BİY AD

31 Ocak 2010 Pazar

Ne Eto'o ne Drogba! Afrika'nın Kralı Ahmed Hassan!



Afrika Uluslar Kupası 2006: Şampiyon Mısır (Mısır'da düzenlendi)
Afrika Uluslar Kupası 2008: Şampiyon Mısır (Gana'da düzenlendi)
Afrika Uluslar Kupası 2010: Şampiyon Mısır (Angola'da düzenlendi)

Bulunduğu kıtanın en büyük kupasında bu kadar başarılı olup da bir türlü Dünya Kupası göremeyen başka bir ülke milli takımı var mıdır acaba? İster Drogba'n olsun ister Eto'o'n Afrika'da Ahmet Hassan'ın borusu öter!

30 Ocak 2010 Cumartesi

Hernan Crespo -> Parma...

Parma yeniden ayağa kalkmaya çalışırken taraftarın özlemini çektiği efsane Parma'nın yapı taşlarından birisini Ennio Tardini'ye geri getiriyor. Crespo bu yaşlı ve formsuz haliyle bile Enni Tardini'nin tribünlerine eski günlerden bir demet sunabilecek bir golcü. Cannavaro'nun da dönüşü yakındır!

1996-2010: Parma-Lazio-Inter-Chelsea-Milan-Chelsea-Inter-Genoa-Parma

27 Ocak 2010 Çarşamba

Kewell Kalmalı Çünkü Biz Taraftarız Ve Olaylara Duygusal Yaklaşırız!

İnamoto'lardan Heinz'lardan Carrusca'lardan sonra Baros, Keita, Elano, Jo gibi kalite ve potansiyelli transferler Galatasaray taraftarlarını elbette uzun süredir alışık olmadıkları bir transfer dönemi heyecanı içine gark ediyor. Lakin yönetimin ardı arkası gelmeyen transfer atakları özellikle yeni yetme Galatasaraylılar üzerinde travmatik etkiler yaratıyor. Basın da belli başlı usta(!!!) kalemlerin pompaladığı "Kewell 31 yaşına geldi. Artık tempo kaldıramıyor. Üst üste 5 maçı yok! Bu yüzden duygusallığa yer verilmemeli ve gönderilmeli!" mealindeki köşe yazıları ve demeçler travmaya uğramış yeni nesil Galatasaraylılar'ın zihnine de bu kaba- endüstriyel cezayı bir şekilde yerleştirmeye başlamış. Sağda solda duyduğum "Abi Kewell iyidir hoştur ama yaşı geçti hem de sakat, üstelik X oyuncusu çok genç bu yüzden Kewell'ı gönderelim X'i alalım" laflarının sonuna getirilen "Sonuçta duygusallığı bir kenara bırakmalıyız. Profesyonel futbolda buna yer yok!" cümlesi pek çoğumuzun lanet ettiği endüstriyel futbol'un basın gücü ve başarı mit'i üzerinden genç ve taraftarlık evrimini tamamlamamış yeni nesil tüketiciler(!) oluşturma politikasının sözcüklere dökülmüş halidir. Kewell'ı savunmak adına bu sene maç boyunca katettiği koşu mesafeleri (koşmuyor diyenler için), iki sezonda GS forması altında oynadığı maç sayısı, bu maçlarda yaptığı asistler ve attığı golleri masaya koymak yeter de artar aslında. Galatasaray'ın kimlerine göre yeni Hagi'si bana göre ise Giggs'i olan bir futbolcudur Kewell. Ama onu savunurken istatistiklerden, gol-asist sayılardan dem vurup karşı tez'in istediği gibi olayı duygu unsurundan arındırmaya hiç gerek yok kanımca.


Çünkü taraftar yönetici değildir. Taraftar kulübün maaşlı çalışanı değildir. Taraftarın görevi olan takımını destekleme işi ne bir sözleşmeye bağlıdır ne de bir karşılık ile yapılır. Çünkü taraftarlığın temelinde duygular vardır! Bir takımın maçını izlerken tansiyonu çıkan, rengi atan, adrenalini yükselen kişidir taraftar! Bir kulüp ne kadar başarılı olursa olsun ben o kulübün maçlarını izlerken hiç bir heyecan duymuyorsam. Kulüp ile ilgili yaşananlar ya da oyuncular benim ilgimi çekmiyorsa o kulübe karşı duygusal bir bağım yoktur demektir. Bu yüzden kendine "Ben X'in taraftarıyım" diyen kişinin olaylara yaklaşırken duygularını ön plana çıkarması anormal değildir. Şayet "Kewell sakat. Gitsin!", "PVH yaşlı zaten işe yaramaz! Gitsin!" diyenlerdenseniz anlamalısınız ki siz artık bir taraftar değil bir müşteri olmuşsunuz! Vefa, duygu, sadakat gibi kavramlar ile taraftarlığını dile getirenler ise hala müşterileşme virüsünden etkilenmemişlerdir. Korkmayın duygularınızla tepki verin. Çünkü taraftar dediğin öyle yapar!

26 Ocak 2010 Salı

Gudjohnsen:4 Türk Milli Takımı:1.......

