
"Biz futbolun sahte dünyasının içindeyiz. Bu tamamen düzmece bir dünya. Bize basit bir oyun oynamamız için milyonlarca dolar ödeniyor. Ama biz sadece sistemin devam etmesi için kendini satan köleleriz. Ben sadece futbolcu Almeyda değilim. Bir insanım, bir babayım ve bir çiftçiyim. İşte bu benim. Ve futbolun içinde kaldığım her gün gerçek Almeyda’dan uzaklaşıp, kişiliğimi yitiriyorum" Jesus Almeyda
George Best, Johann Cruyff, Marco Van Basten, Gary Lineker, Raul, Puskas, Di Stefano, Kubala, Kocsis, Gianni Rivera, Roberto Baggio, Zico, Socrates, Platini, George Weah, Johann Neeskens, Dejan Savicevic, Ryan Giggs, Karl Heinz Rummenigge, Oleg Blokhin, Luis Figo, Eusebio, Rui Costa, Michael&Brian Laudrup, Eric Cantona....



- İlk maçlardaki performansları itibariyle Jo'nun sene sonu bonservisi alınabilir diye düşünüyordum ama Giovani'de ki gelişim ve fiziki yükselişi görünce çok daha az sorunlu bir oyuncu olan Giovani'nin bonservisinin alınmasının daha mantıklı olabileceği fikri ağır basıyor.
- Keita'ya maçın başında durduk yere su şişesi atan organizmanın zekasından şüphe ettim. Tabi Keita'nın da sanki ayağına asit sıçramışcasına bileğini tutarak sahaya su atan aptalın asistini gole çevirdi ve tepkileri ve baskıyı üzerine çekti. Yeri gelince rakibine dirseği çakan yeri gelince su'dan nem kapan Keita güzel oyunuyla inşa ettiği sempatik imajını her defasında yıkmayı beceriyor. İbrahim Üzülmez her maçında rakiplerini tekme-tokat-dirsek ile taciz edip bunlar yanına kar kaldığında "dinsizin hakkından imansız gelir" misali Keita'nın dirseğini kafasına yiyip oturmuştu. Keita'da yakında birisinden yiyecek dirseği-tokadı ama kimden gelir kısmeti Allah bilir? Bu kafayla şimdiye kadar sadece Roberto Carlos vakası yaşaması biraz şansına biraz da hakem hatalarına bağlı.
Şampiyonlar Ligi kuralarına bakınca Mayıs ayında bu sefer Bernabeu'da oynanancak bir Manchester United-Barcelona finali izleyeceğiz demek pek de süpriz bir tahmin olmayacak belki. Inter, Chelsea gibi büyük bir engeli aştıktan sonra CSKA eşleşmesi ile yarı final'e göz kırptı! Elbette bu sefer karşısında Chelsea gibi oynamaya çalışan bir takım değil Inter'e önlemler alan bir CSKA olacak. Geçen turun aksine bu turda favori olmak belki biraz zorlayabilir Inter'i ama bu turdan sonrası pek karanlık gözüküyor. Inter-CSKA'nın eleyeni Arsenal-Barcelona eleyeni ile yarı finalde karşılaşacak. Şu an Barcelona'dan sonra izlemekten en çok keyif aldığım takım Arsenal. Pas-tempo-yardımlaşma temeline dayanan hızlı ve keyifli futbollarını asla Barcelona kadar istikrarlı hale getiremeseler de Arsenal gününde olduğu zaman oyunuyla en az Barca kadar izlenilesi bir takım oluyor. Ama takım müdafasındaki zayıflıkları ve tecrübe farkının da etkisiyle Barcelona büyük bir süpriz olmazsa yarı finale çıkar. Olası eşleşmeler göz önünde bulundurulduğunda ise Barca finale çok yakın denilebilir. Grup maçlarında bir dereceye kadar direnebildiler ama eleme turunda Inter'in Barcelona'ya karşı turu geçmesi mucize olur. Tabi Barca oyunun kader anlarında 10 kişi kalmaz ya da Xavi-Iniesta-Messi 3'lüsü aynı anda sakatlanmazlarsa.
