BİY AD

31 Mayıs 2010 Pazartesi

Sabır!

Ne tesadüftür! ki aynı gün içinde iki defa Akdeniz'de ciğerimiz yandı. Konuşmak bir şeyler söylemek zor. Cümleler boğazda düğümleniyor, sinirden isyan etme noktasına geliyor insan. Böyle vakitlerde insana umut veren şey inancı olur. Kimisi bir ideolojiye-hayat görüşüne inanır kimisi iman ettiği dinin öğretilerine sarılır. Yas tutmak var ama yılmak yok çok şükür.

"Ve (hatırla, ey Peygamber,) hakikati inkara şartlanmış olanlar seni durdurmak, öldürmek yahut sürgün etmek için sana karşı nasıl ince tuzaklar kuruyorlardı: onlar (hep) böyle tertipler peşinde koşarlarken Allah onların bu tertiplerini boşa çıkarttı, çünkü Allah bütün o tuzak kuranların üstündedir." Enfal Suresi 30. Ayet.

30 Mayıs 2010 Pazar

Türk Hava Kuvvetlerinin En Güçlü Silahı: Hakan Şükür...

TSK uzun ve kısa dönem askere alırken mezun olunan alana (Tıp, Hukuk, Veterinerlik) ya da kişinin uğraştığı mesleğe ( berberlik, şoförlük) bakarak erlerin görev yerlerini belirler genelde. Bunun en güzel örneklerinden biri 1993 Temmuz dağıtımlarında yaşanmış. Akdeniz Oyunları'nda şampiyon olan Türk Milli Takımı'nın ve Galatasaray'ın genç golcüsü Hakan Şükür askerlik görevini yerine getirmek için Kütahya'daki birliğine teslim olur. Hava topları denilince Türkiye'de hatta dünyada sayılı isimler arasına girecek olan Hakan Şükür'ün görev yeri manidardır: Hava Er Eğitim Tugay Komutanlığı, Kütahya (Hava Kuvvetleri Komutanlığı)

29 Mayıs 2010 Cumartesi

2009/2010 Sezon Sonu Raporu...

Sezonun Takımları: Inter, Fulham, Bayern, Twente, Bursaspor

Sezonun Antrenörleri: Jose Mourinho, Roy Hodgson, Steve Mc Claren, Ertuğrul Sağlam

Sezonun Futbolcuları: Diego Milito, Messi, Higuain, Drogba, Lisandro Lopez

Sezonun Maçı: Lyon-Marsilya (5-5)

Sezonun Golü: Clint Dempsey (Fulham-Juventus), Maicon (Inter-Juventus) Pedro (Barcelona-Inter)

video


Sezonun Hayal Kırıklığı Yaratan Takımları: Liverpool, Milan, Galatasaray, Bordeaux (İkinci devre performansıyla)

Sezonun Hayal Kırıklığı Yaratan Oyuncuları: Kaka, Zlatan Ibrahimovic, Nihat, Elano, Klose, Benzema

Sezonun Hayal Kırıklığı Yaratan Maçları: El Clasico'lar (Her iki maç), Bayern-Inter ŞL finali

27 Mayıs 2010 Perşembe

Efsane Goller Vol.8: Socrates vs SSCB

video
1982 Dünya Kupası 6. Grup'ta ilk maçta 14 Haziran günü Brezilya ve SSCB Ramon Sanchez Pizjuan stadında karşı karşıya gelirler. Turnuva boyunca oynayacağı futbol ile unutulmazlar arasına girecek olan Brezilya'nın ilk kurbanı SSCB oluyor. İlk yarıyı 1-0 geride kapayan Brezilya ikinci yarı önce Socrates'in ardından da daha sonra Malatyaspor'a da gelecek olan Eder'in muazzam golleriyle SSCB'yi 2-1 mağlup eder. Her ne kadar Eder'in golü de efsaneler arasında yer alsa da seriye Socrates'in attığı gol ile devam ediyoruz. Sovyet savunmasının bir türlü uzaklaştıramadığı top ile kaleye 30 metre mesafede buluşan Socrates önce ilk rakibini ardından ikinci rakibini ekarte eder ve o dönemin en büyük kalecilerinden Dasayev'in koruduğu kaleye güdümlü füze olarak adlandırabileceğimiz bir şut çeker. Kelimeler kifayetsiz kalıyor Socrates'in golünde. En iyisi izleyerek siz karar verin!