Rıdvan ve Tanju'nun milli takım hocası Piontek'in oldukça sert eleştirilerine maruz kaldığı bir kaos döneminde Türkiye İzlanda'ya karşı oynuyor 1991'in bir Temmuz gününde. O dönemler daha tüyü bitmemiş çaylak fakat gelecek vaat eden genç hakem Anders Frisk yönetir İzlanda'daki bu maçı. İzlanda misafir Türkiye'yi 5-1 gibi bir skorla yenerken ev sahibinin attığı 5 golün 4'ünde imzası olan Gudjohnsen maçın adamı olur. Milli takım kariyerinin en unutulmaz maçını Türkiye'ye karşı oynayan Arnor Gudjohnsen şimdilerde İzlanda'nın yegane gol silahı Eidur Gudjohnsen'in babasıdır. Gelecek bir gün Gudjohnsen'lerin küçüğü Türkiye'ye gelirse babasının günahının cezasını ödetir bizim medyamız. Baksanıza o zaman bile Arnor'un attığı goller için "Bizi buldu dört vurdu!" denilmiş.

25 Ocak 2010 Pazartesi

"Ege'de Ada İsterim!"...

1990 senesinin Ocak'ında ara transfer döneminde AEK komşunun en büyük golcüsü ve Avrupa gol kralı Tanju'yu transfer etmek ister. Önceleri asılsız bir haber zannedilse de AEK gerçekten Tanju ile transfer görüşmelerinde bulunmuş. AEK'in teklifine "sıcak" bakan Tanju transferi için bir tek şart koşmuş AEK'e. Avrupa Gol Kralı olarak belli bir seviyenin üstünde klasa sahip olduğunu belirten Tanju AEK'den Yunan adalarından "beğendiği!" birisini transfer ücreti olarak olarak ister. Milliyet aracılığıyla Kuşadası'ndan Yunan adalarını işaret eden Tanju'nun isteğine AEK'li yetkililerin nasıl ve nereleriyle tepki verdiği bilinmemekle birlikte sözleşme imzalarken özel araba- helikopter-yalı hatta uçak isteyenlere göre çok daha geniş vizyonlu bir yıldızmış diyebiliriz Tanju için!

Not: AEK yazıp A-e-ka okunur diye biliyorduk. Doğrusunun AEK (a-ek) olarak okumak olduğunu ve "A-e-ka" okunuşunun zamanla uydurulmuş olduğunu Dağhan Irak "Yüz Yıllık İstanbullu AEK, nasıl uydurma "A-e-ka" oldu? yazısında anlatmış. Okunası bir yazı. Ayrıca bu post'taki yanlış kullanımı düzelttiği için teşekkürler.

24 Ocak 2010 Pazar

Inter vs Milan:2-0... Leonardo Ne Yapsın!

Son dönem derbilerini izledikçe Milan tutkunu bir futbolsever olarak "nerede o eski derbiler!" diye iç geçiriyorum haliyle. Her halükarda Milan'ın kazandığı günlerden Inter'in dominant taraf olduğu döneme tekrar geçtik son 3-4 yıl içinde. Tabi ki aradaki kadro uçurumundan bahsetmiyorum bile. Milan'da Nesta -ki hala Avrupa'nın en iyi stoperlerindendir bana göre- olmayınca yerine 450 yaşında ve hiç bir zaman üst düzey bir oyuncu olamamış Favalli varken Inter'de Cordoba yedekten girebiliyor. Pato'nun yokluğunu Boriello ve bitik İnzaghi-Huntelaar ile kapamaya çalışan Milan'a karşı Eto'o'nun yokluğunda Milito-Pandev-Balotelli'ye sahip Inter var. Kalecilerde ise Dida ile Cesar'ı kıyaslamak zaten büyük ayıp. O yüzden Leonardo gözümde elinden geleni en iyi şekilde yapmış ve başarılı bir Milan antrenörüdür. Bir terslik olmazsa da Serie A'yı ilk 2'de bitirecektir Leonardo'nun Milan'ı.



Ne kadar haz etmesek de Inter'i haklı galibiyetinden ötürü tebrik ettikten sonra bir daha da NTV Spor'da Milano derbisini izlemeyeceğimi belirtmek isterim. Maçı anlatan spiker beyefendi öyle bir Inter anlattı ki bir ara Barcelona'dan bahsediyor zannettim. Tamam Milan'ın yaşlı ve dar kadrosuna göre güçlü bir Inter kadrosu var ama Avrupa söz konusu oldu mu Sondrio'dan ötesinde esamesi olmayan Inter'in bu kadar övülmesi maçın heyecanı ile Milanlı bünyelere keyif değil sinir verdi. Bundan sonra Crudeli'den takip ederim derbileri!
Sondrio: İtalyan Edirne'si

22 Ocak 2010 Cuma

Galatasaray'ın İhtiyaç Duyduğu İsim!

Ne Keita ne Elano ne de Jo! Haldun Üstünel bu transferi yapıp Galatasaray sağlık kurulunde devrim yaparsa işte o zaman yılın değil son 10 yılın en iyi transferini yapmış olur. Bir gece vakti yukarıdaki gibi bir giriş resmi görsek, anasayfada "Dr. Gregory House Galatasaray'da" denilse işte o zaman kulübün bu sakatlık belasından kurtulacağını umut edebiliriz.

Crudeli'nin Anlatımıyla Efsane Geri Dönüş: Milan:3 Inter:2

Derbiye sayılı günler kala bu sefer 2004 yılında oynanan bir maça gidelim. 6-0'lık efsanem açın aksine bu sefer ev sahibi Milan. Gelecek yıllarda efsane konumuna yükselecek Kaka'nın Milan2daki ilk sezonu. Milan'ın hem kaadro hem de mental güç olarak Inter'in fersah fersah üzerinde olduğu yıllar. O dönemi Güntekin Onay "Milano derbileri son dönemde tek taraflı sonuçlara sahne oluyor Milan iyi Inter kötüyse Milan kazanıyor. Her ikisi de kötü ya da iyiyse de Milan kazanıyor. Milan kötü Inter iyiyse yine Milan kazanıyor!" sözleriyle özetlemişti.



