BİY AD

27 Şubat 2010 Cumartesi

Olympiakoslu Maradona!




Fotoğraflar 2006 Mayıs'ında Karaiskakis Stadı'nda çekilmiş. Olympiakos kulübünün davetlisi olarak Yunanistan'a gelen Maradona Olympiakos formasını sırtına geçirmiş ve Karaiskakis tribünlerini selamlayıp kısa bir şov yapmış izleyenlere. Önce Maradona'ya formayı giydirdiler. Sonra Zico'yu başlarına geçirdiler. Olympiakos'un tek sıkıntısı ikisinin de kısa süreli mutluluklar olmasıydı. Kulübün başında Kokkalis yer aldığı sürece durum bu şekilde devam edecek gibi gözüküyor.

25 Şubat 2010 Perşembe

Gecenin Özeti.........

Galatasaray'ın sol kanadını haşat eden müthiş bir Reyes. Elano çıkınca maruz kaldığımız Ayhan çilesi. 90 dakika ne yaptığını ciddi manada anlayamadığım - ki kendisini çoğu zaman savunurum- Musta Sarp. Ona 90 dakika sabreden Rijkaard. Caner'in yaptığı ve sonucunda bonservisinin Moskova'da kalmış olmasının resmi olan "ultra salaklık". Her takdir hakkını Atletico'dan yana kullanan orta hakem. 5 metre önünde Perea'nın eliyle araya girdiği topu gören - görmemesine imkan yok- ve vermeyen emek hırsızı şerefsiz hakem. Bunlardır gecenin akılda kalanları benim açımdan.

Atletico'ya yenilmenin anormal bir tarafı yok! Bu akşam özellikle ikinci yarı Atletico topun ve oyunun yegane hakimiydi. Sarp'ın etkisizliği ve ikinci yarı Ayhan'ın da o bölgeye geçmesi ile zaten topu sürekli ayağında tutan Atletico'dan topu alabilme imkanı GS için yok denecek kadar azaldı. Taç atışından yenilen ilk gol aslında GS'ın turu kaybettiğini belgeleyen gol oldu. İleri uçta ezilen Arda'nın etkisizliğine Elano'suzluk da eklenince GS'ın 3-4 pas yapamadığı rakibine 2 gol atması neredeyse imkansızdı. Ama önceden belirttiğimiz gibi Atletico'nun savunmasının üzerine oyunu biraz yıkabilirse GS bir şekilde golü bulacaktı. Ki Arda'nın kestiği ortaya gecenin en istekli oyuncusu Keita'nın kafa golü geldi. Arda-Keita yapımı bu golde Atletico savunmasının da etkisi büyüktü. Ardından oyun yine Atletico tahakkümüne girdi. Penaltılara kalmadıkça GS'ın gol atması ve kazanması imkansız gibi geliyordu ki Caner kendi zorladığı bir pozisyonda Perea'ya penaltı yaptırdı. Lakin 5 metre önünde Perea'nın çeldiği topu gören ve vermeyen karaktersiz hakem müsveddesi GS'ın eline geçebilecek yegane şansı öldürdü. Ardından birkaç dakika içinde en hafif tabir ile "Salaklık" olarak adlandırabileceğimiz Caner'in üst üste aldığı iki sarı kart ile oyundan atılması GS'ın tur şansının kürtajı manasına geliyordu. İlk devre takım savunmasında etkili olan defans hattı ikinci devre önlerindeki Ayhan-Sarp (Topal çok iyiydi bu akşam onu ayırıyorum) ikilisinin de katkılarıyla bireysel nitelikli Atletico ataklarında dağıldı. İlk golde Uğur-Neill adamlarını kaçırdılar. Hakan Balta 70 metre ilerinden gelen topta bile Reyes'i arkasına kaçırdı. Tabi Hakan Balta ne kadar kötüyse Reyes o kadar müthişti. İki maçta da adeta tek başına fark yaratan isim oldu. Servet ilk maçta isteyerek yapamadığını bu maçta yanlışlıkla yaptı ve Aguero'yu gazi mertebesine ulaştırdı. O Servet son dakikada önce peşinden koştuğu Forlan'ı anlamsız bir biçimde bir an takip etmeyi bıraktı. Reyes'in pas atabileceği tek adam olan Forlan'ı böyle akıl aslmaz şekilde takip etmeyi bırakınca Forlan topu rahatça aldı, açık alanda yakaladığı Servet'i tek hamlede geçti ve plaseyle golü attı.

Maçın kötüleri Mustafa Sarp-Ayhan. Daha kötüleri Rijkaard ve orta hakem. Rezilleri ise kale arkası hakemi adındaki hırsız ve satış opsiyonunu yakan Caner'dir.

23 Şubat 2010 Salı

Asist Daum'dan Gol Maraton'dan...