22 Mayıs 2010 Cumartesi

"Sakat ve Yaşlı" Değil "Lider ve Klas"!


"Sakatlığı ve yaşı itibariyle, gelecek süreçte Galatasaray formasıyla düşünülmeyen isimlerden biri". Lig Tv başta olmak üzere pek çok medya kuruluşunda geçiyor Haldun Üstünel'in bu söylemleri. Hep bir umut ile Kewell'ın kalacağını beklerken artık Kewell-Galatasaray birlikteliğinin sonu gözüktüyse bizde içimizdeki bazı şeyleri dışarı dökmek zorundayız.

- Öncelikle bu "sakat" ve "yaşlı" söylemine karşı olduğumu söylemeliyim. Galatasaray yönetimi belki tepkilerden çekinmiş olabilir ama çıkıp "Kulüp olarak Kewell ile devam etmek istiyoruz fakat sözleşme şartlarında orta yolu bulamadık ve yolları ayırmak zorunda kaldık" tarzı bir açıklama yapsalar aslında pek tepki vermem bu ayrılığa. Çünkü her ne kadar Kewell'ı bir Galatasaraylı olarak çoğu oyuncudan farklı bir şekilde sevsem de yönetimin bir gayret gösterdiğini fakat kulüp ile oyuncu arasında anlaşma sağlanamadığını göz önüne alınca iki tarafa da anlayış gösterebilirdim. Fakat Kewell'ı gelecek sezon için "sakat" ve "yaşlı" olduğu için düşünmemek ve yerine Serdar Özkan'ı almak Adnan Sezgin'in tabiriyle "tez konusu" olur.