Yoğun yağmur altında oynanan maçta ilk yarı Stankovic'in kornerden attığı gol ve Zanetti'nin savunmaya çarpan golleriyle ve biraz da şansın yardımıyla Inter soyunma odasına 2-0 önde girer. İkinci yarının hemen başında ise Adriano Dida'nın ayağının kaydığı bir pozisyonda karşı karşıya pozisyonda topu aut'a atmayı başardığında maçın kırılma anı yaşanır. Önce Seedorf'un şutunda Toldo'dan seken topu Tomasson ağlara gönderir. Inter golün şokunu atlatmadan hemen 2 dakika sonra Kaka solo bir gol atarak skoru 2-2 yapar. Inter skoru koruma amacıyla kendi yarı sahasına çekilir ve neredeyse yarım saat Çanakkale Geçilmez uygular Milan'a. Ama maçın bitimine az bir süre kala Seedorf'un neredeyse Roma'dan çektiği inanılmaz şutun sonucunda gelen Milan golüne engel olamayan Inter, Milano derbisini hem de 2-0 öndeyken kaybeder. Bu maç ise hikayesi ve atmosferi ile unutulmazlar arasına girer.



Ama bu maçı unutulmazlar arasına sokan bir etken de Tiziano Crudeli'nin efsane anlatımıdır. Tam bir Milan aşığı olan Crudeli İtalyan futbol yayıncılığında renki bir geçmişe sahip. Özellikle 2002 yılından beri bir nevi ekürisi olan Elio Corno ( Inter'li) ile birlikte yürüttükleri futbol programı İtalyan'ın en eğlenceli spor programı olarak nitelendiriliyor. Milan-Inter ve Juventus'u temsilen bazen 2 bazen 3 spiker ve spor yazarı maçlar oynanırken bir yandan maçı izliyor, öte yandan maçı yorumluyorlar. Bu arada Crudeli ise Milan'ın maçlarını ya staddan ya da stüdyoda kendisine ayrılan panelden canlı ve inanılmaz coşkulu bir şekilde anlatıyor. Hatta anlatıyor yerine yaşıyor desek daha doğru nitelemiş oluruz Tiziano Crudeli'yi. 3-2 biten bu efsane maçın anlatırken Crudeli'nin geçtiği trans halini Abdürrahim Albayrak'da bile görmedim diyebilirim ama illa benzetme yapacak olursak Crudeli Abdürrahim Albayrak'ın İtalyan ve maç anlatan versiyonu diyebiliriz!

21 Ocak 2010 Perşembe

Jo -> Galatasaray....

Jo'yu oyuncu olarak kısaca tarif etmemiz gerekirse uzun boyuna göre oldukça süratli, son vuruşlarda etkili, tempo konusunda Baros'un gerisinde ama son vuruş konusunda Baros'tan daha ileride bir forvet olarak tanımlayabiliriz. CSKA'dan City'e transferinde hem kendisine ödenen yüksek bonserivisin yarattığı beklentilerin altına kaldı hem de İngiltere'nin oyun temposuna ayak uyduramadı. Aynı Elano gibi Jo'da hem City'de hem de Everton'da disiplin konusunda takım yönetimleri ile ters düştü. Jo ile ilgili Galatasaray'ın belki de en çok sıkıntı çekebileceği yönü olan disiplin sıkıntısı olabilir. Ama Jo'nun kiralık olarak takıma katılması oyuncu ile ilgili olası sıkıntıların pek fazla sorun çekmeden oyuncunun City'e geri gönderilmesi ile çözülmesi seçeneğini Galatasaray'ın elinde tutması manasına geliyor. UEFA kupasında oynayamacak olan Jo transferi bir anlamda da kulübün asıl hedefinin UEFA değil lig şampiyonluğu ve önümüzdeki sene Şampiyonlar Ligi'ne katılması olduğuna işarettir. Bu arada aynı Neill gibi Jo'da Merseyside'ın mavi yakasından geliyor Sami Yen'e. Merseyside-Mecidiyeköy hattı harıl harıl çalışıyor.

Derbiye Doğru Derbi Nostaljisi: 11 Mayıs 2001- Milan:6 Inter:0...

Derbi akşamına az bir süre kala derbi tarihinden efsanevi bir maçı tekrar hatırlayalım. 11 Mayıs 2001'de Inter'in evsahibi olduğu derbi oldukça kötü bir sezon geçiren iki ezeli rakip için sezonu kurtarma maçı haline gelmişti. Inter sene başında Şampiyonlar Lig'i ön elemesinde elenip ardından Uefa'dan da elenmiş ve taraftarlarına kahır mektupları yazdırtmıştı. Milan tarafında da durum pek farklı değildi aslında. Şampiyonlar Lig'inde üst üste iki sene Ali Sami Yen stadında teslim bayrağı çeken Milan ligde de ezeli rakibi Inter ile birlikte gerilerde kalmış ve Şampiyonlar Lig'i vizesini bile alamayacak bir durumdaydı. Bu şartlar altında iki takım sezonun namusunu kurtarmak adına sahaya çıktıklarında maçı izleyenlerin büyük çoğunluğu golsüz ya da az gollü bir beraberlik bekliyorlardı maç öncesinde.

