BİY AD

28 Mart 2010 Pazar

Maçın Adamı: Selçuk Şahin...

- Öncelikle maçın adamından başlamak lazım. Selçuk özellikle ikinci devre Fenerbahçe orta sahasında basmadık yer bırakmayıp aldığı topları da yetenekleri dahilinde olabilecek en yüksek yüzdeyle kullandı. Fenerbahçe'nin zayıf karnı olacağı düşünülen orta saha defansif olarak beklentilerin üzerine çıktıysa bunda Selçuk'un payı büyük. Gol de vuruş güzel olmakla birlikte Leo Franco'nun büyük hatası olduğunu söylemek yanlış olmaz. İki takımın kaleci farkı Leo'nun yediği gol ve Volkan'ın son dakikada çıkardığı çatala giden toptan anlaşılabilir.

-Devre arası koşu istatistikleri aslında maçın Fenerbahçe ağırlıklı geçtiğini belgeler nitelikteydi. GS'da 5000 barajını bir futbolcu geçerken Fenerbahçe'de bu sayı 3'tü. Bir derbi deplasmanında nasıl oynanması gerekiyorsa öyle oynadı Fenerbahçe. Savunmada üst düzey yardımlaşma ileride GS orta sahasına baskı ve bulunacak savunma arkası koşusuyla gelecek bir gol. Gol kısmı dışında istediği herşeyi yaptı Fenerbahçe!

- Elano'nun sol kanata yakın oynadığı ilk 25 dakikada Fenerbahçe Alex'in de Topal karşısında diri oyunuyla özellikle sağ taraftan adeta yürüye yürüye Galatasaray sahasına giriyordu. Lakin eldeki oyuncuların hücum özelliklerinin düşük olması pozisyonlar Alex'in vereceği ara paslara mahkum etti. Bir kez Vederson ceza sahası çaprazında pozsiyona girdi. Geç kaldı. Bir kez Guiza pozisyona girdiği gördüğüm kadarıyla ofsayt olmayan pozisyonu yan hakem ofsayt vererek kesti. Geri kalan denemeler genelde ofsayt ve boş uzun toplar minvalinde bitti.

-GS ise gole daha ilk dakikada yaklaştı. Keita 40-45 arası sol kanada geçmeden evvel oldukça etkisizdi. Giovani ise topsuz oyunda yoktu ama hem sağdan hem soldan Jo'nun açtığı boşluklara sızdı ve oldukça tehlikeli bindirmeler yaptı. İkinci yarı ise yine Jo'nun çevirdiği topta vuruşu yandan auta gitti. Maçın en net pozisyonuydu ve belki de Galatasaray için kırılma anlarından biriydi. Müdafada çok iyi işler yapan fakat özellikle ikinci devre oyunun ofans kısmını neredeyse hiç beceremeyen Fenerbahçe geri düşseydi farklı bir maç izleyebilirdik. Rijkaard'ı eleştireceğim yegane husus Arda'nın oyuna girmesidir. Gerçi bildiğimiz Arda kendini oyuna zorla sokturmuş olabilir ama hiçbir maç bir insanın sağlığında önemli değildir. Bu isterse derbi olsun. Sahada attığı her adımda acı çektiği belliydi Arda'nın.

-Fenerbahçe tarafı adına Selçuk-Andre Santos ikilisi maçın en iyi performanslarını gösterirken bence Galatasaray'da gecenin en başarılı oyuncusu Jo'ydu. Uzun süredir Lugano'nun adam markajını bu kadar bertaraf eden bir forvet oyuncusu izlememiştim. Galatasaray'ın sıkıntı yaşadığı anlarda sakladığı toplar ve Fenerbahçe stoperlerin aldığı kafa topları ile takımını ileri taşıdı. Jo çok fazla pozisyona girememekle birlikte maçtaki Galatasaray ataklarının pek çoğunda arkadaşlarına açtığı koşu yolları ve indirdiği toplar ile pay sahibiydi.

- Maçın hakemler kötü performans gösterdiler. Guiza'nın net pozisyonu ofsaytla kesilirken 3 Galatasaraylı'nın 4-5 metre ileride açık şekilde ofsaytta olduğu pozisyona devam dediler ve az kalsın facia bir gole sebebiyet veriyorlardı. Bu iki fahiş hata dışında eleştirilebilecek şey Topal'ın normal sarı kartı verilirken Guiza'nın iki defa elle kontrolü tespit edildiği halde kart es geçildi. Gerçi sonuca etki eden bir hata olmadığı için görmezden gelinebilir.