Neden geldim istanbul'a....tutuldum kaldim avare........... aaaaaah gelmez olaydım aaaaaah gelmez olaydım. (Asist Ortega)

Formsuz diye bir adamı binlerce kişinin yuhalaması ayıptır, onu taraftarın önüne yuhalansın diye atmak günahtır! Daum asist yaptı tribün golü attı demek gecenin özetidir. Nonda'yı yuhalayanları susturan tribün insanlarına selam olsun!

21 Şubat 2010 Pazar

Beşiktaş:1 Galatasaray:1...

- Takımlar sahaya dizildiğinde Beşiktaş için yegane gol yolunun rakibin sağ kendi sol kanatları olduğu gözüküyordu ki ilk devre Keita geriye hiç gelmeyerek bu durumu somutlaştırdı. Mevcut organizasyon eksikliği ve bireysel yetenek potansiyeli ile Beşiktaş'ın rakibine gol atmak için iki yolu vardı. Ya duran toptan bir gol bulacaktı ki bir karambolde beraberlik golünü buldular. Ya da İbrahim ve Ekrem'in sol kanat akınları ile kanat baskınları yapacaktılar. Keita'nın noksanlığı ve Uğur'un Bank Asya yedekliği seviyesindeki oyunu ilk yarı Beşiktaş'ın sol kanadı yer altı madeni gibi sürekli işlemesine mahal verdi. Holosko ve Nobre ile iki defa çok tehlikeli bir şekilde gole yaklaştılar. Holosko'nun pozisyonunu izlerken gol değil diye yorumlamıştım. Maç sonu Lig TV'de gösterdiği üzere tamamı çizgiyi geçmemiş topun. GS ise ilk devre Barış'ın iki kafa vuruşu ve Keita'nın kaleyi uzaktan yokladığı yarım pozisyon bulabildi.


-İkinci yarı ise Keita'nın Uğur'un önünde pozisyonunu kaybetmeyecek şekilde Ekrem-İbrahim kanadının ortasına yerleşmesi Beşiktaş'ın tek gol yolunu kapadı ki duran toptan gelen gol ve Uğur Uçar'ın ıska geçtiği topta Ekrem'in zayıf vuruşu dışında Beşiktaş ikinci yarı İnönü'de hiç pozisyona giremedi. İkinci yarı aynı Madrid deplasmanındaki gibi yine hareketlenen ve kendini bir derece oyuna veren Keita Perşembe gecesi kadar dominant olmasa da İbrahim Üzülmez'in hücum etkinliğini sıfıra indirdi. Jo'nun girmesiyle uzun bir aranın ardından santraforlu oyuna dönen Galatasaray'da kısa bir süreliğine de olsa Arda-Keita-Elano üçlüsü gerçek mevkilerinde oynadılar. Bence Galatasaray tarafında maçın adamı olan Elano'nun arkasındaki Topal-Barış ikilisinin desteğiyle orta sahada Ernst-Fink ikilisine üstünlük kurması Beşiktaş'ın hücumu ile savunması arasındaki bağlantıyı kopardı. Elano'nun sol ayağıyla yoklama çektiği ve Rüştü'nün çıkardığı pozisyon golün habercisiydi ki bir süre sonra Sivok'un hatasından GS golü buldu.

- Gol sonrası Arda ve Elano değişiklikleri GS'ın topu ayağında tuttuğu sürenin aşağılara çekilmesi manasına galiyordu. Lakin Beşiktaş topu rakip stoperlerin kafasına şişirmek ve çıkarken saçma sapan pas hataları yapmakla meşgul olduğu için rakibi üzerinde yine de çok büyük bir baskı kuramadı. Ardından Sivok'un duran top-karambol olarak özetlenebilecek golü geldi. İlk yarısı itibariyle BJK'nın ikinci yarısı itibariyle GS'ın galibiyete yakın olduğu maç beraberlikle bitti. Bay geçilen hafta alınan liderlikten ve Madrid deplasmanından sonra İnönü'den alınan 1 puan GS için tatmin edici özellikte ama Beşiktaş bugün kaybetmese de eksik ve yorgun rakibini İnönü'de yenemeyerek puan farkını azaltma fırsatını teperken bir yandan da mental olarak kaybeden taraf oldu. Puan farkı pek önemli değil kanımca ama gerek taraftar gerekse takımın içinde bulunduğu moral durumu göz önünde bulundurulduğunda Beşiktaş'ın ilk 2 şansının bugün oldukça azaldığını düşünüyorum. Şampiyonluk şansı ise ufukta görünmüyor.

- Hakem 3'lüsü maçın gerginleşmemesi konusunda başarılı gibi gözükse de Keita'nın kırmızı kartlık dirseği ve Toraman'ın greko-romen adam tutma tekniklerini gözden kaçırarak önemli hatalar yapmıştır.