Ama o gece derbiler tarihinin en unutulmaz maçlarından biri oynandı. 75 bin Inter taraftarının önünde Milan rakibine tam 6 gol atarak ezici bir galibiyet aldı. Genelde karizma yoksunu forvet kontenjanından son 20 dakika oyuna giren ve pek etkili olamayan Comandini'nin 2 golüyle ilk yarı 2-0 biterken maçı izleyenler Serginho'nun resitaline şahit olmuşlardı. Serginho resitale ikinci yarıda da devam ederken belki de kariyerinin en etkili performansına imza atıyordu.Farinos ve Zanetti'nin bulunduğu Inter sağ kanadı çökerken Zanetti belki de tek gecede 5 yıl yaşlanmıştı. İkinci yarı rakibini baskı altına alıp maçı çevirmeye çalışan Inter, Giunti'nin orta yaparken yanlışlıkla attığı frikik golünden sonra disiplinden tamamen kopar. Bu dakikadan sonra Shevchenko ve Serginho ikilisinin Inter savunmasına karşı resitali vardır sahada. Sheva önce Serginho sonra da Kaladze'nin slalomlarının ardından yaptıkları ortalar sonucu attığı iki gol ile skoru 5-0'a getiriyor, 5. golden hemen iki dakika sonra 80. dakika da bu sefer Sheva'nın bıraktığı topta Inter defansını göbekten yaran Serginho 6. golü atıyordu.

Collina maçı bitirdikten sonra bir avuç Milan taraftarı San Siro'yu inletirken kızgın Inter'liler maç çıkışı polise ve stadın güvenlik görevlilerine saldırırlar. Efsane maç için uzun süre Milan taraftarının dilinde Interlileri kızdırmak için sakız vazifesi görür. Bu maçın anısına tezahüratlar ve hatta tv'da skeçler yapılır. 11 Mayıs 2001'deki bu efsane derbide iki de tanıdık isim vardır! Biri 18'de bulunan ama oyuna girmeyen Hakan Şükür öteki ise tecrübeli Blanc'ın yanında stoperde görev alan genç yetenek Mateo Ferrari!

19 Ocak 2010 Salı

"I Know Sabri" ?!?!

Soru: Takımda Kewell haricinde tanıdığın-bildiğin isimler kimlerdir?

Neill'ın cevabı: I know Sabri.......

Cevap daha bir paragraf daha devam ediyorsa da en can alıcı kısmını yazmakla yetindim. Galatasaray İngiltere'de çok popüler bir kulüp dedi Lucas Neill ve soruya verdiği cevaba bakınca Sabri de öyleymiş anlaşılan. Unutmadan KOP'ta hastasıydı zaten!

17 Ocak 2010 Pazar

Milan:4 Siena:0... Takım Olabilmek...

Sene başında alınan Zurih mağlubiyeti ve Inter hezimetinin Milan için bu kadar hayırlı olacağını kimse tahmin edemezdi herhalde. Daha ligin başında yarıştan kopma noktasına gelen ve bir nevi "önümüzdeki sezona bakıyoruz" ruh moduna geçen Leonardo'nun takımı Real Madrid maçları ile sinyalini verdiği tekrardan takım olma sürecinin artık olgunlaştığına bugün oynanan Siena maçında son haftalarda olduğu gibi yine şahit olduk. Rakibin 10 kişi kalmasına ve zayıflığına rağmen bir an bile disiplinden kopmayan bir Milan'ı sahada izledik ki son 2 senedir sahada kaos içerisinde koşturup savrulan Milan'ı izledikten sonra son 4 ay ilaç gibi geldi Milan severlere!

Abate ve Antonini gibi Milan alt yapısı ürünü olan ve bir süre ayrılıktan sonra tekrar kırmızı-siyah formayı giren iki oyuncunun Leonardo'nun sisteminde iki kanat bek pozisyonunu doldurması kanatlara dinamizm getirmişken onları yönlendiren defans kumandanı Nesta'nın tekrar formuna kavuşmasını da unutmamak gerekiyor. Milan'ın tekrar ayağa kalkmasında Ronaldinho ile birlikte en büyük pay sahibi oyuncu Nesta'dır. Yine de Inter'in defans hattı kadar sert ve derinlikli bir geri hat'a sahip değil Milan!

Hücumda ise Boriello San Siro'da son iki maçta attığı iki jenerik gol ile Pato'nun eksikliğini pek hissettirmedi. Keza Pirlo'nun inanılmaz oyun zekası ve Beckham'ın muhteşem kesmeleri ile Milan hücum bölgesinde ihtiyaç duyduğu zenginliği sağlamış gözüküyor. Geçen hafta "Phoenix" demiştim Ronaldinho için. Bugün attığı 3 gol bir yana artık tek başına başlı başına bir hücum hattı kadar etkili olduğunu gösterdi Ronaldinho. Camp Nou'da efsaneleşen Ronaldinho artık San Siro'da esiyor. Inter karşısında son aylardaki futbol iştahı yerinde olursa Serie A'daki ilk derbisinde olduğu gibi yine üzebilir Mourinho'yu!

16 Ocak 2010 Cumartesi

İstanbul'un 4. Büyüğü...

