BİY AD

31 Aralık 2009 Perşembe

Dış Transfer'de Yunanistan Piyasası: Ninis-Koutsianikoulis-Makos

Devre arası transfer döneminin resmen başlamasına az bir süre kala potansiyel sahibi bir kaç transfer hedefine bakalım birlikte. Bölge olarak Türk kulüplerinin pek fazla ilgi göstermediği Yunanistan piyasasını ele aldığımızda 88-91 arası jenerasyonda çok parlak bir oyuncu havuzu ile karşılaşsak da ilk etapta 3 isim var ligimize aday gösterilecek.


3) Grigoris Makos: 16 yaşında A takıma çıktığı Panionios'un 19 yaşında takım kaptanı olan Makos bu sezon başına kadar tam 6 sezon İzmir Rumlarının takımı Panionios'da futbol oynadı. Ön libero mevkisinde kendisinden çok daha tecrübeli isimlerin bulunduğu Pao ve Olympiakos, Makos için Panionios'un kapısını çaldıysalarda Makos'u kendisine daha çok ihtiyaç duyan AEK kapıverdi. 1987 doğumlu Makos 6 senelik A takım ve 3 senelik kaptanlık geçmişi ile yaşına göre oldukça tecrübeli. Sert ve mücadeleci yapısı ile göze çarparken oyunun hücum kısmında ise şu an için beklentilerin altında. Uzaktan şut denemeleri dışında fazla hücuma çıkmayan bir oyuncu Makos. Bu yüzden hedefleri Panionios'a göre daha büyük olan yeni takımı AEK'da 11'deki yerini tam olarak sağlama alamadı halen. Sezon başından beri ligde 7 Avrupa Ligi'nde ise 6 maçta AEK forması ile sahaya çıkan Makos benim nazarımda Bursaspor için ideal bir oyuncu. Ertuğrul Sağlam'ın tercih ettiği garantici ön libero vasfına sahip olması bir yana Hüseyin Çimşir'in rotasyonda alacağı süreyi minimuma indirecek olması nedeniyle de oldukça faydalı olabilir. Sezon başında AEK'ya transfer edilmiş bir oyuncu olarak devre arası transferi pek mümkün değil ama AEK'nin içinde bulunduğu darboğaz düşünülünce sene sonu ideal bir hedef haline geliyor. Keza mevcut mali yapısı ve oyun anlayışı ile Tolunay Kafkas'ın Kayserispor'u içinde faydalı bir transfer olabilir Makos.


2) Vassilios Koutsianikoulis: O da bu sene başı yeni transfe yapanlardan. Olimpiyat satadında PAO'ya karşı 2 gol bir asist ile oynadığı maçla popülarite kazanmış ve transfer döneminde adı en çok zikredilen oyunculardan biri olmuştu. Elini çabuk tutan PAOK Koutsianikoulis'in kulübü Ergotelis'e 1,5 milyon Euro vererek oyuncunun bonservisini aldı. Yunan futbolseverlerin "Yunanistan'ın Messi'si" lakabını taktıkları Vassilios oyun yapısı olarak dripling özelliği üst düzeyde olup açık alanda yakaladığı her hangi bir rakibi dağıtacak kadar süratli bir oyuncu. Top tekniği oyunu dar alanda ve baskı altında da iyi oyayabilecel düzeyde olan Koutsianikoulis'in en büyük eksikliği fiziğinin de (1,72) etkisiyle hava toplarındaki yetersizliği ve şutlarının üst düzey olmayışı gibi gözüküyor. Hem Türkiye hem Yunanistan'da oynanan müdafacı kapalı futbolu düşündüğümüzde orta mesafeli şutlarda etkili bir oyuncunun değerinin ne olduğu daha iyi anlaşılır. Kanatlarındaki üç oyuncusunun ikisi forvet (Alanzinho-Yattara) olan Trabzonspor için aranılan özellikte bir kanat oyuncusu Vassilios! Savunma yönü zayıf olmasına karşın her iki kanatta oynayabilen Vassilios gençliği ve hırsı ile Yattara'yı, sürati ve daha iyi fiziği ile Alanzinho'yu kulübeye gönderebilecek kapasitede bir kanat oyuncusu. 1988 doğumlu Koutsianikoulis bu sene ligde 14 maça çıkıp 1 gol 2 asist ile oynarken Yunanistan U-21 milli takımı ile elemelerde 5 maçta 2 gol bir asist ile oynadı.