Derbi 212....






Avrupa Yakası sakinleri akşam Dolmabahçe'ye çıkıyor.....
Kaynak: LigTv

19 Şubat 2010 Cuma

Marcello Lippi Aforizmaları...


"Eğlenmek için tiyatroya ya da operaya gidilir. Futbol sahasında herşey kazanmak içindir!" ( İtalyan Milli takımının oyunu niye izleyenlere keyif vermiyor sorusuna Lippi'nin cevabı)

"Serie A belki Avrupa'nın en iyi ligi değil ama kesinlikle en zor ligi. Çünkü liglerde görev yapan hocaların tamamı diğer meslektaşlarına göre çok daha iyi taktisyenler. Ne İspanya ne de İngiltere'nin alt ligleri Serie B ve Serie C kadar zor değil!"

" 2006'da istifa ettikten 2 ay sonra bu kararımdan pişmanlık duydum. Her olasılığa karşı diğer teklifleri reddederek İtalya Milli takımı için hazır bulundum. Donadoni başarılı olsaydı belki hala takımın başında olacaktı ama işler yolunda gitmedi ve ben tekrar milli takıma döndüm. Bir Dünya Kupası daha kazanmak istiyorum!"

"Turnuvada (2006) kaç gol attığımızı hatırlamıyorum ki bu aslında hiç önemli değil. Tarih kaç gol attığınızı değil kazanıp kazanmadığınızı yazacak. Favorilerden İngiltere ve Fransa'nın birer şampiyonluğu Arjantin'in 2 şampiyonluğu Almanya'nın ise 3 şampiyonluğu var. İtalya'nın ise tam 4 Dünya Kupası var. Bizi geçebilen tek ülke bir kupa farkla Brezilya!"

Fransa'da Ne Oldu? İspanya'da Ne Oldu?

- Bu gece gördük ki Fenerbahçe fizik olarak Lille'den güçlü bir takım ama Lille kadar atletik olmadıkları için Lille'in anlık tempo arttırışlarına karşılık veremediler. 2-1'lik skor deplasman maçı için avantaj ama Lugano'suz bir Fenerbahçe defansı kontra atak'a uygun bir hucüm hattına sahip Lille'e karşı daha temkinli olmalı. Bilica-Deniz ikilisi hatta yedekleri Önder'i de saydığımızda el bombası sıfatını hak edecek kadar istikrarsız bir yapı. Kadıköy'de Emre-Cristian'ın orta saha hakimiyeti Lille'in ileriyle bağlantısını koparır ki o zaman tur Fenerbahçe'ye gelir.

- Guiza'nın müthiş formsuzluğu Alex'in harika ara toplarının asist hanesine yazılmasını engelledi engellemesine ama Guiza dışında savunma arkasına forvet koşusu yapılmaması da ileride etkisizliğin bir nedenidir bana göre. Ayrıca tekrar belirtmek gerekir ki belki zorunluluktan oynuyor ama Özer'i kanat oynatmak Özer'in randımanını yüzde 20'ye indirmektir. Bugün Lille karşısındaki silik oyunu da buna en somut örnektir.


- Lille de Fenerbahçe de pek çok poziyona girdiler ama enteresan bir şekilde maçtaki 3 golde de bireysel hatalar ön plandaydı. Lille'in ilk golünde Volkan'ın ayağının dibine yatmaya çalışması ve ikinci golde Deniz'in asistine karşılık Vederson'un harika vuruşunda neredeyse penaltı noktasında yakalanan Landreau gecenin hata tahtasında yerlerini aldılar.

- Galatasaray ise Atletico maçının hakim olduğu karamsar ruh haliyle kaderine razı bir şekilde başladı maça. Atletico Barca maçı ile zirveye çıkan özgüven ile oldukça rahat ve düşük tempoda başladı oyuna. Caner'in iki gereksiz hareketi ile kazanılan frikiği Reyes tabiri caizse ölü noktaya gönderdi. Golden sonra Atletico taraftarının da şaha kalkmasıyla sağlı sollu zorlarken GS kalesini Galatasaray ise Arda'ya verilen toplar ile nefes almaya çalıştı. Simao'nun direkten dönen topu ile Aguero'nun karambol'de Leo Franco'ya nişanladığı toplar rakip adına diğer önemli pozisyonlarken Galatasaray da Mustafa Sarp'ın savunma arkasına sarktığı ve Servet'in kafa vuruşunu De Gea'nın çıkardığı iki pozisyona girdi.