Kimisi taraftarsız takım diye küçümsemeye kimisi Belediye vergiler ile takım kuruyor gibi cahilce bir şekilde çamur atmaya devam etsin İBB Olimpiyat stadında aldığı sonuçlar ile İkitelli'yi "derbi" rakipleri olan İstanbul'un büyükleri için "soğuk" bir cehenneme çevirdiler. İç saha karşılaşmalarında son 3 sezonda Fenerbahçe ile iki kez karşılaşan İBB iki müsabakayı da 2-0'lık sonuçlar ile kazanmayı bildi. Bu akşamki Beşiktaş kupa maçı ile son 3 sezonda dördüncü kez Beşiktaş'ı Olimpiyat stadında konuk ettiler. 4 maçta 2 galibiyet ve 2 beraberliği var İBB takımının. İç sahada başarılı olamadıkları tek rakip Galatasaray'a içeride oynadığı iki karşılaşmada da yenilen İBB bu maçların hesabını deplasmanda kesti diyebiliriz.

İBB: 2 Beşiktaş:0 (22.03.2008)
İBB: 1 Beşiktaş:1 (27.09.2008)

İBB: 1 Beşiktaş:1 (07.08.2009)
İBB: 1 Beşiktaş:0 (16.01.2010)


İBB: 2 Fenerbahçe:0 (10.08.2007)

İBB: 2 Fenerbahçe:0 (08.02.2009)



Galatasaray'a karşı içeride şansı tutmayan İBB bu dönemde Sami Yen'de oynanan 3 maçtan 2'sinden puan çıkarma başarısı gösterdi. 20007'deki karşılaşmada 2-0 öndeyken bir son dakika golüyle 2-2'lik skor ile yetinmişlerdi. Bu sene ise duraklama dakikalarında gelen süpriz gol ile Sami Yen'den puan çıkardılar. 2008 Ocak'ında ise Kadıköy'de yine 2-0 öne geçtiği ve oldukça etkili oynadığı bir maçta son 5 dakikada gelen goller ile yine 2-2'ye razı olmak durumunda kalmıştılar. Aynı sezon İnönü'de karşılaştıkları Beşiktaş'a karşı beklentilerin üzerinde bir oyun sergileyen İBB Hakan Arıkan'ı geçememiş ve 0-0 ile İnönü'den 1 puan çıkarmıştı. Az taraftarlı çok süprizli İBB'nin son 3 sezonda İstanbul'lu abilerine karşı yaptıkları ufak çaplı bir İstanbul derbisinin yeşermesine neden olmuştur benim nazarımda! Böyle giderse İBB için İstanbul'un 4. büyüğü denilmeye başlanabilir!

Beşiktaş: 0 İBB: 0 (28.10.2007)
Galatasaray: 2 İBB: 2 (02.12.2007)
Fenerbahçe: 2 İBB: 2 (13.01.2008)
Galatasaray: 1 İBB: 1 (06.12.2009)


Rıdvan-Yesiç ve Trabzon'un Büyüklüğü


"Trabzonspor Gökhan’ı oynamadığı zamanlarda yarattığı problemden dolayı gönderdi. Takımına kötü elektrik verdi. Ancak Fenerbahçe’de böyle bir tavır içine gireceğini zannetmiyorum. Çünkü hedeflerinden bir tanesi büyüklerde oynamaktı." Rıdvan Dilmen- 16.01.2010

Televizyon ekranlarında Trabzonspor'la ilgili her yorumda muhakkak bahsettiği "Trabzon büyük takım Güntekin!" söz öbeği ile çelişki gösteren bugün ki yazısının sonunda Fenerbahçe'nin Trabzon'dan farkını anlatmaya çalışırken Fenerbahçe'nin büyük takım olmasını ifade ederek Trabzon'un böyle olmadığını belirtmiş Rıdvan Dilmen! Söylemlerine ve yazdıklarına bakınca farklı bir durum ortaya çıkıyor. Ya televizyon ekranlarında göze daha hoş gelebilmek için Trabzon'a da istemeyerek de olsa "büyük takım" diyor, ya da 25 yıllık futbol geçmişine rağmen hala çelişkili duygular içerisinde bulunuyor. 1989 senesinde Trabzonspor'un 3-2 kazandığı bir Fenerbahçe maçında Yesiç'ten yediği tekme ve devamında tepetaklak giden kariyeri Türk futbolunun en dramatik hikayelerinden birini oluşturmuştur. Ne o tekmenin gadarlığı ne de Rıdvan'ın çektiği acıları unutmadan ister istemez şu düşünce geliyor aklıma: Rıdvan Trabzonspor'un büyük olduğuna gerçekten inanmıyor mu (ki olabilir) yoksa Yesiç'in tekmesinin kinini mi döküyor ortaya?

14 Ocak 2010 Perşembe

Süper...

Bobby Robson dünya futboluna Jose Mourinho'yu hediye ettiyse Türk futboluna da Güvenç Kurtar'ı kazandırmıştır. Yayın ihalesi sonrası "süper" ligimize laf eden dimağlara cevap niyetindedir bu fotoğraf. Bobby Robson'ın bir öğrencisi Avrupa'yı sallarken ötekisi bizde çalıştıracak takım bulamıyor! 300 milyon az değil 400-500 olmalıydı halbuki! Değil mi?!

Lucas Neill -> Galatasaray...