- Sonuç olarak Galatasaray beklentilerin altında Fenerbahçe beklentilerin üstünde oynadı Sami Yen'de. Buna rağmen pozisyonlar itibariyle iki takımında beraberliği hak ettiği bir maçta Selçuk'un uzun mesafeli golü maçın seyrinin dşında süpriz bir sonuç çıkardı. Belirtmeden geçmeyeyim ama gördüğüm en kötü tribün performanlarından biriydi bu geceki Sami Yen performansı. Hani maç seyircisiz oynasaydı Galatasaray'ın daha çok işine gelirdi diye düşünüyorum. Özellikle Leo Franco'yu ıslıklayan taraftarlar galibiyeti Fenerbahçe'ye elleriyle verdiler. Guiza ıslıklandığında neler söylediysem şimdi de aynısını söylüyorum. Sahada hata bile yapsa senin takımın adına mücadele eden oyuncuyu ıslıklamak ayıptır, günahtır. Hele ki bu geceki rezil tribün performansından sonra (maç öncesini kenara bırakarak) sahadaki oyunculara böyle tepki göstermek Sami Yen tribünlerinin hakkı değildi.

- Bu arada bugün izleyince tekrar aklıma geldi de Nouma Beşiktaş'ta oynarken Fenerbahçe kalecisi Volkan olsaydı o sahada neler yaşanırdı acaba? Bir de ekranda Van Basten'i görmek hoş bir süpriz oldu.

Not: Rijkaard'da basın toplantısında Arda'nın değişikliğinin hatalı bir hamle olduğunu söylemiş az önce.

"Raul" Usulü Horozlanma...



26 Mart 2010 Cuma

Bergkamp'ın Sunderland Şaheseri...


Oyun zekası, top kontrolü, vuruş tekniği, stil, asalet. Bergkamp'ın Sunderland'e 1997 yılında attığı o golde ne ararsanız vardı. Keza gol sevincindeki "Biz ne yaptık yahu!" mimikleri bile bu golü ayrı bir yere koyar güzel goller ansiklopedisinin içinde. Bergkamp denilince akıllara hep Newcastle'a attığı gol gelir ama Sunderland'e attığı gol de bir başyapıttır Bergkamp golleri içinde.

24 Mart 2010 Çarşamba

Dünya Kupası Ne Kadar Kıstasdır?

George Best, Johann Cruyff, Marco Van Basten, Gary Lineker, Raul, Puskas, Di Stefano, Kubala, Kocsis, Gianni Rivera, Roberto Baggio, Zico, Socrates, Platini, George Weah, Johann Neeskens, Dejan Savicevic, Ryan Giggs, Karl Heinz Rummenigge, Oleg Blokhin, Luis Figo, Eusebio, Rui Costa, Michael&Brian Laudrup, Eric Cantona....

"Messi mi Maradona mı?" gibi gereksiz bir sorunun ardından çıkan tartışmalarda Maradona tercihinde bulunanların kullandığı yegane tezlerden biri "Messi önce Dünya Kupasını alsın o zaman kıyaslayalım!" lafı. Futbol görselliğe dayanan bir oyun kimilerine göre bir sanat olduğu için haliyle beğeniler de ister istemez kişiden kişiye değişiyor. Ben de Maradona tarafındayım fakat Dünya Kupası'ndan ziyade benim tercih sebebim Maradona'nın Messi'ye göre çok daha ileri seviyede sahip olduğu liderlik özellikleridir. Belki de orta sahanın ortası ya da forvet arkası oyuncularını kanat oyuncularına göre daha çok tercih etmem olabilir. Ama Dünya Kupası'nı almak şartını büyük futbolcu olabilmenin yegane koşulu olarak ortaya koymak ne kadar sağlıklıdır bundan emin değilim. Yukarıda ismi geçen efsanelerin ortak özellikleri hiçbirinin kariyerlerinde Dünya Kupası kazanamamış olmaları. Cruyff, Best, Puskas, Eusebio ilk göze çarpanlar. Elbette Dünya Kupası'nı kazanmak bir futbolcunun kariyeri için oldukça büyük bir başarı. Ama Materazzi'nin şampiyonluk yaşadığı Best'in ise hiç katılamadığı bir turnuvayı büyük futbolcu olmanın yegane koşulu olarak saymak fazla yüzeysel bir bakış açısına ait.

Diego'nun Napoli Günleri...

Pele mi? Maradona mı? Messi mi? Zidane mı? Cruyff mu? Best mi? Biraz uğraştığımızda böyle pek çok ismi kıyaslamak mümkün ama en güzeli kıyas yoluna gitmeden zevk alarak bu adamları izlemek. Ama madem Maradona-Napoli mevzuları dönmeye başladı biz de eskiye ait görselleri paylaşalım burada. Diego Napoli'de Serie A'yı dağıtırken...











23 Mart 2010 Salı

Özhan Canaydın Vefat Etti...

İyisiyle kötüsüyle, başarısıyla başarısızlığıyla yaptığı herşeyi çok sevdiği kulübü için yapmış, en kara gününde kendi takımını hezimete uğratan rakibini alkışlayarak asaletini bizlere göstermiş sadece Galatasaraylıların değil tanıdığım pek çok rakip takım taraftarının da saygı duyduğu saygın bir insandı Özhan Canaydın! Ailesine baş sağlığı kendisine Allah'tan rahmet dilemek boynumuzun borcu! Türk futbol camiası için fazla dürüst fazla düzgün bir adamdı.

