraşsa da şu maçta ilk golden sonra 2., 3. golü bulamamak tamamen oyuncu kalitesi ile alakalı. Teofilo belki ağır bir oyuncu ama topu sırtı dönük aldığında belli bir seviyede servis de edebiliyor. Lakin yanında bir kanattan ziyade 2. forvet gibi oynayan Burak'ın oyun zekasının sıfırın altında olması Beşiktaş'ın riskli ofsayt taktiğini her defasında işlevsel hale getirdi. Burak ofsaytı bilmeyen futbol ile yeni tanışmış bireylerin bilgisizliğine, şımarık bir çocuğun bencilliğine sahipti bu akşam. Her an takımı 10 kişi bırakabilecek sakatlık tehlikesi olmasa inanıyorum ki Şenol Güneş Umut'u son yarım saat oyuna sokardı. Son vuruşlarda vasat olan Umut bile şu maçın son 10 dkaika formalite olarak oynanmasını sağlardı.
- Hakan Arıkan sadece kurtardığı toplarla değil defansın arkasına atılan toplarda da güven verdi ki ben kendisinin iyi maçlarını izlemiştim ama bu kadar özgüvenli hiç izlememiştim.
- Serkan Balcı Trabzonspor adına Mustafa ile birlikte maçın adamıydı. Mustafa göze batan bir hamle yapmaz iken golde de gelen harika ortaya yükselişi ve vuruşu harikaydı. Serkan ise Holosko'yu sahadan silmekle kalmayıp TS'un savunmadan çıkarken yanaştığı en güvenilir liman oldu.
- Guti yine can alıcı bir kaç pas verdi ama Selçuk ile mücadelede tek başına kalınca kaybetti. Engin Baytar ise bir kaç hatalı seçimi hariç maçın en iyilerindendi.
- Hakem taraf gözetmeksizin kötüydü. Rakip sahada olan faulü bile öteki yarı sahada attırdı. Vermediği sarı kartların haddi hesabı yok. Teofilo'nun yumruğunu görmediğini varsayıyorum. Teofilo'ya da 3 maç ceza bekliyorum.
Etiketler:
beşiktaş,
derbi,
trabzonspor
Macar Zaferi...
( TURKEY V. HUNGARY )
Babalarımızın hatta dedelerimizin hatırladığı, futbol tarihimizin en efsanevi maçlarından biri olan "Macar Zaferi"nin "British Pathe" sitesinde denk geldiğim videosu. Tarihe tanıklık edemesek de tekrarını izlemek de ilginç bir duygu. 19 Şubat 1956, Türkiye-Macaristan. İyi Seyirler...
Not: Videoyu izlemek için resmin üzerine tıklayınız.
Etiketler:
milli takım,
nostalji,
Unutulmazlar
1 Ekim 2010 Cuma
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