1) Sotiris Ninis: 3 oyuncu içerisinde en genç olanı ama aynı zamanda Türkiye'ye trasnfer edilmesi en güç olanı 1990 doğumlu "Yunan Kaka" olarak isimlendirilen Ninis. Arnavutluk doğumlu olan Ninis Arnavutluk U-21 Milli Takım'ında oynamayı reddettikten sonra U-19 ve U-21 seviyelerinde Yunan milli takımlarında oynadıktan sonra Rehhagel tarafından Euro 2008 öncesi yapılan hazırlık maçları kadrosuna çağrılarak A Milli seviyede de Yunanistan formasını giymiş ve ilk maçında Kıbrıs Rum Kesim'ine bir de gol atmıştı. Profil olarak PAO'nun Arda'sı diyebileceğimiz Ninis 16 yaşında PAO altyapısından A takımına çıktı! Yine Arda'da yaşanılan transfer spekülasyonları benzer bir şekilde Ninis'te de yaşanıyor. PAO'nun sözleşmesine 10 milyon Euro'luk bir serbest kalabilme maddesi koydurması haliyle trasnfer spekülasyonu içerisnden adı geçecek takımların kalibrelerini biraz daha arttırıyor. Manchester United, Arsenal ve Milan, Ninis'ile ilgili Yunan basınında adı en çok geçen kulüpler. Kaka'ya benzetilmesinin nedeni kaleye dikine gidebilme özelliğinin yanı sıra çok az oyuncu da rastlanabilecek oyun zekası olarak adlandırabileceğimiz oyun kurma ve saha içini yönetebilme yeteneğidir. PAO genel olarak Ninis'i sağ kanada yakın oynatmakta ki müthiş sürati ile bu bölgede de oldukça tehlikeli bir rakip haline gelebiliyor Ninis! Şu an için yegane eksikliği olarak saha içinde sorumluluk alınması gerektiğinde nispeten daha pasif kalması durumu gösterilebilir ama 1990 doğumlu Ninis'in sorumluluk alma hususunda kendisini sınıf atlatacak kadar geliştireceğini düşünüyorum. Listenin son ismi Ninis ilk 2 isme göre çok daha kaliteli bir oyuncu olmasının yanı sıra maalesef Türk kulüpleri için transfer edilmesi zor bir hedef. Bir Galatasaraylı olarak Arda'nın gidişine müteakip Ninis'i kadroda görmeyi arzu ederim fakat büyük ihtimal ile bir kaç sene sonra Ninis'i maçları Türkiye'de canlı yayınlanan bir Batı Avrupa liginde izleyeceğiz.

29 Aralık 2009 Salı

KOP'tan Sabri Sarıoğlu Nasıl Gözüküyor?

"The guy must have put in over 20 crosses with each one being of supreme quality. I have never seen a player be so consistent in one game. And it wasn't just the same type of cross. He was sending them in from everywhere and anywhere.

I would say our defense looked extremely shaky tonight due mainly to the consistent high quality of his deliveries. Something I doubt we will see very often from many player or teams."

"What a great cross he's got on him, true our defending down our left wing was poor but when he was in space, his balls were great."


(Yorumların yazıldığı konu: Son yıllarda Anfield'a gelen en iyi 5 rakip takım futbolcusu!)


Liverpool-Galatasaray maçları sonrası KOP Forumlarındaki Sabri hayranlığı dolu mesajlardan bir kaç tanesi yukarıdakiler. Sabri'yi bir tek Liverpool'a karşı izlemiş Merseyside tutkunları Sabri'ye hayran kalmışlar adeta! Hazır Arda ile ilgili Liverpool dedikodularının çıktığı bu dönemde Benitez'e yakışacak bir Sabri hamlesi süpriz olmaz! Hem taraftar da Sabri'nin gelişine hayır demez gibi geliyor!

28 Aralık 2009 Pazartesi

Calderon'a Nargile Bıraktıran Göztepe!!!

Kaynak: Milliyet Arşiv

Göztepe'nin yükselme grubuna çıkışı ve Galatasaray'ın Atletico Madrid eşleşmesi üzerinden bir İzmir-Madrid nostaljisi yapalım. 1967 yılı Kasım'ında ilk maçta 2-0 mağlup olduğu şaşalı rakibi Atletico Madrid'i İzmir'de 3-0 yenerek kulüp tarihinin en büyük türk futbol tarihinin de en önemli bir kaç sonucundan birine imza atar Göztepe! Söz konusu Atletico Madrid maçı ile ilgili tezahüratlar hala daha Göztepe tribünlerinde eski günleri yad ederken taraftara belki de en çok gurur veren sloganlardır."Atletico Madrid'e 3 gol atan Göztepe!" efsanesinin hemen ardından Türkiye'ye favori olarak gelen Luis Aragones'li Garate'li ve başkan Vicente Calderon'lu Atletico Madrid hezimetin faturasını hakemlere çıkarır!


