
İnamoto'lardan Heinz'lardan Carrusca'lardan sonra Baros, Keita, Elano, Jo gibi kalite ve potansiyelli transferler Galatasaray taraftarlarını elbette uzun süredir alışık olmadıkları bir transfer dönemi heyecanı içine gark ediyor. Lakin yönetimin ardı arkası gelmeyen transfer atakları özellikle yeni yetme Galatasaraylılar üzerinde travmatik etkiler yaratıyor. Basın da belli başlı
usta(!!!) kalemlerin pompaladığı
"Kewell 31 yaşına geldi. Artık tempo kaldıramıyor. Üst üste 5 maçı yok! Bu yüzden duygusallığa yer verilmemeli ve gönderilmeli!" mealindeki köşe yazıları ve demeçler travmaya uğramış yeni nesil Galatasaraylılar'ın zihnine de bu kaba- endüstriyel cezayı bir şekilde yerleştirmeye başlamış. Sağda solda duyduğum
"Abi Kewell iyidir hoştur ama yaşı geçti hem de sakat, üstelik X oyuncusu çok genç bu yüzden Kewell'ı gönderelim X'i alalım" laflarının sonuna getirilen
"Sonuçta duygusallığı bir kenara bırakmalıyız. Profesyonel futbolda buna yer yok!" cümlesi pek çoğumuzun lanet ettiği endüstriyel futbol'un basın gücü ve başarı mit'i üzerinden genç ve taraftarlık evrimini tamamlamamış yeni nesil tüketiciler(!) oluşturma politikasının sözcüklere dökülmüş halidir. Kewell'ı savunmak adına bu sene maç boyunca katettiği koşu mesafeleri (
koşmuyor diyenler için), iki sezonda GS forması altında oynadığı maç sayısı, bu maçlarda yaptığı asistler ve attığı golleri masaya koymak yeter de artar aslında.
Galatasaray'ın kimlerine göre yeni Hagi'si bana göre ise Giggs'i olan bir futbolcudur Kewell. Ama onu savunurken istatistiklerden, gol-asist sayılardan dem vurup karşı tez'in istediği gibi olayı duygu unsurundan arındırmaya hiç gerek yok kanımca.

Çünkü taraftar yönetici değildir. Taraftar kulübün maaşlı çalışanı değildir. Taraftarın görevi olan takımını destekleme işi ne bir sözleşmeye bağlıdır ne de bir karşılık ile yapılır. Çünkü taraftarlığın temelinde duygular vardır! Bir takımın maçını izlerken tansiyonu çıkan, rengi atan, adrenalini yükselen kişidir taraftar! Bir kulüp ne kadar başarılı olursa olsun ben o kulübün maçlarını izlerken hiç bir heyecan duymuyorsam. Kulüp ile ilgili yaşananlar ya da oyuncular benim ilgimi çekmiyorsa o kulübe karşı duygusal bir bağım yoktur demektir. Bu yüzden kendine "Ben X'in taraftarıyım" diyen kişinin olaylara yaklaşırken duygularını ön plana çıkarması anormal değildir. Şayet
"Kewell sakat. Gitsin!", "PVH yaşlı zaten işe yaramaz! Gitsin!" diyenlerdenseniz anlamalısınız ki siz artık bir taraftar değil bir müşteri olmuşsunuz! Vefa, duygu, sadakat gibi kavramlar ile taraftarlığını dile getirenler ise hala müşterileşme virüsünden etkilenmemişlerdir. Korkmayın duygularınızla tepki verin. Çünkü taraftar dediğin öyle yapar!