- Anladığım kadarıyla yaşlı sıfatını kullanmanın amacı sakat sıfatı ile oluşturulmaya çalışılan etkinin güçlendirilmesi, ve taraftarın Kewell'a karşı cephe alması gibi geliyor bana. Devre arası Kewell gönderilmesin diyenlerin bir kısmının şimdi "Kewell gitseydi de Nonda kalsaydı. O zaman şampiyonluk gitmezdi" gibi futbol aklına uymayacak saçma önermeler ortaya koyması da son dönemde yönetimin medya ile paralel uyguladığı Kewell politikası ile alakalı. Tabi ki bir de başarıya şartlanmış, başarı odaklı taraftarlık kavramı da oldukça etkin bu tepkide. Uzun vadeli plan yapalım geleceğin takımını oluşturalım diyen taraftarın olası bir şampiyonluk için takımın sadece skor olarak değil liderlik olarak da en etkin futbolcusunu kapıya koyma refleksini bir anlık bile düşünmesi buna örnektir. Kewell gibi Nonda'nın da gönderilmesine karşıydım ki yine de şunu söyleyebilirim. Nonda gitti şampiyonluk gitti diyen adam herhalde bu sezon ne Nonda'yı izlemiş ne de Galatasaray'ı. Çünkü şampiyon Bursaspor'un 11 ikinci Fenerbahçe'nin 10 puan gerisinde kalan Galatasaray toplam goller göz önüne alınınca 61 gol ile Fenerbahçe ile eşit sayıda gol atarken Bursaspor'dan ise sadee 4 gol az attı. Galatasaray'ın asıl sorununun orta saha ile defans hattı arasındaki senkronizasyon sorunu olduğunu ve takım olarak müdafa yapılamaması olduğunu göremeyip tek sorununun gol atamamak olduğunu söyleyip bir de bunu fizik olarak artık bitmiş olan Nonda'nın gidişine bağlamak olacak iş değil. Dizleri artık bitmiş olan Nonda'nın son 3 ay'ını hatırlayın ve sorun kendisine bu kadar oyun zekası ve gol istatistiği yüksek bir forvet neden devre arasında herhangi bir takım tarafından kapılmadı da 4 ayı dinlenerek geçirdi.
-Kewell Galatasaray takımında ihtiyaç duyulan iki rolü birden oynayarak takım için vazgeçilmez bir duruma gelmişti. Birinci olarak takıma aidiyet hissi duyan ve profesyonel yaşantı konusunda örnek bir yabancı oyuncu olarak hem klas oyunu hem klas karakteri ile bizlere "Hagi'den sonra..." diye başlayan övgü cümleleri kurdurdu. İkinci olarak ise Galatasaray'da 2006 yılında İliç'in oynadığı "skorer ortasaha" rolünün hakkını verdi Kewell. 2006'da Hakan Şükür-Ümit Karan-Necati ve hatta Hasan Kabze'nin yer aldığı formda forvet hattının sahada bulunan 3'ünce elemanı olarak oynayan İliç yaptığı forvet koşuları ile skora büyük katkı sağlarken orta sahanın diğer elemanları ile önündeki iki santrafor arasında köprü görevi görmüştü. Kewell ise yerine oynayan ya da alınan Caner, Gio, Serdar Özkan, Keita ve hatta Arda'ya göre forvet özelliği üst düzeyde olan bir kanat oyuncusu. Saydığım diğer oyuncular Arda haricinde tipik çizgi oyuncuları olmakla birlikte Kewell savunma arkasına yaptığı ters koşular ile Galatasaray hücumlarında bir anda ikinci forvet rolüne geçmekte ve takımın gol yükünün bir kısmını çekmekteydi. Takımın sezon başı yaşadığı harika başlangıçta Kewell-Baros ikilisinin formunu hatırlarsak bunu daha iyi anlayabiliriz. Matteo Ferrari'nin Kewell'dan en çok zorlandığı hücum oyuncusu olarak bahsetmesi de tesadüf değil!

- Bu sezon Galatasaray formasıyla 28 maçta 14 gol atıp 6 asist yapan geçen yıl ise 37 maçta 13 gol 7 asist ile oynayan Harry Kewell, "kronik sakat futbolcu aldı Galatasaray. Kewell senede 10 maçı geçerse büyük başarı" diyen otoritelerin tahimlerinin aksine arada sakatlık yaşasa da iki sezonda Galatasaray formasıyla 65 maça çıkıp 27 gol atıp 13 asist yaparak takımın attığı 40 golde doğrudan katkı sahibi oldu. Tabi çoğu yabancı futbolcunun aksine Ordu'dan Diyarbakır'a her deplasmana giden, takımı zorda kaldığında insiyatif alıp en zor anda bir Avrupa Kupası deplasmanında stopere geçip mücadele eden, sahadan her çıktığında tribünde ve TV'de onu izleyenlerin iyi ya da kötü oynadı demeden önce "Harry yine elinden geleni yaptı" dediği bir oyuncuyu şayet "sakat" ve "yaşlı" diye gönderirse Galatasaray yönetimi o çokça bahsettikleri kulüp geleneklerinin aksi yönde davranmış olacaklar. Yerli ya da yabancı bu kulübün geleneklerinde kendine yer bulan oyuncular her zaman iki özellikleriyle ön plana çıkmışlardır. Mücadeleci yapıları ve lider özellikleri. Siz Kewell gibi Arda'nın bile takım içi liderliğine vurgu yaptığı bir oyuncuyu gönderip yerine Serdar gibi Gio gibi Caner gibi bırakın liderlik yapmayı bulundukları takımda bir lider olmadan kafası kesilmiş tavuk gibi her an saçmalayacak oyuncuları kadroya katarsanız aynı taraftar gibi siz de takımın girdiği kaos anında çobansız koyun sürüsü gibi başıboş hareket edip uçuruma gittiğini görüp kahrolacaksınız.