- İlk yarı yokları oynayan Keita'nın ikinci yarı sağ kanada geçen Arda'nın da etkisiyle kaba tabir ile motoru ısıtması Galatasaray'ın topu ilerdie tutmasına yol açtı ki topu ileride tutan ve rakibe faul yaptıran Arda-Keita ikilisi başta Servet ve Neill ikilisi olmak üzere insiyatif kullanmayan Galatasaray geri hattına ihtiyaç duyduğu özgüveni verdi. Uğur Uçar son dönemdeki en iyi futbolunu oynadı ki ikinci yarı Keita'nın verdiği etkiyle GS rakibinin sol kanadını felce uğrattı. Keita öyle bir oyuncu ki kötü Keita Antalya'ya karşı bile saç baş yoldururken iyisi de Vicente Calderon' çizgi kenarlarını koridora çeviriyor.

- Galatasaray savunmasına baktığımızda Uğur Uçar bekinde Ujfalusi'nin oynadığı tek parçalı Atletico sol kanadını oldukça iyi savundu. Keita'yı kitlemeyi ilk yarı iyi beceren Çek savunmacı tek pozisyonda adamının kademesini kaybedince Galatasaray golü attı zaten. Hakan Balta Reyes karşısında zorlandı ama ters kademeleri ile güven verdi. Topal-Sarp ikilisi genelde vasat oynadılar. İkinci yarı Atletico topu ortaya sıkıştıranca bu ikili çok sırıtmadı ama özellikle Topal'ın pozisyon hataları ve Sarp'ın Avrupa için oldukça sırıtan yavaş futbolu ile defans önü ikilisi pek de sağlam bir görüntü vermedi. Servet yine birkaç defa yaptığı gereksiz çalımlar ile saç baş yoldurtsa da Neill'in kademesini iyi doldurdu. Neill ise enteresan bir oyuncu. Oldukça soğukkanlı ve özgüveni yüksek bir defans adamı olduğunu savunmadan top yaparak ya da alan kat ederek çıkma hususunda aldığı insiyatif ve yavaş yavaş geriye liderlik etme refleksleri bizlere gösteriyor. Gerçi bu özgüveni özellikle topu oyuna sokarken GS'ın bazen çıkışta top kaybetmesine neden oluyor ki bir gün bunun cezasını kesen takım olabilir. Açık alanda yakalandığı Aguero'dan 3 gün önce Puyol'un da yediği bel kıran çalımlardan iki defa yemesi korkuttu. Lakin topla rakip arasına girdiği vakit Forlan ve Aguero dahil rakip hücumcuların aktivitesini neredeyse sıfıra indirdi Neill. Bir de Leo Franco gitsin kaleye Aykut geçsin diyenler için farklı duygular yaşatan bir gece olmuştur herhalde. Belki GS'ın önceki kalecileri kadar iyi olmayabilir ama mevcut kadronun bir numaralı kalecisidir Leo Franco tüm hatalarına ve dengesizliğine rağmen.


- Gecenin sonunda Galatasaray ve Fenerbahçe de avantajlı skorlar aldılar. Her ne kadar kontra atak futboluna uygun bir hücum hattına sahip olsalar da deplasman performansı iç saha performansına göre zayıf olan Lille karşısında kanatlarını çalıştıran Fenerbahçe'nin rahatlıkla 2 ya da3 gol bulacağını düşünüyorum. Ama gerideki el bombalarıyla Lille karşısında gol yemeden geceyi bitirmeleri de zor gözküyor. Galatasaray'ın ise en büyük avantajı Atletico'nun kazanmak zorunda olan taraf olması gibi gözüküyor. Ama savunma yapma hususunda pek de parlak olmayan Galatasaray için bunun kağıt üzerinde bir avantaj olduğunu söyleyebilirim. Bana göre GS'ın en büyük avantajı bu gece ikinci yarı nispeten gördüğümüz özgüvendir. Aguero-Forlan-Simao-Reyes hattı korkutucu olsa da Atletico bu dağınık defansı Sami Yen'den gol yemeden çıkması büyük süpriz olacaktır.

17 Şubat 2010 Çarşamba

Everything is Something Happened!

Neeskens-Kewell-Rijkaard-Hiddink.... Güzel şeyler oluyor mütemadiyen. Hayırlara vesile....

16 Şubat 2010 Salı

Yoklama!!!


Dürüstlük... Yok!
İzleyiciye saygı ..... Yok!
Kalite...... Yok!
İş Ahlakı... Yok!
Ciddiyet... Yok!

Rant uğruna ayak oyunları... Burda!
Şark kurnazlığı.... Burda!
İzleyici ile dalga geçmek... Burda!
Yavşaklık... Burda!

Eklemek istedikleriniz varsa buyrun. Sansür yok!

15 Şubat 2010 Pazartesi

Previously...

Bir futbol maçı ancak bu kadar bir sinema filmi ya da ödüllü bir dizi gibi gösterilebilirmiş. "Previously" lafzı ve devamında yaşananlar.

Milan-Manchester United: 50 Sene Önce de Devler Kapışıyordu!