Maçtan evvelki günlerde çıkan İspanyol gazetelerinde Göztepe'nin Atletico'nun ayarında olmadığı, Luis'in (Aragones) tek başına bile Göztepe'nin hakkından geleceği yazılırken Ya Gazetesi "Türkler Atletico Madrid'e bir gol atarlarsa bunu kendileri için şeref addetmelidirler!" diyerek böbürlenme hususunda zirveye çıkmıştır. Tabi 24 saat sonra Adnan Süvari'nin Göztepe'si Atletico'yu 3 golle eleyince kibir dağının tepesinden düşen İspanyollar Yugoslav hakeme ve yardımcılarına ateş püskürdüler. 1 tanesi yan hakeme küfürden olmak üzere iki İspanyol oyuncu maç içinde kırmızı kart ile oyundan atılırken, maç sonrası yenilgiyi hazmedemeyen bazı İspanyol futbolcular hakemin üzerine yürürler! Bu arada hakemin şahsına da hakaret eden İspanyol futbolcular ile ilgili maçın hakemi "azgın boğalar gibiydiler" diyerek tepkisini göstermiştir.


Yenilginin verdiği kızgınlık ile birlikte gelen hazımsızlık sadece oyuncular ve İspyanya basınında değil Atletico yönetiminde de cereyan etmişti. Adnan Süvari'nin maç öncesi hediye olarak Vicente Calderon'a verdiği iki adet işlemeli nargileyi, Başkan Calderon kendi kartviziti ile birlikte otel'de bırakıp almamıştı. Kartvizit'in arkasında "Göztepe'nin armağanlarını kabul edemeyeceğimi bildiririm. Çünkü maç doğru geçmemiştir.Üzüntülerimle." yazan Calderon'un bu tavrına larşı otelden nargileleri alan Süvari sokakta karşılaştığı ilk iki kişiye bu nargileleri hediye etmiştir. Ama Atletico'nun vukuatları daha bitmemişti. Daha önceden yapılması planlanmış olan veda yemeğine elendikleri için gelmeye tenezzül etmeyen İspanyollar konakladıkları Efes Otel'inde içki-meşrubat- oda servisi ve İspanya ile yapılan telefon görüşmeleri de dahil olmak üzere tüm masrafları ödemeden çekip giderek İzmir'de geçirdikleri günlerin faturalarını Göztepe kulübüne ödetmiş ve hatta bedavacı turistler gibi otel'e ait 3 adet kül tablasını da tüm uyarılara rağmen beraberlerinde götürmüşler. Galatasaray benzer bir sonuç alsında Atletico'lu oyuncular ne isterlese yiyip-içsinler diyesi geliyor insanın. Aguero yesin biz öderiz!

27 Aralık 2009 Pazar

Çaptan Düşüyorlar: Benitez&Liverpool....


Bir teknik direktör mental olarak nasıl geriye doğru sayar ve bu düşüşü takıma da yansıtır diye sorduğumuzda şu anda en taze örnek Rafa Benitez olur herhalde. Rakiplerine göre çok daha zayıf kadroları yavaş yavaş kendi kadrosu haline getirip neredeyse Ferguson'un United ile yirmi yılda başarabildiklerini Şampiyonlar Lig'inde 2-3 sezonda başaran, lig tarihinin en çok puan alan ikincisi olarak son yıllarda görülmemiş kadar iyi bir lig performansı gösteren Liverpool'un şefi Benitez'in sistemi bu sezon tam manasıyla yerle bir oldu. Liverpool kadrosuna kattığı Kyrgiakos, Degen, Riera, N'gog ve Voronin gibi kulüp seviyesinin altında oyuncular ile bir yandan rakiplerinin kadro olarak oldukça gerisinde kalan Liverpool öte yandan ise Benitez'in oyun anlayışına ters düşecek bir yapıya dönüştü. Benitez'in yekpare mücadele eden ve sonucu takım halinde alan anlayışının yerine 3 sezon önce Göhkan Ünal ve Mehmet Topuz'un ayağına bakan Kayserispor gibi bir takım haline geldi Liverpool. Torres ve Gerrard Xabi Alonso'nun Real Madrid'e satışıyla doğan boşluk Aquilani ile doldurmaya çalışılsa da hem oyuncu tercihi olarak hem de Aquilani'ye ödenen fahiş bonservis nedeniyle zaten finansal sıkıntılar yaşayan takım bir transfer fiyaskosuyla rakiplerinin gerisinde başladı sezona. Şampiynolar Lig'indeki hayal kırıklığı ve ligdeki fiyasko performanslar ile sezon ile ilgili pek çok hayal şimdiden çöpe atıldı.


Bugün Wolverhampton'a karşı rakibin 10 kişi kaldığı maç zar zor kazanabilen Benitez'in takımı aslında çok daha vahim bir mesaj veriyordu izleyenlere. Son 3 sezonda 200 milyon Euro'yu transfere harcayan Liverpool bu dönemde 176 milyon Euro harcayan United'ın kadro kalitesi ve istikrar olarak oldukça gerisinde kalmıştır. Hem de bu dönemde Liverpool Torres'i kadrosuna katarken United ise Ronaldo'yu kaybetti. Bu 3 sezonluk dönemde ligin transfer şımarığı etiketi üzerinde olan Chelsea ise 120 milyon Euro'luk transfer harcaması yaptı. Kulüp Amerikalı sermaye sahiplerinin eline geçtikten sonra tribünlerden gelen haklı bir çok tepkiye rağmen Benitez elinde transfere harcayacak, eskiye nazaran geniş transfer bütçeleri vaken bu kaynakları Liverpool seviyesinin çok altında futbolculara hem de fahiş bonservis fiyatları ödeyerek çarçur etmiştir.