Fantezilerimizin altında fakat reel beklentiler ile paralel bir transfer Lucas Neill. Bir yandan savunmada ki derinlik sıkıntısı giderilmiş olurken öte yandan Kewell'ın bir süre daha kalıcı olacağı gibi bir izlenime mahal verdi Lucas Neill'in Galatasaray'a transferi. Öyle pek topu geriden oyuna sokan kıvamda bir savunma oyuncusu değil Neill fakat sağlam yapısı ve istikrarı ile Gökhan Zan'dan ve derli toplu oyunu ile olası bir Mehmet Topal tercihinden (stoper) kurtarmıştır takımı. Kewell hazır Milli Takım kaptanını da yanına aldırmışken kalsın buralarda artık!

Not: Merseyside to Mecidiyeköy diye Liverpool'dan kim gelir diye beklerken Neill Merseyside'ın Mavi yakasından geldi!

13 Ocak 2010 Çarşamba

Büyük Konuşmamak Lazım!

1993 yılı transfer döneminde Kubilay Türkyılmaz' transfer ederken Türk futbol piyasasının da transfer rekorunu kıran Galatasaray'ın ismi medya organlarınca yine pek çoğu asparagas olarak pek çok isimle birlikte anılmış. Bir kaç sene önce fotomontaj ile Galatasaray forması giydirilen Rijkaard da bu isimlerden biriydi. Yaklaşık 4 sene önce futbolunun zirvesindeyken GS'a karşı forma giyen Frank'in kariyeri düşüş göstermektedir. Milan'dan kopma noktasına gelen Rijkaard'ın son durağı Ajax olacaktır. Tabi spor kamuoyumuz Frank'i Galatasaray'a getirtmek arzusundadır lakin Frank bölye bir niyeti olmadığını belirtir Milliyet'ten Orhan Alpdündar'a. "Henüz hurdaya çıkmadım, ne işim var GS'da!" diyen Rijkaard aslında o dönem Türkiye ligi'nin dışarıda nasıl algılandığını kendisini dev aynasında görenlere göstermiş. Lakin Rijkaard'ın sözlerine bakınca insanın dilinin ucuna eskilerden bir nağme geliyor... "Eninde sonuda benim olacaksın hadi naz yapma...."

12 Ocak 2010 Salı

Rambo Yusuf-Maldini- Hasan Vezir- Rijkaard....

Frank Rijkaard'ın Galatasaray ile ilk karşılaşmasına ait 1989 Ağustos'undan bir kare, hem de foto montaj değil tamamen gerçek bir fotoğraf. Bir önceki sene Real Madrid'i ve Steaua'yu dağıtarak Avrupa Şampiyon'u olan efsane Milan takımı ile yine o kupanın süpriz yarı finalisti Galatasaray'ın gecikmeli karşılaşmasında Brescia'da karşılaşmış iki şampiyon takım. Nispeten yedek ağırlıklı bir kadro ile çıkmasına rağmen Held ile birlikte kahır döneminin tohumlarını atan Galatasaray'ı zorlanmadan 3-1 mağlup etmiş Milan. Bu fotoğraf ise o günü anısına iki takım oyuncularının birlikte çekildikleri bir fotoğraf karesi. Rambo Yusuf , Maldini, Hasan Vezir ve Rijkaard ayaktakileri oluştururken Cüneyt Tanman, Stroppa ve Prekazi alt sırada poz vermişler. O gün Rijkaard'a bundan 20 yıl sonra Galatasaray'a teknik direktör olacaksın diyen olsaydı Rambo Yusuf'a bakıp o günden vazgeçerdi Türkiye'ye gelmekten!

11 Ocak 2010 Pazartesi

Best Markaj Altında -3- !!!



"Markajı severim marke edenden ötürü!" ( probably George Best)

Çok Geniş Kadro!!!

Dönemin Beşiktaşlı yöneticileri 66 kişilik kadroyu kurarken "şimdinin ve geleceğin kadrosunu kuruyoruz!" diye savunmuşlar kendilerini. Gerçi 66 kişi kadroyu bozdur bozdur harca misali 10 sene rahat rahat kullanabilirsiniz ama hepsinin aynı kadro içinde yer alması başarıyı getirmiyor çoğunlukla. En azından sezonu şampiyon olarak kapayamayan Beşiktaş için geniş kadro pek efektif olmamış. Şimdilerde moda olan GS-BJK-FB'den iki takım çıkar ikisi de şampiyonluğa oynar misali dönemin Beşiktaş'ından küçük ölçekli bir yükselme grubu çıkacakmış neredeyse! Eskiler her şeyi de iyi bilecek diye bir şey yokmuş demek!

Phoenix...

Zirveden düşme travmasını en ağır şekilde yaşamış yıldızlar arasında son dönemde akla gelen ilk isimdi Ronaldinho! Geçen sene Milan'da oynadığı ilk Inter maçı ve birkaç maç dışında hem takım hem Ronaldinho için felaket geçmişti. Keza bu sene Inter hezimeti ve Zürih yenilgisi takımı dibe vurmuş bir hale düşerken Ronaldinho ise Brezilya yolcusu eski yıldız sınıfında sayılan isimler arasına sokulmaya başlanmıştı. Barcelona'da ki son sezonları ve geçen seneki iki büyük eksiğini bu dönemde eleştiriler altında giderme yolunda çaba sarfetti Ronaldinho: Yeteneklerini göstermesine engel olacak derecede kendisini hantallaştıran kilolarından kurtuldu ve mental olarak tekrar bir halı saha futbolcusunda dünya yıldızı bakış açısına döndü. Real Madrid maçları ile başlayan ve zirveden çok uzaklara düşen takımı Juventus'un üzerine çıkaran müthiş galibiyet serisinde Pato ile birlikte takıma en çok katkıda bulunan isimdi. Phoenix gibi küllerinden doğan bir Ronaldinho önünde bu kadar formda bir Inter varken takımı şampiyon yapamasa bile sonuna kadar yarışta tutacaktır! Bu gece Angola-Mali maçı ile yılın geri dönüşünü gören gözler bir yandan da bir yıldızın yeniden doğuşunu görmüştür.