(Manchester United-Milan/ Old Trafford 1958)

Manchester United ve Milan en son San Siro'da Milan'ın 3-0'Lık galibiyeti ile sona eren yerı final rövanş maçında karşılaşmıştılar. Avrupa futbolunun bu iki devi dönem dönem yine Avrupa'nın 1 numaralı kupasında karşı karşıya gelmişlerdi. 1958 yılı Mayıs'ında Şampiyon Kulüpler kupası yarı finalinde iki takım karşı karşıya gelirler. Old Trafford'daki ilk maçta Uruguaylı efsane Schiaffino'nun golüyle öne geçen Milan bu skoru koruyamamış United önce Dennis Viollet'in golüyle beraberliği yakalarken 80.dakikada Ernie Taylor'ın penaltı golüyle karşılaşmayı 2-1 galip bitirir.

(Dennis Viollet'in Milan ağlarına gönderdiği beraberlik golü)

Rövanş maçında ise San Siro'da 80 bini aşkın Milan kendi taraftarının önünde Schiaffino (2), Liedholm ve Danova'nın golleriyle 4-0'lık bir galibiyet elde eder. Daha 3 ay önce futbol tarihinin en büyük trajedilerinden "Münih trajedisi"ni yaşayan United'ın bu yaralı ve travma geçirmiş haliyle final kapısından dönmesi o United takımının destansılığına en somut örneklerden biridir. "Münih Kahramanı" olarak adlandırılan kaleci Harry Gregg'in tüm çabalarına rağmen güçlü Milan karşısında tutunamamıştır United. Harry Gregg'in "kahraman" olarak adlandırılmasının sebebi Münih trajedisinde kendi hayatını tehlikeye atarak takım arkadaşları Jackie Blancflower, Bobby Charlton, Dennis Viollet ve hocası Sir Matt Busby uçak enkazının dışına taşımasıdır. O gün enkazdan kurtardığı Viollet'in Old Trafford'daki golüyle United rakibi karşısında avantaj yakalasa da eksik, yaralı ve travma geçirmiş takım rövanşta elenmekten kurtulamaz.

(Milan'ın 4-0 kazandığı rövanştan sonra İngiliz basınında maç analizi)

14 Şubat 2010 Pazar

Pazar Nostaljisi: Best-Moore-Marsh vs Hereford...

Blog'da hafta sonu nostaljisi için 1976-77 sezonundan Fulham-Hereford United maçına doğru geçmişe yolculuk yapıyoruz. Bu döneme sebeb-i ziyaretimiz o Fulham takımında forma giyen 3 büyük futbolcunun varlığı: George Best-Bobby Moore-Rodney Marsh. O dönem Second Division'da mücadele eden Fulham veteran efsanelerden bir üçleme yapıp taraftarlarına seyir zevki yüksek bir takım sunmak istemiş. Bir tarafta Pele'nin dünyanın en iyi futbolcusu dediği, Maradona'nın kendine idol seçtiği George Best, bir yanda 1966 Dünya Kupası'nda şampiyon olan İngiliz milli takımının efsane kaptanı, UEFA tarafından son 50 yılın en büyük İngiliz futbolcusu seçilen Bobby Moore ve bir QPR efsanesi olan "Ben beyaz Pele değilim! Pele siyah Rodney Marsh'dır!" diyecek mütevazilikteki (!) Rodney Marsh! 4-1 biten maçın özeti olan videoyu izlerken Best'in yaşlansa da top ayağındayken izlemeye doyulmayacak kadar zarif bir futbol oynadığını görebilirsiniz. Özellikle maçın ikinci yarısında George Best ile takım arkadaşı Rodney Marsh'ın ikili mücadeleye girmesi ve Best'in kendi takım arkadaşını çalımlaması da izlenmeye değer. Tabi bir Hereford United taraftarı değilseniz!

11 Şubat 2010 Perşembe

"İstiklal Marşı ile Başladık, Cenaze Marşı ile Bitirdik!"

Futbol olarak 20-25 sene önce pek parlak durumda değilmişiz ama söz konusu manşet atma olunca o dönemin basını çok daha nüktedan ve zekiymiş şimdiki muadillerine göre. 1984'te Türkiye ile Macaristan arasında oynanan ve kendi sahamızda 6-0 kaybettiğimiz maçtan sonra Milliyet Spor'un attığı başlık "İstiklal Marşı ile başladık, Cenaze marşı ile bitirdik" olmuş. "Bunlara bi ÇAKMAK lazım" ya da hakaret içeren bir el hareketini manşete koyup "FB taraftarının Aragones'e mesajı" diye manşet atanlar keşke manşet atarken yaptıkları esprileri bel üstünden düşünerek yapsalar diye temenni etmekteyim.

10 Şubat 2010 Çarşamba

Sami Yen'den Yansımalar...