Ve görülen o ki Liverpool takımı kadro kalitesi ve hocasının inadı yüzünden İngiltere'nin Trabzonspor'u olma yolunda epey yol kat etmiştir son tahlilde. Biri Anadolu'da öteki Britanya'da futbol aşığı iki liman şehrinin ülke futbolunda tarih yazmış kulüpleri artık büyüklükleri tartışılır hale gelmiştir. Trabzonspor için ekonomik olarak İstanbul kulüplerinin gerisinde olması bir bahane olabilir belki ama elindeki yeterli olabilecek kaynağı kadronun seviyesini yükselteceği yerde düşürecek isimlere harcayan Benitez ve Liverpool için herhangi bir bahane öne sürülemez.

En üstteki fotoğraf bugün oynana Wolves maçından. Benitez'e herşeye rağmen inanan bir Liverpool'lunun aslında isyan dolu destek pankartının asıl amacı "Liverpool büyük takımdır ve bir şekilde ayağa kalkacağız!" fikrini Benitez üzerinden ifade etmek gibi geldi bana. Yoksa salt Benitez'e güvenip Amerikalılara saydırmakla Liverpool kulübü de kendi kendini kandırmış olur. Fotoğraftaki amcamız ise Yankee şapkalı diğer Liverpool'lunun arkasında kahrolmaya devam eder Benitez'in her hatasıyla.

Foto Kaynak:Dirty Tackle

26 Aralık 2009 Cumartesi

Türk Futbolcusu İçin Alternatif Transfer Rotaları...

Hep üzerinde durduğumuz bir konudur yurt dışına oyuncu göndermek. Futbolcuların başka ülke futbol kültürlerini de öğrenip yetenekleri ile harmanlayarak kapasitelerini daha üst seviyeye çıkarmaları için tek yoldur belki de yurt dışında futbol oynamak. Ama nedense yurt dışına transferden kasıt hep İngiltere-İspanya-İtalya olup orada da ilk 4'ten aşağısı kabul görmez genelde. Hem de oyuncunun fiziki özellikleri ve yetenekleri göz önünde bulundurulmadan yapılıyor bu sınıflandırma. Örneğin en rahat şekilde İtalya'da oynayabilecek bir Arda için İngiltere'de L'pool seviyesinde bir tempo hedef gösteriliyor. Şayet ouyncuların fiziki yeterlilikleri ve teknik özelliklerine göre oyunculara bir rota çizersek çok daha başarılı ve enteresan transfer hamleleri meydana gelir diye düşünüyorum.

1) Erman Özgür(Brezilya): Sol ayağını hem şut çekerken, hem de pas atarken bu kadar zarif ve etkili kullanan yegane Türk oyuncusudur Erman Özgür. Trabzonspor'da başarısız oluşu tecrübesizliği ve ikili mücadelelerde zayıf kalıyor olmasındandı. Fakat hem teknik kapasitesi ile hem de Türk futbolcusunda çok az görebildiğimiz oyun zekası ve tam saha oyun görüşü ile Erman Özgür Brezilya ligi için biçilmiş kaftan. Gerçekleşmesi imkansız ama Erman'ın olası bir Vasco de Gama transferi ile Rio'da ki Hz.İsa heykelinin yakınlarına bir adet Aziz Erman heykeli yapılır 4-5 sene içerisinde. Rio şehrini kendine aşık edecek bir futbolcudur Erman Özgür.


2) Umut Bulut(Arjantin): Teknik kapasitesi kısıtlı. Keza oyun zekası da pek parlak değil. Ama bitmek tükenmek bilmeyen pres gücü ve inatçılığından kaynaklanan takipçiliği ile Umut Bulut beni Arjantin ligi'ni alın diyor adeta. 11'in değişmez oyuncusu olamaz belki ama o ciğeri patlarcasına yaptığı presler ile Bombonera tribünlerini çıldırtacak nitelikte bir oyun yapısına sahip Umut Bulut.

3) İbrahim Akın(Brezilya): Erman Özgür gibi potansiyel Brezilya ligi futbolcusu. Adriano'nun olası bir Avrupa'ya dönüşü sonrası Flamengo taraftarının yeni solak ikonu olabilir. Hem şut tekniği hem de gamsız duruşu ile Adriano'nun yerine Türkiye'den en büyük adaylardan.