Not: Beckham'a Milan formasının bu kadar yakışacağını asla tahmin edemezdim! Kendisinn Milan'a transferi hakkındaki olumsuz görüşlerime karşılık geçen yıl ve şimdi ayağının tozuyla oynadığı maçlarda bana gönderdiği "kapak"lar için ayrıca teşekkür ederim kendisine!

10 Ocak 2010 Pazar

Gordon Banks'in Jübilesi: Stoke City'li Bobby Charlton ve Eusebio


Kaleci konusunda son 20 yılın en kısır Avrupa ülkesi diyebileceğimiz İngiltere'nin efsanevi kalecisi Gordon Banks'in 1973 yılında yapılan jübile maçından efsane kareler! 1970 Dünya Kupası'nda Brezilya-İngiltere maçında Pele'nin altı pas üstünden vurduğu kafa vuruşuna yaptığı kurtarış Dünya Kupaları tarihinin en efsanevi kurtarışı olarak gösterilen Gordon Banks 1972 yılında geçirdiği bir trafik kazası sonucu üst düzey profesyonel futboldan kopmak zorunda kalır. Avrupa futbolunun en iyi kalecilerinden sayılan Banks'in jübilesine başta Bobby Charltonve Eusebio olmak üzere pek çok yıldız futbolcu katılır. 1973 yılındaki bu jübile maçında Charlton ve Eusebio Stoke City formasını giyerek Banks'in son maçında aynı takımda yer alırlar. Leicester City ve sonrasında Stoke City'de efsaneleşen Banks'in yerine yine Leicester City'den gelecek efsane Peter Shilton geçer Stoke City'nin kalesine.

8 Ocak 2010 Cuma

Old Trafford - Bernabeu Transfer Hattı...


  1. Cristiano Ronaldo -> 94 milyon Euro
  2. Gabriel Heinze -> 12 milyon Euro
  3. Ruud Van Nistelrooy -> 15 milyon Euro
  4. David Beckham -> 37,5 milyon Euro
Şimdiler İspanyol basını yine United'lı bir yıldızı Bernabeu'ya getirmek niyetinde. Bir gün Vidic transfer oluyor öteki gün Ronaldo Rooney'e "Madrid'e gel!" diyor. Son 6 sene içerisinde Real Madrid'in kasasından 158,5 milyon Euro'luk transfer ücreti Manchester United'ın kasasında girmiş. Şayet bahsi geçenlerden Rooney Madrid'e transfer olursa bu miktar 200 milyon Euro'yu bulur. Ama olası Vidic transferi Real Madrid savunmasına sınıf atlatabilir!

7 Ocak 2010 Perşembe

Her Derde Devadır Meşalenin Kokusu!!!

AEK tribünleri
Lech Poznan tribünleri
Olympiakos tribünleri
Ve en sanatsalı olarak Fiorentina tribünleri...

Elton John & George Best vol.2...

George Best yanında o gözlükler ile elinde topla poz vermiş Elton John'u görüp Amerika'dan dönme kararı almış denilir rivayetlerde. Gerçeklik payı yüksek!

5 Ocak 2010 Salı

Anlam Çarpıtanlar'a İslam Çupi'nin Cevabı!

Rahmetli İslam Çupi'nin "Fenerbahçe büyüklüğü ne şampiyonluk büyüklüğü, ne kupa büyüklüğüdür. Onun büyüklüğü başka bir büyüklüktür işte, adı konamaz" sözü belki de Fenerbahçe özelinde büyük takım olabilmenin nasıl bir meziyet olduğunu anlatan en güzel sözlerdir. Bu lafı salt Fenerbahçe için değil Galatasaray ve Beşiktaş içinde yorumlayabilirsiniz çünkü İslam Çupi de rakiplerinin büyüklüğünü benzer bir şekilde sayıyordu. Lakin Çupi'nin bu sözleri anlayana (!) anlamlı sözler haline geldi. Bir söze sahibinin yüklediği anlamdan başka bir anlam koymak gibi bir hastalığın kol gezdiği bu topraklarda Çupi'nin bu sözü de sürekli çarpıtılmakta. Hem de rekabetin tarihinden ve bu sözü söyleyen Çupi'den habersiz yeni nesil çaylak fanatikler değil bahsettiğim. Takım elbiseli yönetici fanatiklerden bahsediyorum!