Diğer iki çeyrek final ise eşleşenler açısından özel manalara sahip. Lyon-Bordeuax maçı iki Fransız'ı karşılaştırması bir yana Lyon'un Fransa'daki saltanatını yıkan Bordeaux'a karşı Ligue 1'de alamadığı intikamı alabilme eşleşmesi oldu. Tabi Fransız futbolu açısından da bir açıdan iyi oldu bu eşleşme diyebiliriz. Olası United ve Barca eşleşmelerinde iki takımlarını birden kaybedebilirlerdi ama şimdi sonuç ne olursa olsun bir Fransız takımı Şampiyonlar Ligi yarı finalinde oynayacak. Son eşleşme ise Bayern Münih-Manchester United. Nou Camp'ta oynanan ve son dakikalarına Bayern'in 1-0 önde girip United'ın iki köşe vuruşunda maçı 2-1'e çevirdiği efsane final karşılaşması Şampiyonlar Ligi tarihinin en efsanevi maçlarından biridir. Şimdi çeyrek finalde karşılaşacaklar ama Bayern'in o dönemki Bayern ile uzaktan yakından alakası yok! En az Milan defansı kadar kötü bir defansa sahipler ki United'ın alacağı farklı bir galibiyet kimseyi şaşırtmamalı. Tüm bu eşleşmeler ışığında THY sponsorluğunda bir Şampiyonlar Ligi finali izleyeceğiz diye düşünüyorum!
2,5 yıldır sakatlıklar ile boğuşan Tobias Linderoth "Fanatik" gazetesinin haberine göre ülkesinde de futbola dönme konusunda bir ilerleme gösterememiş ve futbolu bıraktığını duyurmuş. Galatasaray yönetini her defasında belki geri döner ve orta sahadaki boşluğu doldurur diye Linderoth'un yolunu gözlemişti. Ama Linderoth'un geçirdiği bu nadir sakatlık-hastalıktan sonra sıradan bir insan için düşük tempoda koşmak bir yana merdiven çıkabilmek bile büyük nimet. Linderoth hem futbola dönebilme isteği hem de bakmak zorunda olduğu ailesi için dönmek için kendini çok zorladı ama mucize gerçekleşmedi ve Linderoth'un muzdarip olduğu dert bir türlü düzelmedi. Bu haberi duyunca aklıma ilk gelen şey ise ülkemize gelen her yabancı futbolcunun bir süre sonra "Futbolu bu forma altında bırakmak istiyorum!" açıklamalarıydı. Belki akıllardaki son bu değildi ama teorik olarak futbolu Galatasaray formasıyla bıraktı Linderoth. Kariyerinde yaptığı son sözleşme, terlettiği son forma Galatasaray forması oldu. Merak içindeyim Linderoth için jübile yapar mı Galatasaray yönetimi?
90'lı yılların başında Türk transfer piyasasında çokça gördüğümüz saçmalıkların bir benzeri bu sefer son anda direkten dönmüş. Bir Iorfa bir Francesco skandalı gibi bir Pedro skandalı yaşanıyormuş Dereağzı'nda. Dereağzı'na denenmek için gelen Pedro idmanda beğenilmemiş ve transferi gerekli görülmemiş. İdmana çıkması ve beğenilmemesi normal ama bu Pedro'da anormal olan bir şeyler var. Ta Brezilyalardan gelen Pedro'yu hangi yöneticinin ve kime sorarak denemeye çağırdığı belli değil. Herkes birbirine " Bu adam kim? İdmanda ne işi var?" diye sorarken Pedro da "Beni denemeye çağırdılar! Tek bildiğim bu!" der. Pedro'nun Fenerbahçe idmanında ne işi olduğunu ne Fenerbahçe'de ki sorumlular ne de Pedro öğrenemez. Fenerbahçe Pedro'yu beğenmez ve Pedro gazetenin deyimiyle "Fenerbahçe'de aradığını bulamaz!" ve ülkesine döner. Kimse de çıkıp sormaz "Kendisini kimin çağırdını bile bilmeyen adam ne aradı da burada bulamadı?" Haber-fotoğraf Gürcan Bilgiç...