20 Mayıs 2010 Perşembe

19 Mayıs 2010 Çarşamba

Efsane Goller Vol.7: Pierre Littbarski vs Werder Bremen...

video

Efsane Goller serisinde bu sefer Pierre Littbarski'nin Köln formasıyla Bremen'e karşı attığı 1985 tarihli gol yer alıyor. Almanya'da 1985 yılının golü seçilmiş Littbarski'nin Werder Bremen'e golü. Köln ani bir kontra atağa çıkıp Bremen'i geride eksik yakalayınca sağ kanattan gelişen atakta top son olarak soldan bindiren Littbarski'ye ulaşır. Littbarski ceza sahasına girip önce kaleyi dener. Littbarski'nin şutu kaleciden döner ama Littbarski golü atma konusunda kararlılık gösterir. Yerden kalkarken aldığı topta önce rakip stoperi ardından da kaleciyi aut çizgisi üzerinde ekarte eder. Bremen kalecisinin bacakları arasına sıkıştırdığı çırpı bacaklı Littbarski son bir hamleyle adeta tırnaklarıyla kazıyarak golü atar. Keyifli seyirler.

17 Mayıs 2010 Pazartesi

Mayıs'ın 17'si...

Vakt-i zamanında yazmıştım 17 Mayıs benim için ne ifade eder diye. Aynı şeyler geçerlidir efendim . Allah yeni 17 Mayıs'ları yaşamayı nasip eder inşallah!

16 Mayıs 2010 Pazar

Bursa Şampiyon Oldu, Geyikler Öldü!


- "Abi Anadolu takımı onlar, şampiyon yapmazlar", "Abi aralarında anlaşmışlar Lig birinin kupa ötekinin", "Abi Aziz Yıldırım kalecileri alıyormuş" "Abi Adnan Sezgin hakemleri bağlıyormuş".....

Bu gece Trabzonspor adının büyüklüğüyle sahaya çıkıp elinden geleni yaptı, Fenerbahçe de şampiyonluk için elinden gelen herşeyi yaptı ve sahada verebileceği herşeyi verdiler. Ama 1996'daki maçın rövanşını kupa maçıyla değil bu maç Fenerbahçe'yi şampiyonluktan ederek almıştır. Bursaspor şampiyon olarak, Trabzon ve Fenerbahçe verdikleri mücadeleler ile yukarıda tırnak içindeki bütün gereksiz futbol geyiklerini uzay boşluğuna gönderdiler. Yarın sabah bu ülkenin futbolseverleri farklı bir sabaha kalkacaklar. Yeni bir güne başlarken eski ve yozlaşmış futbol geyiklerini çöpe attıranlara bir kez daha teşekkürler.

15 Mayıs 2010 Cumartesi

Milan-Juventus Maçı Öncesi Nostalji: Milan-Juventus 1995...

video

Serie A bu hafta sonu sezonu kapatırken ligin sonuna Milan-Juventus maçının kalması ve iki takımın da zirve hedeflerinden kopmuş olması maçın heyecanına darbe vurmuş oldu. Bu maça bir önem ithaf edecek olursak Leonardo'nun hoca olarak Milan'ın başındaki son maçı olduğunu söyleyebiliriz. Maçın sonucunun pek bir şey değiştirmeyeceği ortamda taktikten bahsetmenin gereği olmadığından biraz eskilere gidip bir Milan-Juventus nostaljisi yapalım.