- Hafta boyunca çok gürültü kopmasına neden olan hakem hatalarından biri bu sefer Galatasaray lehine oldu. Elano bu sene kazanılan en kolay penaltılardan birinde başroldeydi. Hafta sonu Sarp'ın Cangele'ye müdahalesine - ki bence de penaltı değildi ve hakem doğru karar verdi- penaltı verimezken bu akşam çok daha komik bir pozisyonda penaltı kararı çıktı.

- Galatasaray'da Neill ve Emre Güngör'ün iki bireysel hatası 2 gol ile cezalandırıldı. Emre Güngör ilk golde marke etmesi gereken adamı boş bırakıp gole sebebiyet verdi. Neill ise ofsayt pozisyonunu bozarak ikinci gole sebep verdi. Keza her ne kadar zor bir pozisyon olsa da Aykut'un Necati'den yediği çalımda Galatasaray kalecisinin yemeyeceği cinstendi.

- Anlık bireysel hata yapanlar karşın maç boyunca rezilleri oynayanlarda oldu Galatasaray'da. Dos Santos hala ortama yabancı. Keita Antalya'nın kanat direncine karşılık veremeyince önce içe katetmeye çalıştı daha sonra da kanat değiştirip oyundan iyice silindi.

-Tabi bir de Mehmet Topal var. Kalli döneminden beri mevcut yetenekleri olan top kapma ve pres yeteneğinin üzerine oyun aklı ve topu oyuna sokma gibi melekeleri kısmen de olsa katması beklenirken Topal tam tersine mevcut melekelerinde de geriye doğru dönüş yaşıyor. Topu çok eleştirilen Selçuk Şahin'den çok daha kötü kullanması bir yana iş oyunun müdafa kısmına gelince ligde gördüğüm en savruk ve en tedirgin futbolcu. Dişe diş mücadeleye giren, ikili mücadeleleri ile ön plana çıkan Topal şimdi girdiği her ikili mücadelede idman hunisi muamelesi gören, her an sakatlıktan kaçıyor gibi seke seke savrula savrula yalandan toplara giren, çalım yeme tiryakisi bir oyuncuya dönüştü. Kewell'ın stoper oynaması çok dalga malzemesi oldu ama şimdi gözüken o ki Kewell'ın stoper oynaması Topal'ın orta saha oynamasından çok daha mantıklı bir seçim. Şu Galatasaray orta sahasında sakat diye gönderilen Nonda oynasaydı Topal'dan kötü performans göstermezdi herhalde. GS elenmesine rağmen Topal çıktıktan sonraki kısa sürede huzur içinde bir maç izledim.

- Galatasaray'ın asıl sıkıntısının takım savunması olduğu bir kez daha ispatlandı. TSL ortalamasında sert savunma yapan Antalyaspor'a ikinci yarı 2 gol atığ pek çok pozisyona giren GS gösterdi ki topu ileriye taşıdıktan sonra hedef forvetsizlik bir yere kadar çözülebilir. Ama 70 dakikada kalene 1,5 defa gelen rakipten 2 gol yemeyi becerebiliyorsan ileride gerçekleştirdiğin varyasyonlar çöpe gitmiş oluyor.


- Antalya cephesine gelince Mehmet Özdilek elindeki kadroyla hem ligde hem kupada oldukça verinli bir dönem geçiriyor. Kadro olarak ligin en zayıf 5 kadrosundan birine sahip Antalyaspor. Buna rağmen Şifo Mehmet'in takımı fizik güç ve takım olarak oynayabilme konusunda pek çok Anadolu takımın önünde. Necati Ateş devre arasını oldukça iyi geçirmiş. Yeteneklerine rağmen fizik olarak çökmüş durumdaydı 2-3 senedir. Bu formu ve fizik durumuyla devam ederse sene sonu Kayseri hatta Trabzon saflarına geçtiğini görebiliriz Necati'nin. Emre Çolak'a yapılan müdahale dışında futbol dışı sertlik pek görmedik Antalya adına sahada. Antalya için olumsuz olarak son 10 dakika biraz abartılan sakatlık numaralarını ve Ömer Çatkıç'ın geleneksel Sami Yen performansını (!) gösterebiliriz.

İyi ki Doğdun Güzel İnsan!

"When a man lies, he murders some part of the world. These are the pale deaths which men miscall their lives. All this I cannot bear to witness any longer. Cannot the kingdom of salvation take me home?"



Cliff Burton: 10 Şubat 1962- 27 Eylül 1986

8 Şubat 2010 Pazartesi

8 Şubat : GATE 7 Kurbanları 29 Yaşında !