Yavaştan Dünya Kupası'na yaklaşırken Kupalar tarihinin efsanevi maçlarını yad etmekte fayda var. Dünya Kupaları tarihinin şampiyon olamamakla birlikte en iyi futbol oynayan takımlarından biri olan 1974-Hollanda ekibinin statü gereği finale çıkacak takımı belirleyecek olan İkinci tur grup maçlarının ilki Arjantin'e karşıydı. Arjantin'de çok değil 4 sene sonra finalde Hollanda'yı devirecek olan Mario Kempes yedeklerde. Hollanda'da ise başta Cruyff ve Neeskens'in önderliğinde en gerideki oyuncusu ile en öndeki oyuncusunun arasındaki mesafeyi o yıllarda hiç alışılmadık bir biçimde tempolu oyunla kısaltmış ve İngilizlerin deyimiyle "Total Futbol" oynamaktaydılar. Arjantin'in kupalar tarihinde en çok ezildiği maçlardan biri sözünü ettiğimiz Hollanda-Arjantin maçını Hollandalılar oldukça akıcı ve rahat bir oyunla 4-0 kazanırlarken goller Krol, Rep ve Cruyff (2)'dan gelir. Maçın hemen başında Hollandalıların yaptığı önü kesilemez duvar pası organizasyonu sonrası Arjantin yedek kulübesindeki "Bu maç bitmez arkadaş!" bakışları zaten her şeyi anlatıyor. Bu maç ve o dönemki takım ile ilgili kapsamlı bilgi için Total Futbol'a başvurunuz. Şimdi orta şekerli bir fincan kahve yapın kendinize ve resitalin keyfini çıkarın.
"Using M.U.F.C. May Result In Serious Damage To Your Health" pankartı ve ortasında ipin ucunda sallanan Amerikalı "sahip" figürü. Milan maçında Old Trafford yine "Love United Hate Glazer!" nağmeleri ile inleyecek. Hem United taraftarı hem Milan kazansın gecenin sonunda!
The Guardian'ın haberine göre Rusya Futbol Federasyonu'nun yeni başkanı Sergei Fursenko önümüzdeki Avrupa Şampiyonası elemelerinde Rusya milli takımının başına geçmesi için İngiltere teknik direktörü Fabio Capello ile geçen hafta oynanan Chelsea-Man City maçı sırasında Londra'da görüşmüş. Hiddink'i Türkiye'ye kaptıran Rusya'nın hedefinde olan belli başlı kalbur üstü antrenörler arasında Capello ilk sıradaymış. İngiltere'den yüzde 50'si vergi olarak kesilmek üzere 6 milyon pound kazanan Capello'ya Rusların daha çok maaş verebilecekleri de Rus Sovietsky Sports gazetesine dayandırılarak iddia edilmiş. İngiltere'nin Capello göreve geldikten sonra geçirdiği değişimden -olumlu anlamda- sonra Rusların işi pek kolay değil gibi gözüküyor. Ama para Capello'yu cezbederse İngilizler dımdızlak ortada kalabilirler.
Pele'nin Cosmos yılları. Sol başta eşofmanlarıyla Cosmos antrenörü Bradley var. Hemen sağında ise sırayla Coşkun Özarı, Pele ve Ali Şen var. Coşkun Özarı'nın daha beyazlamamış saçları bir yana Ali Şen'in "binicem fıstığın üstüne vurucam kırbacı" imajı öte yana. Pele ve Özarı'nın gömlekleri ise evlerden ırak!
Dünya futbolunun ilk milli takımıdır fotoğraftaki Edinburgh'lu, Glasgow'lu efendiler. Sene 1895- İskoçya Milli Takımı.