15 Ekim 1995 günü San Siro'da 1995-96 sezonunun 6. hafta mücadelesinde o dönem Serie A'nın yegane şampiyonluk adayları Milan ve Juventus karşılaşır. Sezonu sonu Milan'ın 73 puanla şampiyon Juventus'un da 65 puan ile ikinci olduğunu hatırlatırsak bu maçın skorunun sezon sonu sıralamasına da doğrudan etkisi olduğunu görmüş oluruz. İki takımın başında da İtalya'nın ve Avrupa'nın en kurt teknik adamlarını görüyoruz. Milan yedek kulübesinde Fabio Capello, Juventus yedek kulübesinde ise Marcello Lippi'yi görüyoruz. San Siro'nun 85.000 taraftar ile full çektiği maç hakem Boggi'nin düdüğüyle öğleden sonra 15.00'da başlar. Milan maça taraftarının büyük desteği ile fırtına gibi başlar. Simone'nin 7. dakikada attığı frikik golüyle 1-0 öne geçen Milan 14. dakikada savunma arkasına sarkan Weah'ın attığı gol ile daha maçın başında 2-0'ı yakalar.


Ravanelli ilk yarıyı sakat sakat tamamlasa da ikinic devre Lippi'nin taktik hamleleri gereği oyundan alınır. Lippi Milan savunması arasında adeta eriyen Vialli ve Ravanelli'yi kenara alarak yerlerine Marocchi ve Conte'yi aldığında maçta 53. dakikaydı. Milan'ın o maçta Panucci-Costacurta-Baresi-Maldini 4'lü savunma ve önlerinde önlibero olarak Desailly'nin oynadığını düşünürsek Juventus forvetlerinin o savunmaya karşı etkisiz kalmış olmasının normal bir sonuç olduğunu anlayabiliriz. Milan skoru 80. dakikaya kadar 2-0'da tutmuş ve bu dakikada Juventus tarafının Di Livio- Porrini değişikliğine Capello Simone'yi çıkarıp yerine Di Canio'yu sokarak cevap verip oyunu ileride top tutarak bitirme niyeti yönünde hareket etmiştir. Fakat Marocchi'nin ara pasıyla ceza sahasına giren Del Piero sol ayağıyla kaleci Rossi'nin solundan topu ağlara göndererek farkı 1'e indirmiş son dakikaları Milan'ın geri çekildiği Juventus'un yüklendiği bir pozisyona soktu. 91. dakikada Del Piero'nun arka direğe kestiği topta bomboş kalan Porrini'nin kafa vuruşu mucizevi bir şekilde direğin yanından aut'a gider ve Milan zirve yarışındaki en büyük rakibini 2-1 mağlup eder. İkinci devre Torino'da oynanan maçın Conte ve Weah'ın golleriyle 1-1 bittiğini hesaba katarsak bu maçtaki galibiyetin Milan'a şampiyonluk yarışında Juventus karşısında büyük bir avantaj sağladığını görürüz.

Kadrolar:

MILAN: Rossi,Panucci,Costacurta,Baresi,Maldini,Eranio (45' st Tassotti),Desailly,Boban,Donadoni,Weah,Simone (35' st Di Canio)


JUVENTUS:Peruzzi,Tacchinardi,Ferrara,Vie
rchowod,Torricelli,Di Livio (35' st Porrini),Deschamps,Paolo Sousa,Del Piero,Vialli (8' st Marocchi),Ravanelli (8' st Conte).

14 Mayıs 2010 Cuma

Teşekkürler Leonardo!

"I can only thank Milan because they have given me the opportunity to do many things and all that I have learned, I have learned here." Leonardo Nascimento de Araujo

Biz teşekkür ederiz Leo...


Tarihi Manchester Hamamı!