Bundan tam 29 yıl önce Karaiskaki Stadyum'u Yunan futbolunun en büyük trajedilerinden birine sahne olmuştu. 8 Şubat 1981 günü oynanan Olympiakos-AEK (Fotoğraftaki bilet bu maça aittir) maçı ev sahibi Olympiakos'un 6-0 gibi tarihi bir skor galibiyeti ile sonuçlanır. Bu müthiş galibiyetin sevinci ile kendin geçen Olympiakos taraftarları galibiyeti kutlamak için tribünün sahaya çılan kapılarına doğru akmaya başlar. Bu müthiş galibiyeti oyuncuları ile kutlamak isteyen binlerce taraftar kapıların hala açılmamış olması nedeniyle bir duvara çarpmış gibi olurlar.

GATE 7 taraftar grubuna da adını veren stadın 7 numaralı kapısının bulunduğu bölgede kapıların kapalı olmasından dolayı yaşanan hengamede en gençleri 14 yaşındaki Panagiotis Toumanidisi en yaşlıları 40 yaşındaki Dimitris Adamopoulos olmak üzere 21 Olympiakos taraftarı GATE 7'nin merdivenlerinde ezilerek can verir. (Fotoğraf hayatını kaybedenlerin tam listesidir)

Olympiakos kulübü her sene düzenlediği gibi bu sene de Karaiskaki stadyumunda o günün kurbanları için bir anma töreni düzenledi. Olaydan sonra Yunan yargısı olayla ilgili "kimsenin sorumlu olmadığı" gibi skandal bir kararla ölenlerin kemiklerini sızlatsalar da Olympiakos yönetimi taraftarlarını unutmamış ve o günden sonra olayların yaşandığı bölgede ölen taraftarları temsilen 21 koltuğu daima boş bırakma kararı aldılar.

7 Şubat 2010 Pazar

6 Şubat 1958.........

injured... injured... dead... injured... dead... missing... injured... dead... dead... missing... injured....
7 Şubat 1958 günü Daily Mail "Münih Trajedisi"nin bilançosunu poster üzerinden vermiş haber bekleyenlere. O "kara" günün en yürek burkan vesikalarından biridir belki de. Missing, dead, injured....

6 Şubat 2010 Cumartesi

Antrenör Trapattoni & Kaptan Zoff...

Juventus'un genç ve yetenekli teknik patronu Giovanni Trapattoni ve yanında takımın tecrübeli kaptanı Dino Zoff . 13 Ocak 1979...

5 Şubat 2010 Cuma

Hagi 45 Yaşında!

"Hagi sana 40 metre'den bir çakar nereye koyacağını bilemezsin o istatistikleri" Metin Türel'in Ersun Yanal'a söylediği güzel bir Türk atasözü!

5 Şubat 1965 günü Romanya'da doğan bir çocuk gelecekte hem Romanya'nın hem de Türkiye'nin futbol yazgısını en baştan hem de en güzel kafiyelerle yazar. Doğum günün kutlu olsun "kutlu çocuk".

Zemin Kurbanı Uğur'lar...

İki Uğur. Birisi Galatasaray'ın sağ bek'i ötekisi Fenerbahçe'nin sol kanadı. İkisinin de isimleri dışında pek ortak bir özellikleri yoktu bu akşama kadar. Artık ikisi içinde zemin gazisi diyebiliriz. Uğur Uçar kiralık döndükten sonra Kalli'nin takımına dönmüş ve altyapısından çıktığı kulüpte azminin karşılığı olarak formayı kolay kolay bırakmayacak şekilde sırtına geçirmişti. Ta ki dönemin federasyon'unun Konya'daki buz pisti misali zeminde GS-Konyaspor maçını tabiri caizse sorla oynattığı o kara güne kadar! Diz kapağı kırılan genç Uğur 1,5 sezon top oynayamadı. Bu sürenin neredeyse yarısında koltuk değnekleri ile yürüdü. Ne zaman düz koşu idmanı yapsa şişmiş dizi ile yarıda bırakıyordu çalışmayı. Gençliğinin ve geri dönme azminin sonucu olarak ancak bu sene takıma geri dönebildi.

Uğur Boral ise bir nevi Sabri misali sağı solu belli olmayan ve arada müthiş maçlar çıkarsa da genel de saç baş yolduran dengesiz ama bir o kadar dasavaşçı bir kanat oyuncusu. Roberto Carlos'un dönüşünden sonra 3 oyuncuya inen sol kanat rotasyonunda devre arasında fizik ve mental olarak epey mesafe katetmişti ve gösterdiği performans ile sezon boyu Kadıköy'de sol çizgiyi parselleyecek oyuncu olarak gözüküyordu. Fakat o da bu akşam zemin kurbanı oldu aynı genç adaşı Uğur gibi. Kadıköy'ün müthiş(!) zemininde bu zemine fazla bir oyun oynuyordu ki bu hatasını Saraçoğlu zemini ona pahalı ödetti. Ön çapraz bağlarında kopuk tespit edilmiş ve ameliyat edilecek. Sezonu kapattığı gibi sakatlığın ağırlığını düşünürsek gelecek sezonun ilk yarısı da eski formuna dönme süreci olarak geçecektir. Yine de şanslı sayıyorum Uğur Boral'ı. Örneğin Türk olmasaydı da Edu misali yabancı kontenjanı doldursaydı kontratı eline alıp memlekete gönderilirdi Haziran başında. Ya da GS'da olsaydı sağlık kurulunun elinde dönmesi Euro 2016'yı bulabilirdi Uğur Boral'ın. Bugün Uğur'lar yarın Arda'lar, Özer'ler, İsmail'ler harcanır bu zeminlerde.