4) Sercan Yıldırım(Hollanda): Sercan Yıldrım'ın en büyük sükseyi yapabileceği lig Hollanda ligi Eredivisie'dir. Gerek topla gerekse de topsuz alanda oldukça süratli ve bu süratin yanında vasatın üstü bir top tekniği ve gol vuruşuna sahip Sercan olası bir PSV transferinde Eredivisie'de yeni bir Kezman efekti yaratır. Sakatlanmadığı sürece Hollanda'da Sercan'ın gol sayısı 20'nin altına düşmez!

5) Gökhan Emreciksin(Fransa): Oyun disiplini çok üst seviyede olmasa da fizik mücadele söz konusu olduğunda zayıf bir oyuncu değil Gökhan Emreciksin. Mücadeleci yapısı ve sürekli rakip kaleyi düşünen oyun sistemiyle Fransa Lig'inde çok iş yapabilir. Gökhan için en uygun takım Monaco!

25 Aralık 2009 Cuma

Fenerbahçe Tarihi'nin İlk Brezilyalı Hamleleri- Jolye&Gonzales...

1959 yılı yazından bir transfer haberi küpürü. Fenerbahçe'deki Brezilyalı futbolcu geleneğinin temellerinin atıldığı dönemmiş 1959 Temmuz'u. Sağ kanadı komple Brezilyalılara teslime etme fikri ilk başta iyi bir tercih gelmiş dönemin Fenerbahçe yönetimine ve Brezilyalı futbolcular Jolye ve Gonzales ile görüşmelere başlanmış. Futbolcuların istediği aylık 500 Dolar maaş makul bulunmuş ve fakat ertesi günlerde yapılan görüşmelerden sonra transferde sorun çıkmış ve oyunculardan vazgeçilmiş. Buna sebep olarak oyuncular ile kontratları üzerinde tam olarak anlaşmaya varılamadığı gösterilmiş. Bir rivayete göre ise Jolye ve Gonzales sözleşmelerine "Doğum günü kutlamaları için adam başı bir karton yumurta ve bir paket un" maddesi koydurmtmak istemiş. Yönetimden gelen cevap "Millet memlekette ekmeği karne ile alırken bunlar nimetle oyun oynamak istiyorlar. La yürüyün gidin!" olmuş. Jolye ve Gonzales'de kulübün kayıp Sambacıları olarak tarihe geçmişlerdir.

24 Aralık 2009 Perşembe

21 Aralık 2009 Pazartesi

Camp Nou -> Mecidiyeköy Transfer Hattı... Sıradaki Kim?





Hagi, Popescu, De Boer, Rijkaard ve Neeskens. Yolu futbolcu ya da antrenör olarak Camp Nou'dan geçtikten sonra yeni durağı Mecidiyeköy olan 5 futbol adamı. Daha önce Anfield-Sami Yen hattından bahsetmiştik ve sıradaki kim demiştik. Peki ya Camp Nou'dan gelecek yeni yolcu kim olabilir? Fantezi yapıp uçuk kaçık isimler arzulayabiliriz elbette ama bir Marquez tadından yenmez şu an Mecidiyeköy'e gelse! Bu arada illa şuan ki Barcelona'da oynaması şart değil! Camp Nou'nun havasından suyundan daha önceleri faydalanıp feyiz almış futbolculara da kapımız açık! Sami Yen'den Camp Nou'ya adam göndermemiz zor ama elbet yine bir gün Camp Nou'dan birileri girecek Metin Oktay tesislerinden içeri. Gerçi sırf Galatasaray'ın maçlarını takip etsin diye Neeskens'in kardeşi Cruyff'da gelse apayrı bir atmosfer olur Sami Yen'de!

20 Aralık 2009 Pazar

Güzel Adam... Mark Hughes


Belki yüksek maliyetli yıldız transferlerinin meydana getirdiği büyük belentileri istenilen hızla karşılıyamıyordu ama yine de Mark Hughes benim EPL'de en beğendiğim teknik adamlardan biriydi. Futbolculuğunun şaşalı ilk dönemi yerine nispeten daha az parlak son dönemine denk gelsem de hem sahadaki Mark Hughes'u hem de kulübedeki Hughes'u hep takdir etmişimdir. Arap sermayesinin sabırsızlığı City'e elindeki bir değeri kaybettirmiştir. Hughes'un City'nin başındaki maçından son kareleri görünce hey gidinin "Koca Mark"ı saçlarına aklar düşmüş diyorum kendi kendime. Nerede Highbury'de coşkuyla bir tribün boyu sıçrayan Hughes nerede saçları bembeyaz olmuş, yaşlanmış, çökmüş Hughes!

Best Markaj Altında-2-!!!




Markaj uygulayanlar da farklı yöntemleri de farklı! Kimisi kelepçeleyip elinde tutmaya çalışmış Best'i kimisi de ikili sıkıştırmaya gitmiş. Lakin sonuç değişmemiş. Best'e markaj sökmemiş!

18 Aralık 2009 Cuma

Galatasaray-Atletico Madrid... 36 Yıllık Hesabı Kapama Vakti!