22 Mart 2010 Pazartesi

Mario Balotelli En Sonunda Milan Formasını Sırtına Geçirdi!

Mario Balotelli daha önce bir alışveriş merkezinde Milan Store'dan kendine bir Milan forması alırken görüntülenmişti. Geçenlerde kendisi ile yapılan bir röportajda ise Milano şehri denildiğinde aklına gelen tek şeyin Milan olduğu, sıkı bir Milan taraftarı olduğu ve hatta kupadaki Novara maçı ve içerideki Manchester United maçlarında takımını (!) tribünden desteklediğini söyleyerek Inter tarafını hem şaşırttı hem kızdırdı. Bu sefer ise görüntülü bir vukuata imza attı Balotelli. Bugün (22 Mart) İtalyan Mediaset 5 kanalının yayınladığı bir programda Balotelli Milano'daki bir kafede yakalanır ve kendisiyle koyu bir sohbet yapılır.



Balotelli'nin Milan aşkının odak noktası olduğu ve Mario'yu biraz zor bıraktıran bu baskın-röportajda arkasında Balotelli yazan bir Milan formasını Mario'ya veren program sunucusu röportajı bitirip ayrılırken asıl bombayı patlatmak için mekanda bir adet gizli kamera ile çekime devam etmiş. Medya ve kameralar gitmeden önce kamera karşısında Milan formasına biraz uzak ve soğuk davranan Balotelli ortamdan kameralar ve gazetecilerin ayrılmasından kısa bir süre sonra kendisine verilen Milan formasını sırtına geçiriyor ve tabiri caiz ise nasıl durmuş misali etrafındakilere danışıyor. Inter bu tek taraflı aşkı ne kadar sürdürecek merak içindeyim. Şu an pek olası değil gibi ama Balotelli sürekli "Başkanım beni al!" diye diye en sonunda Milan saflarına katılacak gibi.

21 Mart 2010 Pazar

Trabzonspor vs Galatasaray: 1-0...


- Eskişehir-Ankara-Trabzon-Fenerbahçe serisinden alınacak 10 puan şampiyonluğu getirebilir diye düşünürken 3 maçta 6 puan kaybetmek takımı şampiyonluğun bir kaç adım gerisine attı. Şayet Bursaspor-Denizli maçında Bursaspor kazanırsa puan farkını 3 puan'ın üzerine çıkarmış olacak ki tek maçlık bir kredi takımın üzerindeki baskıyı azaltacaktır.

- Son 2 deplasmanda sağ açıkta Keita oldukça etkisizdi. Ama sonuca direkt olarak etki eden hatalar stoper-ön libero- sol bek mevkilerinden geldi. Eskişehir de Topal-Servet-Caner bugün Avni Aker'de ise Emre Güngör-Sarp- Barış Özbek 3'lüsün hataları skoru bu hale getirdi. Emre Güngör müthiş oynadığı maçta inanılmaz bir hata yaparak sonuca etki ederken Barış-Mustafa ikilisi ömür törpüsü görevi üstlendiler. Sarp refakatçi Barış ise ne yaptığı belli olmayan figüran görevindeydi. Tabi Mehmet Topal'ın savrukluğu ve Ayhan'ın fizik durumunu düşününce ortadaki sorunlu bölgede çözüm pek yakın gözükmüyor.

- Onur Kıvrak kurtarışları ve kazandığı özgüven ile Trabzonspor'un uzun yıllardır hasret çektiği güven veren kaleci olma yolunda hızla ilerliyor. Yan toplarda biraz da tecrübesizliğin etkisiyle yaptığı gereksiz çıkışları kontrol altına alabilirse Volkan Demirel ile birlikte Milli takımın ikinci kalecisi olacaktır Hiddink'in takımında.

- İlk maçlardaki performansları itibariyle Jo'nun sene sonu bonservisi alınabilir diye düşünüyordum ama Giovani'de ki gelişim ve fiziki yükselişi görünce çok daha az sorunlu bir oyuncu olan Giovani'nin bonservisinin alınmasının daha mantıklı olabileceği fikri ağır basıyor.

- Keita'ya maçın başında durduk yere su şişesi atan organizmanın zekasından şüphe ettim. Tabi Keita'nın da sanki ayağına asit sıçramışcasına bileğini tutarak sahaya su atan aptalın asistini gole çevirdi ve tepkileri ve baskıyı üzerine çekti. Yeri gelince rakibine dirseği çakan yeri gelince su'dan nem kapan Keita güzel oyunuyla inşa ettiği sempatik imajını her defasında yıkmayı beceriyor. İbrahim Üzülmez her maçında rakiplerini tekme-tokat-dirsek ile taciz edip bunlar yanına kar kaldığında "dinsizin hakkından imansız gelir" misali Keita'nın dirseğini kafasına yiyip oturmuştu. Keita'da yakında birisinden yiyecek dirseği-tokadı ama kimden gelir kısmeti Allah bilir? Bu kafayla şimdiye kadar sadece Roberto Carlos vakası yaşaması biraz şansına biraz da hakem hatalarına bağlı.