Öncelikle İslam Çupi'nin sözlerindeki büyüklük kavramına eğilelim. Bugün gerek Türkiye içinde gerekse de Türkiye dışında yaygın olan "büyüklük" kavramına (bu kavram başarı odaklı olup oldukça da eleştirilir) baktığımızda Galatasaray-Fenerbahçe-Beşiktaş-Trabzonspor içeride olmak üzere, Milan-Real Madrid- Barcelona-Manchester-Liverpool-Ajax-Bayern.... vs dışarıda olmak üzere "büyük" olarak nitelendirilen kulüpleri diğerlerinden ayıran iki özellikleri var. Ya şu anda durumları parlak olmasa bile vakti zamanında kazandığı şampiyonluklar ve başarılarla kitleleri peşinde sürüklemiş ya da hala bulunduğu her kulvarda zirveye aday gösterilen ve belli aralıklar ile sportif başarılar kazanan kulüplerdir. Başarı kıstası olarak lig şampiyonluğu da gösterilebilir, Türkiye Kupası'da gösterilebilir ya da başarılı bir Avrupa serüveni de gösterilebilir (Bkz Göztepe-Eskişehir). Lakin son tahlilde futbolun kitlelerce sevilen tek sonucu olan galibiyet ve başarılar kulüpleri büyütüyor! Bugün FB-BJK-GS'nin bugünlere gelmelerinde sadece Türk futbolunun ilk-öncü- kulüpleri olmaları nedeni etkili değildir. Baba Hakkı'lı Şeref Bey'li takımın başarıları Beşiktaş'ın büyüklüğünde kilometre taşı olmuştur. Zeki Rıza Sporel ve Lefter'in attığı goller ve kazandırdıkları kupalar Fenerbahçe'ye hem İstanbul'da hem Anadolu'da milyonlarca taraftar kazandırmıştır. Metin Oktay'ın golleriyle Galatasaray'ın taraftar hacmi hiç olmadığı kadar büyümüş Anadolu Galatasaraylı olmaya başlamıştır.

İslam Çupi' nin sözlerinden anladığım ve Çupi'nin anlatmak istedikleri şudur ki "Fenerbahçe büyük takımdır ve kazanılan ve kaybedilen bir şampiyonlukla bu özelliğini kaybetmez!". Evet bu sözünde İslam Çupi kısa vadeli başarıların - alınacak bir şampiyonluk ve kaybedilecek bir şampiyonluk- Fenerbahçe'nin (genelde Büyükleri) büyüklüğüne zeval getirmeyeceğini söylemiştir. Şimdilerde onun sözünü çarpıtanların lanse ettiği gibi yönetim hatalarıyla kaçırılan her şampiyonluğa "kılıf" bulma ya da aklı sıra rakibinin başarılarına göndermede bulunma refleksi değildi İslam Çupi'nin bu sözlerinin amacı. Çupi kısa vadeli başarı planları ile günü kurtarma çabalarının yerine uzun vadeli planlar ile başarılı olmayı hedef olarak gösterirken günü kurtarmanın çok da önemli olmadığını kör gözlere sokabilmek için kaybedilecek kupalar ve şampiyonlukların büyük takımdan bir şey götürmeyeceği gerçeğini belirtmişti. Bu post'taki küpürler İslam Çupi'nin vefatından yaklaşık 2,5 ay önce 21 Kasım 2000'de yazdığı bir köşe yazısındandır. "Niye Fenerli Olunsun?" diye sorarken bir yandan Fenerbahçe'nin onun döneminde nasıl büyük olduğunu ve bu büyüklükle insanların gurur duyduğunu anlatırken bir yandan da şimdinin yeni nesline Fenerbahçe'nin büyüklüğünü hatırlatmak için başarılar gerektiğini anlatmış. Şampiyonluk rekorları, yıldızlar, milli takıma gönderilen oyuncular gibi pek çok etkenin insanların kulüplerine daha sıkı bağlanmasına ve kulüplerini bu bağlılık ve sevgi ile "Büyütme"sine etken olduğunu yazmış. Şöyle bir bakınca rahmetli İslam Çupi meramını oldukça iyi anlatmış lakin herkes işine geldiği gibi anlamak istemiş bu sözleri. 2000'lerin yönetim anlayışının bu sözlerini hangi manalarda kullandığını görebilseydi en büyük muhalefeti yine kendisi yapardı İslam Çupi'nin diye düşünüyorum.

4 Ocak 2010 Pazartesi

Manchester United vs Leeds United... Yılların Eskitemediği Rekabet!


Leeds United'ın Manchester United'ı hem de Old Trafford'da yenip FA Cup'tan elemesi 2010 yılının ilk büyük süprizi olarak tarihteki yerini aldı. Maçı ve sonucunu bu kadar özel kılan yalnızca Leeds'in bir alt küme takımı olması değil ayrıca Leeds ile United arasında tarihten gelen rekabet bağlarıydı. 2010 Ocak ayından tam 59 sene önce 1951 Ocak ayından yine bir FA Cup eşleşmesinde Manchester United ve Leeds United karşı karşıya gelmişler. O güne ait iki materyal var postun üst kısmında. İlki Old Trafford'da dağıtılan maç dergisi "United Review". İki takımın form durumu ve istatistikerli maç dergisinin iç sayfalarında yer alırken kapakta kullanılan fotoğraf iki hafta önce Old Trafford'da kazanılan Tottenham maçına ait. İkinci fotoğraf ise maç günü Old Trafford stadının etrafından çekilmiş. İçeride 55.000 seyirci yerlerini almışken güvenlik nedeniyle fotoğrafta görülen yaklaşık 5.000 United taraftarı stad dışında bırakılmış ve Old Trafford'un kapıları maç boyunca kilitli tutulmuş. Geçen 59 yılda United ve Leeds çok farklı mecralarda gelişim gösterdiler. Lakin aralarındaki rekabetin taraftarlar için önemi o zamandan beri hiç değişmemiş olacak ki ikisinin karşılaşmasında tribünler her zaman olduğu gibi doluyor.