1966-67 sezonunun sonunda Manchester United soyunma odasından bir kare. Siz deyin küvet ben diyeyim havuz misali bir teknenin için takımın yıldızları hem sezonun yorgunluğunu çıkarırken hem de şampiyonluklarını kutluyorlar. O sezon Nottinhgam Forest'ın 4 puan önünde şampiyon olan United ertesi yıl bu kadroyla final maçında Benfica'yı 4-1 mağlup ederek Şampiyon Kulüpler Kupasını kazanır. 1992-93 sezonunda Alex Ferguson ile kazanılan EPL şampiyonluğundan önceki son lig şampiyonluğunu yaşayan bu kadro ayrıca United'ın ilk Avrupa şampiyonu kadrosudur. Sırayla yazarsak: Duvara yaslananlar; (sol baştan) Denis Law, Nobby Stiles, Shay Brennan, Brian Kidd, Bill Foulkes. Karşıdakiler: George Best, Bobby Charlton

11 Mayıs 2010 Salı

Göz Zevkimiz Ölürken...

Nesta, Totti, Del Piero, Diego, Pato, Ronaldinho, Beckham, Joe Cole... 2010 Dünya Kupasında izleyemeyeceğimiz futbol sanatçıları. Bütün bir sene Dunga artık hak yemeyi bırakır da Ronaldinho'yu doya doya izleriz diye beklerken bir ay daha Elano izleyeceğiz. Del Piero'nu yerine Borriello'yu, Pato'nun yerine Nilmar'ı izlemek zorundayız. İnsan ister istemez soruyor kendine: Bir marka değeri vardı hani ona ne oldu?

Not: Joe Cole'un 30 kişilik ön kadroda olduğunu hatırlatan "Selocan"a teşekkürler. 23 kişilik kadroya da kalırsa en azından İngiliz saflarında bir sanatçıyı izleyebileceğiz.

10 Mayıs 2010 Pazartesi

Hiddink Dönemi İçin Beklenti: İspanya Modeli...

Del Bosque'nin 2010 Dünya Kupası için açıkladığı 30 kişilik geniş kadronun (ki daha sonra 23'e indirilip nihai halini alacak) orta saha mevkisindeki oyunculara baktığımızda İspanyol kökenli oyuncuların azınlıkta olduğu göze çarpıyor. 8 orta saha oyuncusu var Del Bosque'nin ilk kadrosunda ve bu oyunculara baktığımızda şöyle bir durum ortaya çıkıyor:

Xabier Alonso Olano (Real Madrid CF) (Bask Kökenli)

Sergio Busquets Burgos (FC Barcelona) (Katalan kökenli)


Francesc “Cesc” Fabregas Soler (Arsenal FC) (Katalan kökenli)


Andrés Iniesta Lujan (FC Barcelona) (İspanyol kökenli)


Javier Martínez Aguinaga (Athletic Club) (Bask kökenli)


Marcos Antonio Senna Da Silva (Villarreal CF, SAD) (Brezilya kökenli)


David Jiménez Silva (Valencia CF, SAD) (İspanyol kökenli)


Xavier Hernández Creus (FC Barcelona) (Katalan kökenli)


8 oyuncudan 3 tanesi Katalan 2 tanesi Bask 1 tanesi Brezilya ve 2 tanesi İspanyol kökenli. İspanyol kökenli iki oyuncudan Iniesta'nın Barcelona geleneği ile yoğrulup tabiri caiz ise "Katalan aromalı İspanyol" olduğunu da göz önünde bulundurursak etnik kökeni itibariyle orta sahada has İspanyol olarak adlandırabileceğimiz tek oyuncu David Silva. İç siyasette Bask ve Katalan sorunu gibi kökleri çok öncelere dayanan sorunlar ile uğraşan İspanya'nın, futbol milli takımında bu kadar çeşitli - yine tabiri caiz ise mozaik- etnik kökenli oyuncular ile takım olabilmeyi sağlaması ve Avrupa'nın en kuvvetli milli takımı olması bir yandan İspanyol iç siyasetine mesaj verirken öte taraftan kendi içinde gurbetçi-yerli ayrımının derinden yaşandığı Türk Milli takımına da ders veriyor. Hiddink'ten en büyük beklentim takım içindeki gurbetçi-yerli ayrımının önüne geçmesidir. Önümüzde İspanya gibi bir örnek duruyorken hala daha yerli futbolcuların gurbetçi futbolcuları dışladığı bir milli takım yapısı görmek istemiyorum.