19 Mart 2010 Cuma

Şampiyonlar Ligi Finali THY Sponsorluğu'nda Olacak!

Şampiyonlar Ligi kuralarına bakınca Mayıs ayında bu sefer Bernabeu'da oynanancak bir Manchester United-Barcelona finali izleyeceğiz demek pek de süpriz bir tahmin olmayacak belki. Inter, Chelsea gibi büyük bir engeli aştıktan sonra CSKA eşleşmesi ile yarı final'e göz kırptı! Elbette bu sefer karşısında Chelsea gibi oynamaya çalışan bir takım değil Inter'e önlemler alan bir CSKA olacak. Geçen turun aksine bu turda favori olmak belki biraz zorlayabilir Inter'i ama bu turdan sonrası pek karanlık gözüküyor. Inter-CSKA'nın eleyeni Arsenal-Barcelona eleyeni ile yarı finalde karşılaşacak. Şu an Barcelona'dan sonra izlemekten en çok keyif aldığım takım Arsenal. Pas-tempo-yardımlaşma temeline dayanan hızlı ve keyifli futbollarını asla Barcelona kadar istikrarlı hale getiremeseler de Arsenal gününde olduğu zaman oyunuyla en az Barca kadar izlenilesi bir takım oluyor. Ama takım müdafasındaki zayıflıkları ve tecrübe farkının da etkisiyle Barcelona büyük bir süpriz olmazsa yarı finale çıkar. Olası eşleşmeler göz önünde bulundurulduğunda ise Barca finale çok yakın denilebilir. Grup maçlarında bir dereceye kadar direnebildiler ama eleme turunda Inter'in Barcelona'ya karşı turu geçmesi mucize olur. Tabi Barca oyunun kader anlarında 10 kişi kalmaz ya da Xavi-Iniesta-Messi 3'lüsü aynı anda sakatlanmazlarsa.

Diğer iki çeyrek final ise eşleşenler açısından özel manalara sahip. Lyon-Bordeuax maçı iki Fransız'ı karşılaştırması bir yana Lyon'un Fransa'daki saltanatını yıkan Bordeaux'a karşı Ligue 1'de alamadığı intikamı alabilme eşleşmesi oldu. Tabi Fransız futbolu açısından da bir açıdan iyi oldu bu eşleşme diyebiliriz. Olası United ve Barca eşleşmelerinde iki takımlarını birden kaybedebilirlerdi ama şimdi sonuç ne olursa olsun bir Fransız takımı Şampiyonlar Ligi yarı finalinde oynayacak. Son eşleşme ise Bayern Münih-Manchester United. Nou Camp'ta oynanan ve son dakikalarına Bayern'in 1-0 önde girip United'ın iki köşe vuruşunda maçı 2-1'e çevirdiği efsane final karşılaşması Şampiyonlar Ligi tarihinin en efsanevi maçlarından biridir. Şimdi çeyrek finalde karşılaşacaklar ama Bayern'in o dönemki Bayern ile uzaktan yakından alakası yok! En az Milan defansı kadar kötü bir defansa sahipler ki United'ın alacağı farklı bir galibiyet kimseyi şaşırtmamalı. Tüm bu eşleşmeler ışığında THY sponsorluğunda bir Şampiyonlar Ligi finali izleyeceğiz diye düşünüyorum!

18 Mart 2010 Perşembe

Yugoslav Faulü Değil! Brehme Faulü!

(Photo: Guy Jeffroy-Flash Press)

Futbol literatüründe bir kaç tür faul vardır. Yugoslav faulü, İtalyan faulü gibi. Bunlara bir de oyuncularla özdeşlemiş faul türlerini koyarsak listenin başlarında "Brehme faulü"nü görürüz. 1990 yılında oynanan Fransa-Almanya hazırlık maçından yansıyan bir kare Brehme faulüne örnek olabilir bilmeyenler için. Daha maçın ilk dakikalarından itibaren geride top kullanarak insiyatif almaya çalışan yeni nesil liberolardan Bordeaux'lu Didier Deschamps'ın bu niyeti Andreas Brehme tarafından art niyetli bulunmuş olacak ki Deschamps'ın ayağında topun ilk defa açıldığı an baldır ile dizin birleştiği yere Osmanlı tokadı misali bir Alman tekmesi koyuyor. Tekmeyi tam oturtamamış olacak ki Deschamps bir kaç dakika yerde kıvrandıktan sonra oyuna devam edebiliyor. Tabi ilerleyen dakikalarda Brehme'ye pek gözükmeden oyunu bitirmeye özen gösteriyor. Bir dönem Avrupa futboluna adlarını yazdırmış üst seviye futbolcuların bulunduğu bir kare. Deschamps, Brehme ve arka planda Hassler.

16 Mart 2010 Salı

Futbolu Galatasaray Forması Altında Bırakmak!