2010 yılının ilk aylarında Galatasaray Vicente Calderon stadına Atletico Madrid'in karşısına çıkacak. Her ne kadar şu anki Galatasaray müdafası güven vermese de iyi geçecek bir devre arası sonrası Galatasaray'ın Atletico'yu eleyeceğini düşünüyorum. Ama bu karşılaşma iki kulüp arasındaki ilk eşleme değil. Bundan tam 36 sene önce 73-74 sezonunda iki takım Şampiyon Kulüpler kupasında karşılaşmışlar. İlk maçta Vicente calderon'da kaleci Yasin'in harika oyunuyla(aşağıda ilk küpür) 0-0'lık bir sonuç alan Galatasaray ikinci maçta İstanbul'da avantajlı olan tarafmış.


Ama uzatmaya giden maçta yediği gol ile rakibine 1-0 yenilerek kupanın dışında kalmış Galatasaray. "İspanyol basını ne yazmış acaba?" merakı o dönemde gazetelerimizde varmış.(en üst 2. küpür) Turu geçen Atletico Madrid takımının, İstanbul'daki maçta da yıldızlaşan efsanesi ise Luis Aragones'dir! Umarım Galatasaray turu geçerken bir yandan da 36 yıllık bu hesabı geç de olsa kapar!

Arzulanan Eşleşmeler... ŞL İkinci Tur...


Gelebilecek en güzel eşleşmelerin bir arada çekildiği bir ŞL ikinci turu oynanacak! Zico aynı iki sene önce olduğu gibi bu turda Barcelona veya Chelsea gibi devlerin yerine Bordeaux'u çekti kuradan. İki sene önce Sevilla'da aynı Bordeauz gibi yıldızı daha az sönük ama dev takımlara göre çok daha iyi futbol oynayan tehlikeli bir rakipti. Yine de "korkak stajyer" (!) Zico bir çeyrek final görürse şaşırmamak gerekir. Inte-Chelse eşleşmesi de hem Mourinho'nun Stamford Bridge tekrar çıkışı hem de geçen sene Milan-Inter rekabetinde rakibi olan Ancelotti'ye karşı tekrar savaşı olacak. Yine de favorim Chelsea. Bayern-Fiorentina geçen senenin rövanşı olmasının dışında beni gol ve kalite olarak en çok heyacanlandıran eşleşme. Lyon-Real Madrid denilince aklıma Carew-Cannavaro eşlemesinin yaşandığı maç geliyor ama bu sefer Real Madrid çok daha ağır basıyor. Porto-Arsenal ise geçen sene grup maçlarının bir rövanşı olacak. Arsenal daha güçlü olabilir ama rakip Porto ise her zaman temkinli olmak gerekir.


Ve istediğim eşleşme Milan-Manchester United. Beckham tekrardan Old Trafford'a çıkacak. Ama bu eşleşmeyi asıl önemli kılan ise Milan'ın Avrupa Kupaları'nda Real Madrid maçı ile ufaktan verdiği dirilme sinyallerini tam manasıyla verebileceği maç olmasıdır. Favorim Milan!

17 Aralık 2009 Perşembe

Zamanın Durduğu Anlar....Cruyff-Beckenbauer-Vogts-Maier

Johan Cruyff ve Franz Beckenbauer biri gol atmak için öteki golü kurtarmak için ayaklarını birbirlerine tabanlarını gösterecek şekilde kaldırmışlar. Hemen arkalarında Cruyff'a atılan topa yetişemeyen Berti Vogts. Önlerinde ise bu iki efsaneyi aynı anda hava donmuşlar gibi izleyen Sepp Maier! Tarih 7 Temmuz 1974. Zamanın durduğu an ise 17:40...

16 Aralık 2009 Çarşamba

Bir Zamanlar Efsaneydi...

Şimdilerde hücumda Zarate'ye Pandev'e bel bağlayan defansı ise Serie A standartında vasatın altında bulunan Lazio'ya bakıp 10 sene önceki Lazio'yu görünce bu takıma sempati duyanların geçmişi ne kadar özlem ile aradıklarını anlayabiliriz. Fotoğraftaki efsane kadro 1998-99 senesinde Kupa Galipleri Kupası'nın son şampiyonu Lazio'ya ait. Ertesi sene Serie A'yı ve İtalya Kupası'nı kazanıp Çizme'yi domine edecek takımın bir önceki versiyonu. Şimdinin Lazio'su ile aradaki farkı tanımlamak için "dağlar kadar" sıfatı yetersiz kalıyor.

Nesta-Vieri-Mihajlovic-Pancaro-Marchegiani-Roberto Mancini (Ayaktakiler)
Stankovic-Favalli-Almeyda-Nedved-Salas (Oturanlar)

14 Aralık 2009 Pazartesi

Alternatif Futbol Rekorları: Trabzonspor vs Lyon...