9 Mayıs 2010 Pazar

Mourinho's Chelsea vs Ancelotti's Chelsea...

Chelsea taraftarı ne düşünmektedir tam olarak bilemem ama Ancelotti'nin Chelsea'si ile Jose Mourinho dönemindeki Chelsea seyir zevki açısından karşılaştırıldığında Ancelotti'nin takımı oldukça ağır basıyor bana göre. Elbette uzun bir aradan sonra Jose Mourinho döneminde kazanılan lig şampiyonluğu çok daha fazla zevk vermiştir bu yıl kazanılan şampiyonluğa göre. 50 sezonluk hasretin bitişi elbette 2004-05 şampiyonluğuna ayrı bir anlam vermiştir ama istatistikler göz önünde bulundurulduğunda Jose Mourinho "savunma uzmanı" kazanan bir takım, Ancelotti ise "hücum azmanı" keyif veren bir takım yaratmıştır. Mourinho dönemine bakıldığında 04/05 sezonunda Arsenal, 05/06 sezonunda ise Manchester United ile şampiyonluk yarışında çekişmiş Chelsea.


İlk yıl ikinci olan Arsenal 83 puan alırken Chelsea ise efsane bir sezon geçirerek hem 95 puan ile EPL puan rekorunu kırıyor hem de en yakın rakibine 12 puan fark atıyordu. Bu tablo oluşurken Jose Mourinho'nun en büyük silahı savunması oluyordu. Sezon boyunca sadece 1 kez yenilen Chelsea, rakibi Arsenal gibi 8 beraberlik alırken rakibinden 4 galibiyet fazla almıştı (29). Rekor puan kırarken ise sezon boyunca yediği sadece 15 gol ile 116 yıl önce Preston North End'in kırdığı bir sezonda en az gol yiyen takım rekorunu egale eder. İşin hücum kısmı ise savunma kadar parlak değildir. 12 puan fark ile şampiyon olan Chelsea attığı 72 gol ile 87 gollü Arsenal'in tam 15 gol gerisinde kalmıştır.


2005/06 sezonunda ise Chelsea Manchester United ile kapışırken önceki sezona göre biraz düşüş yaşamakla birlikte bu sefer 91 puan ile şampiyonluğu elde etmiştir. Geçen sezon tek yenilgi alan Chelsea bu sezon 5 yenilgi alsa da bu defa daha az beraberlik alarak önceki sezonun galibiyet (29) ve gol sayısına (72) yine ulaşır. Bu sezon artan mağlubiyetlerin etkisiyle yenilen gol sayısı 15'ten 22'ye çıkar. Takipçi Manchester United ise önceki sezonun ikincisi Arsenal gibi 83 puan alır ve 8 puan fark ile ikinci olur. Chelsea gibi sezonu 5 yenilgi ile kapayan United ile şampiyon arasındaki farkı United'ın Chelsea'den 4 fazla olan beraberlikleri (8) belirler.