2,5 yıldır sakatlıklar ile boğuşan Tobias Linderoth "Fanatik" gazetesinin haberine göre ülkesinde de futbola dönme konusunda bir ilerleme gösterememiş ve futbolu bıraktığını duyurmuş. Galatasaray yönetini her defasında belki geri döner ve orta sahadaki boşluğu doldurur diye Linderoth'un yolunu gözlemişti. Ama Linderoth'un geçirdiği bu nadir sakatlık-hastalıktan sonra sıradan bir insan için düşük tempoda koşmak bir yana merdiven çıkabilmek bile büyük nimet. Linderoth hem futbola dönebilme isteği hem de bakmak zorunda olduğu ailesi için dönmek için kendini çok zorladı ama mucize gerçekleşmedi ve Linderoth'un muzdarip olduğu dert bir türlü düzelmedi. Bu haberi duyunca aklıma ilk gelen şey ise ülkemize gelen her yabancı futbolcunun bir süre sonra "Futbolu bu forma altında bırakmak istiyorum!" açıklamalarıydı. Belki akıllardaki son bu değildi ama teorik olarak futbolu Galatasaray formasıyla bıraktı Linderoth. Kariyerinde yaptığı son sözleşme, terlettiği son forma Galatasaray forması oldu. Merak içindeyim Linderoth için jübile yapar mı Galatasaray yönetimi?

15 Mart 2010 Pazartesi

Kimsin Sen? Çık Dışarı!

90'lı yılların başında Türk transfer piyasasında çokça gördüğümüz saçmalıkların bir benzeri bu sefer son anda direkten dönmüş. Bir Iorfa bir Francesco skandalı gibi bir Pedro skandalı yaşanıyormuş Dereağzı'nda. Dereağzı'na denenmek için gelen Pedro idmanda beğenilmemiş ve transferi gerekli görülmemiş. İdmana çıkması ve beğenilmemesi normal ama bu Pedro'da anormal olan bir şeyler var. Ta Brezilyalardan gelen Pedro'yu hangi yöneticinin ve kime sorarak denemeye çağırdığı belli değil. Herkes birbirine " Bu adam kim? İdmanda ne işi var?" diye sorarken Pedro da "Beni denemeye çağırdılar! Tek bildiğim bu!" der. Pedro'nun Fenerbahçe idmanında ne işi olduğunu ne Fenerbahçe'de ki sorumlular ne de Pedro öğrenemez. Fenerbahçe Pedro'yu beğenmez ve Pedro gazetenin deyimiyle "Fenerbahçe'de aradığını bulamaz!" ve ülkesine döner. Kimse de çıkıp sormaz "Kendisini kimin çağırdını bile bilmeyen adam ne aradı da burada bulamadı?" Haber-fotoğraf Gürcan Bilgiç...

Seedorf Vurdu San Siro Yıkıldı...



Ligde 2 maçta da ezeli rakip Inter'e yenilirsin. ŞL'de United'dan 7 gol yersin. Sonra herşey karanlığa gömülürken Muntari imdadına yetişir. 2 dakika içinde hem oyundan atılır hem Inter'in puanlarını Catania da bırakır. Evinde Chievo ile oynayacaksındır ve kazanırsan Inter ile puan farkı 1' e inecektir. United maçının yorgunluğu ve Chievo'nun Ronaldinho'ya vurduğu kelepçe umutları kırar! Gol gelmez hatta gelecek gibi bile gözükmez. Bir de Beckham'ı kurban verirsin bu gece! Gecenin rengi zifiri karanlığa doğru dönmektedir! Ta ki son dakika Seedorf akıllara zarar bir vuruşla topu ulaşılmaza gönderene kadar. O an San Siro yıkılır. Tiziano Crudeli adeta çıldırır. Bir golden fazlasıdır. Milan'ı tekrar Serie A'ya bağlar Seedorf'un golü. Seedorf vurur, San Siro yıkılır...

14 Mart 2010 Pazar

Rus Gazı !!!

Rus Gazı denilen ve genelde doğalgaz için kullanılan deyimin kökenlerine ait bir gazete küpürü. 1976 senesinde Türk Milli takımı o dönemlerde pek huyu olmayan güzel bir oyunla SSCB'yi İzmir'de mağlup eder. Yabancı basından yansıyan abartılı yorumları büyük puntolarla spor sayfalarına koyarak ülke futbol severlerine "Rus gazı"nın kralını verir spor basını. 1958 Brezilyasını yenermişiz. İngilizler önce Rus gazını veriyorlar sonra 8'er 8'er atıyorlarmış o zaman!