Futbol'da tarih ve rekor muhabbeti açıldı mı en olmadık yerden en olmadık rekorlar çıkıyor. Bazılarının kulağa entresan gelmekten başka bir özelliği de yok. 40 yıldır en üst lige çıkamayan Kasımpaşa'nın 3 büyüklere karşı en son galibiyetini 40 küsür yıl önce alması gibi! Ama madem her taşın altından rekor çıkartabilecek kadar azimliyiz o zaman buyurun yeni rekorumuza. 1991 yılında UEFA Kupası ilk turunda Trabzonspor'un rakibi O.Lyon olur. İlk maç Gerland'da oynanır. İlk yarısından gol çıkmayan maç 4-3 Trabzonspor'un galibiyetiyle biter! İkinci maçta 15 gün sonra turun favorisi Trabzonspor'dur. Favori gösterilmesinin hakkını vererek bu sefer sadece 1 gol yiyerek 4 gol atar Lyon'a: 4-1. Çok aramama rağmen Lyon'un Avrupa Kupası maçlarının bir dökümünü bulamadım o yüzden öne süreceğim rekor tezlerine itirazı olan ya da eklemesi olan arkadaşların yorum kısmından beni bilgilendirmesini rica ediyorum.

  1. Bir Fransız takımına bir turda 8 gol atan tek Türk takımı
  2. Lyon'a Avrupa Kupaların'da deplasmanda 4 gol atan tek Türk takımı
  3. (2'nci madde ile paralel) Hem de bu 4 golü tek devrede atan yegane Türk takımı
  4. Lyon'a bir eleme turunda en çok gol (8) atan takım
  5. Bir Fransız takımına deplasmanda 4 gol atan tek Türk takımı
  6. Lyon'a Asya kıtasında bir maçta en çok gol (4) atan takım
Oturduğum yerden Türk futbolu ve Fransız futbolu ile ilgili 6 rekor tezi öne sürdüm. Demek ki tarih sadece sahada değil masa başında da yazılıyormuş! Kim bilir ne rekorlarımız daha var gün yüzüne çıkmayı bekleyen!

13 Aralık 2009 Pazar

Best'e Markaj Sökmez!!!




Bu markajlar Best'i durdurabilmiş midir? Hiç sanmıyorum. Çünkü Best'i marke ederek durduramazsınız! Gerçi yukarıdaki markajlardan Best de pek rahatsız olmuş gibi durmuyor ya neyse!

12 Aralık 2009 Cumartesi

Ziya Doğan vs Samet Aybaba

Kötü geçen bir sezon ve kulüp ile bağları kopmak üzere olan Ziya Doğan. Ve kendisinini bu duruma gelmesinde ayak oyunlarıyla pay sahibi olduğunu söylediği kaptan Samet Aybaba! Bir an için aklıma Anelka' ın Alex ile ilgili açıklamaları geldi. Futbolcuların birbirini kuyusunu kazdığı dönemler sadece şimdiye has değilmiş meğer!

10 Aralık 2009 Perşembe

Beşiktaş>ABD>İngiltere... 1950...

Güney Afrika 2010'un kuraları çekildikten sonra ABD-İnigltere eşleşmesi için "60 yıllık hesap" deyimini kullanmıştık. Dönemin en güçlü takımlarından olan İngiltere, amatör futbolculardan oluşan eski sömürgesi ABD'ye Gaetjens'in golü ve kaleci Borghi'nin efsane performansı sonucunda 1-0 mağlup olur. 1-0'lık o efsane maç ABD için bir nevi "Macar Zaferi"dir. Üzerine filmler çekilmiş, romanlar yazılmış olan bu galibiyeti kazanan takım meğer bu zaferden sadece 4 hafta önce hem de kendi sahasında 5-0'lık bir mağlubiyet almış. Bu skoru ilgi çekici kılan şey ise 5 gollü galibiyeti kazanan takımın Beşiktaş olması. Çıktığı yurt dışı turunda ABD milli takımı oyuncularının oluşturduğu Amerikan All-Stars'ı, Recep Adanır, Recele Şükrü ve Süleyman Seba'nın golleriyle 5-0 yenen Beşiktaş aslında sadece sıradan bir takımı değil 4 hafta sonra Dünya Kupası tarihine geçecek bir takımı yenmiş oluyordu. Hem de rakip kalede 4 hafta sonra İngiltere'ye karşı efsane mertebesine çıkacak Frank Borghi olmasına rağmen. 1 Haziran 1950-St Louis-Missouri

George Best Sakatlık Haritası... 1968...