Ancelotti ise bu sezon geldiği EPL'de Mourinho'dan farklı bir performans gösterdi. Elde ettiği 86 puan ile şampiyon olan Ancelotti'nin takımı Mourinho'nun şampiyonluklarında geçtiği 90 barajının altında kaldı. Keza galibiyet sayısında 27 galibiyet ile Mourinho'nun 29 çıtasına ulaşamadı. İşin savunma kısmını pek beceremeyen Ancelotti Chelsea'si 2009/10 sezonunda tam 32 gol gördü kalesinde. Savunma master'ı Mourinho Chelsea ile yaşadığı üst üste 2 şampiyonluk sezonunda toplamda 37 gol yemişti (15-22). Mourinho iki sezonda toplam 6 yenilgi alırken (1-5) Ancelotti bu sezon 6 yenilgi aldı. Defansif olarak Mourinho'nun gerisinde kalan Ancelotti ofansif olarak ise efsanev bir sezon geçirtti Chelsea takımına. İlk sezonunda ikinciden 15 gol az atan ikinci sezonunda ikinci ile aynı sayıda gol atan Mourinho'nun Chelsea'si şampiyon olmuştu. Ancelotti yönetimindeki Chelsea ise bir sezonda attığı tam 103 gol ile EPL tarihinin gol rekorunu kırdı. 103 gol demek Mourinho Chelsea'sinden tam 31 gol fazla gol atmak manasına geliyor. Mourinho'nun takımı 87 gol atan Arsenal'den 15 gol az atarken Ancelotti'nin takımı 86 gol atan United'dan tam 17 gol fazla attı. Daha başka bir ifadeyle neredeyse Mourinho'nun takımının iki senede yediği golü tek sezonda yiyen savunma futbolunun doğduğu topraklardan gelen "Has İtalyan" Ancelotti'nin takımı bu nispeten kötü savunma karnesine rağmen sezon sonunda 71 gol averajı elde etti. Ki tekrarlamakta fayda var Mourinho iki sezon üst üste şampiyon olurken 72'şer gol atmıştı takımı. Ancelotti'nin attığı ile yediği arasındaki rakam ise 71.


Nihai olarak iki teknik direktör insan olarak ne kadar farklı karakterde iseler oyun anlayışı olarak da o kadar farklı karakterlere sahipler. Kriz yönetimi konusunda başarılı ve savunma sanatı ustası Jose Mourinho 3 puan söz konusu oldu mu Ancelotti'nin ilerisinde gözüküyor ki kulüp yönetimleri için Ancelotti'ye göre açık ara daha öncelikli bir seçenek halinde Portekizli teknik adam. Ancelotti ise hem daha az karizmatik ve sessiz yapısı hem de Mourinho'ya göre "Winner" sıfatına daha az uygun olması nedeniyle her zaman Mourinho'ya göre daha geri planda kalacak gibi ama futbol sahasına şeref tribününden değil de kale arkasından bakan futbolseverlerin bakış açısıyla Ancelotti Chelsea'sinin Mourinho Chelsea'sine göre çok daha izlenebilir ve keyif verici bir takım olduğunu düşünmekteyim.

8 Mayıs 2010 Cumartesi

İyi Ki Doğdun Büyük Kaptan!

Buon Compleanno! Franchino "Franco" Baresi- 8 Mayıs 1960.

6 Mayıs 2010 Perşembe

Efsane Goller Vol.6: Daniele Massaro vs Monaco...

video
Bu seferki efsane gol bir Şampiyonlar Ligi yarı final maçından. 1993-94 sezonu Şampiyonlar Ligi yarı final eşleşmesinde Milan-Monaco San Siro stadında karşılaşırlar. Desailly, Albertini ve Massaro'nun golleriyle Monaco'yu 3-0 mağlup eden Milan finalde Barcelona'nın rakibi olur. Massaro'nun attığı gol ise asist ve son vuruş göz önünde buşundurulduğunda efsane goller serisinde kendisine yer bulur. 70. dakikada Paolo Maldini'nin kendi sahasının sol kanadından sağ ayağıyla Monaco defansının arkasına gönderdiği müthiş pas ve pozisyonu takip eden Massaro'nun Monaco kalecisi Ettori'yi tabiri caiz ise dağıttığı müthiş vuruşu ve gelen gol. Herhalde Ettori bir Massaro'nun golünde bir de Prekazi'nin frikiğinde bu kadar zor duruma düşmüştür. İyi seyirler.

4 Mayıs 2010 Salı

Turgay Şeren&Puskas - Bobby Robson& Ziya Şengül...


Eski güzel günler. O zamanlar ne Telegol var ne de Ali Sami Alkış! Turgay Şeren& Ferenc Puskas ve Bobby Robson&Ziya Şengül...

2 Mayıs 2010 Pazar