13 Mart 2010 Cumartesi

Hollanda-Arjantin... Efsanevi DK Maçları...1974

Yavaştan Dünya Kupası'na yaklaşırken Kupalar tarihinin efsanevi maçlarını yad etmekte fayda var. Dünya Kupaları tarihinin şampiyon olamamakla birlikte en iyi futbol oynayan takımlarından biri olan 1974-Hollanda ekibinin statü gereği finale çıkacak takımı belirleyecek olan İkinci tur grup maçlarının ilki Arjantin'e karşıydı. Arjantin'de çok değil 4 sene sonra finalde Hollanda'yı devirecek olan Mario Kempes yedeklerde. Hollanda'da ise başta Cruyff ve Neeskens'in önderliğinde en gerideki oyuncusu ile en öndeki oyuncusunun arasındaki mesafeyi o yıllarda hiç alışılmadık bir biçimde tempolu oyunla kısaltmış ve İngilizlerin deyimiyle "Total Futbol" oynamaktaydılar. Arjantin'in kupalar tarihinde en çok ezildiği maçlardan biri sözünü ettiğimiz Hollanda-Arjantin maçını Hollandalılar oldukça akıcı ve rahat bir oyunla 4-0 kazanırlarken goller Krol, Rep ve Cruyff (2)'dan gelir. Maçın hemen başında Hollandalıların yaptığı önü kesilemez duvar pası organizasyonu sonrası Arjantin yedek kulübesindeki "Bu maç bitmez arkadaş!" bakışları zaten her şeyi anlatıyor. Bu maç ve o dönemki takım ile ilgili kapsamlı bilgi için Total Futbol'a başvurunuz. Şimdi orta şekerli bir fincan kahve yapın kendinize ve resitalin keyfini çıkarın.

12 Mart 2010 Cuma

10 Mart 2010 Çarşamba

Elano vs Deivid de Souza: 2002 Brezilya Şampiyonası Finalleri...


2002 yılının aralık ayında Brezilya Serie A'nın şampiyonunun belirlenmesi için play-off finallerine kalan Corinthians ve Santos karşılaşırlar. Bu kapışmada zamanı gelince Türkiye'ye de gelecek pek çok oyuncu da forma giymiş. Corinthians'ın başında 96 Fenerbahçe'sinin hocası Carlos Alberto Parreira bulunurken Santos'un başında Brezilya milli takımlarının efsane kalecisi Emerson Leao görev yapıyor. 8 Aralık günü oynanan ilk maçı Alberto ve şimdi Sevilla'da forma giyen Renato'nun golleriyle 2-0 kazanan Santos bir hafta sonra yine aynı stadda oynanacak rövanşa avantajlı çıkıyordu. 15 Aralık 2002 günü Sao Paulo'nun Morumbi stadına rövanş için çıkan kadrolar şu isimlerden oluşuyordu. Parantez içlerinde şimdi ya da bir dönem oynadıkları kulüpleri oyuncuları ismen anımsatmak için yazdım.

Corinthians: Doni (Roma), Rogerio, Fabio Luciano (Fenerbahçe), Anderson (Lyon), Kleber, Vampeta, Fabinho, Marcinho, Deivid de Souza (Fenerbahçe) Guilherme, Gil.

Santos: Fabio Costa, Maurinho, Andre Luis, Alex (Chelsea), Leonardo (Benfica), Paulo Almeida, Renato (Sevilla), Elano (Galatasaray), Robinho (Real Madrid-City), Diego (Juventus), Alexandre,


(Maçın golleri)

75 bine yakın seyircinin izlediği mücadelede ilk gol yine Santos'tan gelir. Robinho alışılagelmiş bilek hareketleriyle Corinthians defansını zorlar ve sonunda penaltıyı kazanır. Kazandığı penaltı vuruşunu kendisi kullanır ve 37. dakikada 1-0 öne geçer Santos. Bu dakikadan sonra şampiyonluğun kazanılması için Corinthians'a gol yemeden atılacak tam 4 gol lazımdır. Skorun verdiği rahatlık ile Santos geriye çekilirken Corinthians goller bulup oyuna tekrar ortak olmak için sağlı sollu ataklar geliştirir. 74. dakikada sol kanattan kale alanı önüne gelen gönderilen kavisli ortaya kafayı vurup kalecinin solunda ağlara gönderen şu günlerde Fenerbahçe taraftarının eski formuna dönmesini dört gözle beklediği Deivid de Souza.


(Son 5 dakika ve maç sonu görüntüleri)