Sakatlıkla ilgili haberlerde kullanılan yöntemlerden biri de futbolcunun fotoğrafı üzerinde sakatlık geçirdiği yerlerin işaretlendiği "sakatlık haritaları"dır. 1968 yılında George Best için de benzer şekilde bir çalışma yapılmış. Gerçi bu sefer herhangi bir fotoğraf yerine Best ile maç sonrası sıcağı sıcağına yapılan bir fotoğraf çekimi ile daha gerçekçi bir "sakatlık haritası" çıkarılmış. Şimdilerde futbol artık daha tempolu ve daha sert diyenlere cevap niteliğinde bir resim var karşımızda. Yakın markajdan dolayı omuz ve sırtta çürümeler, dirsek darbeleri nedeniyle karın bölgesinde yaralanmalar, sıklıkla yenilen tekmeler sonucunda zayıflayan ve acı çektiren aşil tendonları, sağ dizde kıkırdak kaybı, sol dize gelen krampon darbesi nedeniyle oluşan ödem, ayak bileklerine gelen darbeler sonucu ortaya çıkan şişlikler ve kafa topunda rakip savunmacının kafası vasıtasıyla yarılan sağ kaş. Tabi bunlar sadece gözle görünen yaralanmalar. Sonra "Keşke Best bu kadar içkiye düşkün olmasaydı" diyoruz. Anladığım kadarıyla Best keyfinden değil acısını dindirmek için içiyormuş!

9 Aralık 2009 Çarşamba

Fenerbahçe'nin Derbi Sendromu -> Genetik...

6-0, 4-0, 4-0 (Sami Yen) ve 4-1'lik GS-FB derbi tarihine geçen Fenerbahçe galibiyetleri Fenerbahçe açısından rakibi le rekabet içinde faydalı olsa da lig yarışında takıma fayda sağlayacak bir pozitif etkiye yol açmadılar. 6 Kasım'ın devamında lig 6.'lık ile bitirilmiş, Kadıköy'de ki 4-0'lık maçtan 3 hafta sonra Denizli travması yaşanmış, geçen seneki 4-1'in yaşandığı sezon son dönemin en kötü performanslarından birine şahit olunmuştu. Sami Yen'de gelen 4-0'lık derbi galibiyetinin de 4 yıllık efsane Terim performansının ilk yılında yaşandığını söylersek o galibiyetinde devamında pek hayırlı şeyler getirmediğini görürüz. Şimdi ligin ilk 10 haftası ortalığı kasıp kavuran GS ve FB'nin aralarında oynanan derbiden mental olarak büyük zarar gördükleri ve şu an yaşanan form düşüklüğünün o derbide yaşananlarla doğrudan alakalı olduğu yorumları yapılıyor. Galatasaray tarafının 10 yıllık puan bile kazanamama baskısı ve üzerine gelen yenilgi ile travma geçirmesi normal ve anlaşılabilir bir durum ama kazanan tarafın da bu travmayı geçirmesi ilk bakışta pek kolay açıklanamayan bir hadise. Bunda en büyük neden sıkıntılı dönemlerde uzun vadeli kurtuluş reçeteleri yerine kısa vadede alınacak bir derbi galibiyetinin camiaya vereceği pozitfit enerjiyi tercih eden ve derbi maçlara belki de Fenerbahçe tribünlerinden bile daha fazla odaklanan kulüp yönetim kurullarıdır! Ezeli rakibi karşı hem de büyük farklarla kazanılan bu maçlar yönetimlerinde gözünü boyayıp göz önünde bulunan sorunlara çözüm üretilmesinin rafa kalkması sonucunu doğuruyordu. Alt ve üst taraftaki iki gazete küpürü buna en güzel örnektir benim nazarımda. İlk küpürde 7-1'lik Sigma Olomouc mağlubiyeti ile adeta yangın yerine dönüşen bir kulüp ve bu kaos ortamında "günah çıkarma" minvalinde istifa ettiğini açıklayan ve bunun nedenlerini sayan başkan Metin Aşık. Alttaki ikinci küpür ise Sigma maçından yanlızca 5 gün sonrasında oynanan Galatasaray-Fenerbahçe derbisinden sonra Fenerbahçe tarafının halini gösteriyor. Deplasmanda kazanılan (1-0) derbinin ardından her camia gibi Fenerbahçe de sıkıntılı günleri geride bırakmaya çalışmış. Ama sevinç yönetim tarafından -aynı yenilgilerde olduğu gibi- oldukça abartılı bir şekilde yaşanmış. Başkan geri dönmüş, 5 gün önce kafalarını yerden kaldıramayan futbolcular şampiyon edasıyla kendilerinden geçmiş. Sonuçta sezon sonu ezeli rakiplerden biri (Galatasaray) şampiyon olurken diğeri (Beşiktaş) ikinci olmuş. Derbi galibiyetinden sonra yaraya neşter vurma gereği görmeyen Fenerbahçe ise Trabzonspor ve Kocaelispor'un ardından 5. olarak ligi bitirmiş. Galatasaray'da bu Kadıköy sendromu Fenerbahçe'de de bu mantalite devam ettikçe GS-FB derbilerinin en büyük kazananı her zaman 3. taraflar olacaktır.

8 Aralık 2009 Salı

Elton John & George Best...

Sol tarafta Turuncu Aztec eşofmanıyla Elton Joh ve yanında efsane George Best. Best'in LA Aztecs günlerinden...