3 Şubat 2010 Çarşamba

Barcelona Iraizoz'u İstiyor!

Şu Barcelona takımının en zayıf halkası kimdir diye sorulsa verilecek cevapların yüzde 80'inden fazlası Victor Valdes olur herhalde. Son dönemdeki formuyla takdir kazanan Valdes topu oyuna sokma konusundaki becerisi ve refleksleri ile Barca'nın birinci kalecisi durumunda olsa da hem yedeklerinin seviyeleri sebebiyle alternatifsiz olması hem de tabiri caiz ise sağı sollu belli olmayan mayın misali bir kaleci olması nedeniyle Barcelona'nın Valdes ile rekabete girecek bir kaleci aradığı söyleniyor Katalan medyasında. Yaz transfer dönemi için adı geçen adaylar Bask bölgesinden. Favori Athletic Bilbao'lu Gorka Iraizoz plase ise Real Sociedad kalecisi Claudi Bravo. Begirisitain'in özellikle Iraizoz için Athletic'e ciddi bir meblağ sunacağı Bask medyasında da konuşuluyor. Bravo'yu izlemediğim için fikir sahibi değilim ama Iraizoz Barcelona kaleci rotasyonuna dinamizm kazandıracak ve Barca kalesinin seviyesini yükseltecek bir isim. Ya da şöyle söyleyeyim takımım olsa kaleye Valdes mi Iraizoz mu alınsın denilse Iraizoz'u tercih ederdim. Iraizoz'un yegane eksikliği olan kaleci karizması ve Barca'daki Katalan evladı aşkı Valdes'i Iraizoz karşısında ön plana çıkarsa da Iraizoz transferi Barca'nın en vasat mevkisinde kademe artışına sebep olur. En önemlisi yıllardır kalede nasıl durulur öğrenemeyen Valdes'in yerine gerçek bir kaleci görmüş olur Nou Camp tribünler.

1 Şubat 2010 Pazartesi

Futbolcu Nasıl Uğurlanır? Ali Kemal'in FB'ye Transferi...

Yabancı oyunculara yapılan abartılı karşılama törenleri hakkında "adamlar gelirken yüzlerce hatta binlerce adam karşılıyor giderken yanında kulüpten bile adam olmuyor" diye çok doğru tespitler içeren eleştirileri sık sık olmasa da duyuyoruz. Belki şimdiler de giden oyuncuya uğurlama töreni düzenlenmiyor (Gerçi Nonda'ya ufak da olsa iade-i itibar yapıldı) ama eskiden oyuncuları uğurlama törenleri de yapılıyormuş yurt sınırlarında. Hem de ligdeki en büyük rakibine takımlarının en forslu oyuncusunu göndermek üzere olan taraftar yapıyormuş bu uğurlamayı. Fotoğraf'ın yer aldığı gazete küpürü 1978 senesinden. Trabzonspor efsanesinin doğuşunda Şenol gibi Necmi gibi isimler ile birlikte en çok paya sahip olan, dönemin en yetenekli futbolcusu Ali Kemal yaşanılan mali krizin sonucunda Fenerbahçe'ye transfer olur. Bu süreç içerisinde halk adeta galeyana gelir. Genç yaşlı-çoluk çocuk Trabzon'un yegane evlatlarından birinin bağırlarından koparılıp İstanbul'a hem de en büyük rakiplerine gönderilmek istenmesine isyan eder. Protesto yürüyüşleri düzenlenir. Ama kulübün içinde bulunduğu mali yapı hem yönetimi hem de Ali Kemal'i istemeye istemye bu transfere evet demek zorunda bırakır. İşte o zaman Trabzonlular artık Fenerbahçe için ter dökecek Ali Kemal'lerini bu Karadeniz şehrinden İstanbul'a uğurlamak için harekete geçerler. Omuzlara alınan Ali Kemal yüzlerce Trabzonlunun eşliğinde tabiri caiz ise davullu zurnalı bir şekilde emek verdiği şehirden uğurlanır. Nereden nereye sözünün cuk oturduğu tarihi bir kare....