Atılan golün verdiği moral ile kanat akınlarını sıklaştıran Corinthians'ın hücumlarında atağa çıkan savunma oyuncuları eski FB'li Fabio Luciano ve daha sonra Benfica-Lyon formaları giyen Anderson'dur. 84. dakika da sol kanattan ters ayakla ceza sahasına şişirilen bir topa bu sefer harika bir zamanlamayla kafayı vuran Anderson skoru 2-1'e getirir. Uzatmalar ile birlikte 10 dakika civarı bir süre kalmıştır maçın bitmesine. Bundan önceki 10 dakika içinde Santos'a 2 gol atan Corinthians aynı performansı tekrar gösterip mucizeyi gerçekleştirip kupaya uzanmak amacıyla tüm hatlarıyla hücum etmeye başlar. Ama tribündeki taraftarların mucize bekleyişi sadece 4 dakika sürer. Robinho orta sahada buluştuğu topu Elano'ya verir, Elano depara kalkan Robinho'nun koşu yoluna doğru topu gönderir. Robinho ilk hamlede ona kayarak müdahale etmeye çalışan Fabio Luciano'dan sıyrılır. Hızlı bir şekilde ceza sahası içine girer ve topu altı pasın üzerine doğru koşu yapan Elano ile buluşturur. Elano'nun golüyle Parreira, futbolcular ve tribünlerin yarısından fazlasını oluşturan Corinthians taraftarı yıkılır. Son dakikada en azından taraftarlara bir galibiyet hediye etme amacıyla kazanılan korner atışında topluca ileri giden Corinthians kontra atakta gafil avlanır. Kornerde ceza sahası dışına çıkan topta Santos sol beki Leonardo ileri uçtaki Robinho'ya 40 metrelik uzun bir pas atar. Robinho kontorol altına aldığı top ile rakip ceza sahasına yaklaşır. Onu engellemeye çalışan rakip müdafacıların hızını keser ve tempo yu hafif azaltır. Bu arada Leonardo attığı depar ile ceza sahasına yaklaşmıştır. Robinho rakiplerinden sıyrılarak topu ceza sahasının hemen dışındaki Leonardo'ya atar. Leonardo önce rakibini ekarte eder aradından doksan'a gönderdiği topla Doni'yi mağlup ederek maçın son dakikasında Santos'u 3-2 öne geçirir. Bu gol ile hakem maçı bitirir. Bir tarafta Deivid şampiyonluğu kaçırmanın hüznünü yaşarken öte yanda Elano kupayı getiren golü atmanın sevincini yaşıyor.

9 Mart 2010 Salı

Warning!

"Using M.U.F.C. May Result In Serious Damage To Your Health" pankartı ve ortasında ipin ucunda sallanan Amerikalı "sahip" figürü. Milan maçında Old Trafford yine "Love United Hate Glazer!" nağmeleri ile inleyecek. Hem United taraftarı hem Milan kazansın gecenin sonunda!

8 Mart 2010 Pazartesi

Romano Fogli vs Dino Zoff...

Milan-Napoli karşılaşması. Milan'lı Romano Fogli penaltı için topuna başına gelir ve topu kalecinin soluna nişanlar. Napoli kalecisi İtalya Efsanesi Dino Zoff soluna doğru uçar ve topu sol elinin avucunda hapseder. Tarih 18 Kasım 1969 yer San Siro stadyumu.

6 Mart 2010 Cumartesi

Maç Yok, Emniyet Yok, Delikanlılık Var!!!

- İlk sitemim Emniyet müdürlüğü ve valilik özelinde olmak üzere kamu kuruluşlarınadır bugünkü olaylar ile ilgili. Polyanna dışında herkesin büyük olaylar-rezaletler çıkmasını tahmin ettiği kan çıkmasının süpriz olmayacağı Diyarbakır-Bursa maçının bu şartlar altında tarafsız bir sahada ve hatta seyircisiz oynanması gerekirdi bana göre. Göz göre göre rezalet çıktı. Baskı altında kalan hakemler ünlü "sulu derbi"deki gibi maçı ne olursa olsun bitirmeye çalıştılar lakin yan hakemin kafasına gelen kaya parçası buna engel oldu. O kayayı sahaya fırlatan "ruh hastası" isabet ettiremeseydi bu maç isabet ettirene kadar devam edecekti ya bu ayrı bir rezalet.

- Kabul edelim veya reddedelim bu ülkede her kesimin her şehrin etiketleri var. Haklı veya haksız olarak. İzmir'e "gavur" denilir, Konya'ya "yobaz" denilir. Bir kesim Bursa'ya "faşist" derken bir kesim Diyarbakır'a "hain" der. Lakin bu etiketlerin kılıfı altına saklanıp ilşi şiddete döken herkesin kullandığı ortak tek bir etiket var: Delikanlılık. "Bu şehri onlara mezar ederiz." "Burası X yok öyle!" diyen şehrine gelen rakibini sanki şeytan taşlıyormuşcasına taş yağmuruna tutan Diyarbakırlı da ilk maçta rakip taraftarının anasını-avradını-hainliğini-şerefini bırakmayan bir kısım(!) Bursaspor taraftarı da yaptıklarını "delikanlılık" kisvesi altında meşrulaştırıyor! Anadolu insanı misafirperver denilir ya TRT 4'te Gezelim Görelim'de! Yalan olmuş o Anadolu insanı! Ne Batı'daki ne Doğu'dakin de, bıraktım misafir perverliği düşmanlığın bile raconu kalmamış! Diyarbakır ligde kalırsa sene Bursa'ya nasıl gelecek, rövanşında Bursa Diyarbakır'a nasıl gelecek? Şayet doğudan batıya stadları dolduran taraftarların "delikanlılık" ve "misafirperverlik" anlayışıları buysa ne delikanlıyım ne de misafirperverim!

- Kafalardaki algılar etiketler ile öyle şekillendirilmiş ki "terörist" sadece Doğu'dan, faşist ise sadece "Batı"dan çıkar zannediyoruz. Diyarbakır'da olaylar çıkaran grup olay çıkarma sebepleri nedeniyle su katılmamış "faşist"dir. Keza Diyarbakır'ın gittiği deplasmanlarda tezahüratlar ile "ırkçılık" meltemleri estiren batılı taraftar da "terörist-hain" diye etiketlediği düşmanları kadar "terörist ve ayrımcı"dır.

- Konuşulacak futbol namına bir şey yok işin en acısı! Yazılanların hepsi ülkenin sosyo-ekonomik sorunlarının stadyumlara yansıması fakat 22 futbolcu ve top denkleminde bir lig maçı ile ilgili neredeyse hiç bir şey yazamıyoruz! yine de kendimizi zorlarsak sürekli destek yerine köstek olan taraftarı ile sezon bitene kadar bir daha buluşamayacak (5-6 maç ceza gelir herhalde yine) Diyarbakırspor taraftarsız çok daha başarılı olur diye düşünüyorum. Hala ligde kalma ihtimalleri yüksek! Bursaspor ise zirve yürüyüşüne devam edecek gibi gözüküyor. Ortada oynanabilen bir maç olmadığı için Bursa'nın oyunu hakkında maalesef bir şey yazamayacağım! Allaha şükür şu gün yaşanan olaylarda can kaybı yaşamadık. Yoksa kıçı kırık bir TSL maçı için kaybedilen canın hesabını ne Valilik ne Emniyet müdürlüğü ne de TFF verebilirdi. Çünkü iki kulüpten önce asıl suçlu çıkacak olaylara davetiye çıkartan güvenlik güçleridir. İnsan sormadan edemiyor Diyarbakır'a ABD başkanı gelseydi o şehirde havada güvercinden serçeden başka uçan bir şey görebilir miydik?

5 Mart 2010 Cuma

Hiddink Out -> Capello In...

The Guardian'ın haberine göre Rusya Futbol Federasyonu'nun yeni başkanı Sergei Fursenko önümüzdeki Avrupa Şampiyonası elemelerinde Rusya milli takımının başına geçmesi için İngiltere teknik direktörü Fabio Capello ile geçen hafta oynanan Chelsea-Man City maçı sırasında Londra'da görüşmüş. Hiddink'i Türkiye'ye kaptıran Rusya'nın hedefinde olan belli başlı kalbur üstü antrenörler arasında Capello ilk sıradaymış. İngiltere'den yüzde 50'si vergi olarak kesilmek üzere 6 milyon pound kazanan Capello'ya Rusların daha çok maaş verebilecekleri de Rus Sovietsky Sports gazetesine dayandırılarak iddia edilmiş. İngiltere'nin Capello göreve geldikten sonra geçirdiği değişimden -olumlu anlamda- sonra Rusların işi pek kolay değil gibi gözüküyor. Ama para Capello'yu cezbederse İngilizler dımdızlak ortada kalabilirler.

4 Mart 2010 Perşembe

Daniel Guiza Futbol Okullları !!!



Herşeyin başı eğitim! Anneler-babalar dikkat!

Coşkun Özarı- Pele- Ali Şen...

Pele'nin Cosmos yılları. Sol başta eşofmanlarıyla Cosmos antrenörü Bradley var. Hemen sağında ise sırayla Coşkun Özarı, Pele ve Ali Şen var. Coşkun Özarı'nın daha beyazlamamış saçları bir yana Ali Şen'in "binicem fıstığın üstüne vurucam kırbacı" imajı öte yana. Pele ve Özarı'nın gömlekleri ise evlerden ırak!

3 Mart 2010 Çarşamba

İskoçya-1895...

Dünya futbolunun ilk milli takımıdır fotoğraftaki Edinburgh'lu, Glasgow'lu efendiler. Sene 1895- İskoçya Milli Takımı.

2 Mart 2010 Salı

Bernabeu'da 3 Yıldız: Didi-Di Stefano-Puskas...

Futbolculuğunda Brezilya antrenörlüğünde Fenerbahçe efsanesi haline gelen Didi'nin Avrupa Kıtasında futbol oynadığı tek sezon olan 1959-60 sezonu başından müthiş üçlemeli bir fotoğraf. Santiago Bernabeu'nun çimleri üzerinde 3 büyük futbolcu: Didi, Di Stefano ve Puskas.

1 Mart 2010 Pazartesi

Dejavu: Alex & Hagi... Sağ Ayak Voleleri...

video

İki tane giriş, gelişme ve sonuç olarak birbirinin aynı mükemmel gol. Rakipten kapılan top sonrası hızlı bir sağ kanat akını, devamında kanat oyuncusunun ayağının üstüyle penaltı bölgesine doğru çıkardığı topa takımın sol ayaklı "10" numarasının sağ ayağında çıkardığı vole ve kalecinin uzanamayacağı köşeye giden gol! Alex de Souza- 28 Şubat 2010 - Gheorghe Hagi 11 Eylül 1999. Rakipler İBB ve Ankaragücü.

Görmek ...

"Siz hiç 8'de 8 gördünüz mü?" C. Daum

"Dünyanın tüm güzellikleri sadece görenlere verilmiştir!" Cemil Meriç