BİY AD

30 Kasım 2009 Pazartesi

Super Mario...


Mario Alberto Kempes

Neden Arsenal Olamayız?

Yıllardan beri ülke futbolunda yorumcular arasında kullanılan en geçerli geyik malzemesi İngiliz futbol kültürüdür. Hemen hemen her sorunda çözüm olarak İngilizlerin yaptıkları gösterilir örnek olarak. Ve bizlere makul gözüktüğü içinde kimse pek karşı çıkmaz bu örneklere. Nelerdir bu örnekler diye sorarsak... Önce yönetim kısmında "Manchester'ın ya da Arsenal'in kulüp başkanlarını tanıyor musunuz" derler. "Bakın İngiltere'de hiç bir kulübün başkanı bizdeki kadar popüler değildir. Sokakta görseniz tanımazsınız" denilir. Bana kalırsa başta yönetim örneği olmak üzere İngiliz futbolundan Türk futboluna örnek gösterilen tüm uygulamalar Türkiye'nin yapısına asla uyamayacağı için yanlıştır. İlk örneğe gelelim tekrardan. Arsenal veya Manchester kulüp başkanlarının tanınmaları ve bizimkilerin çok popüler olmaları oldukça doğal çünkü bu kulüplerde başkan ya kulübün büyük hissedarı oluyor ya da bu hissedarın görevlendirdiği bir nevi CEO. Yani bizdeki gibi bir genel kurul ve üyeleri kapsayan seçimlerle, propaganda yarışları sonrası gelen başkan yok! İngiliz kültürü ile bu toprakların kültürü arasında fark aslında Anglo-Sakson kültürü ile Akdenizli ve Doğulu olan Türk kültürü arasındaki farktan müteşekkildir. Bizim için asla İngiltere örnek olamaz çünkü hem Akdenizliyiz hem Orta Doğulu. Futbolu kazanmaktan daha fazla sevemiyoruz belli ki. Ama kazanmanın o kadar tutkulu bir fanatiğiyiz ki yönetiminden sahada oynanan oyuna kadar her yerde anlık tepkiler, sabır eksikliği ve bir hengame göze çarpıyor. Ama dediğim gibi bu beslendiğimiz kültür havzası ile doğrudan etkili. Evet belki Manchester'ın başkanını yolda görsek tanımayız ama Laporta, Jesus Gil, Moratti, Berlusconi gibi Akdenizli muktedir popüler başkan örnekleri gözümüzün önündeler. Hem de futbolları İngilizler ile her anlamda yarışabilirken. Aynı şey teknik direktör-sabır ilişkisi içinde geçerli. Ne denilir "Bak Arsenal'e hiç bir kupa kazanamıyorlar ama oynadıkları futbol zevk veriyor ki her maçlarını full stada oynuyorlar!". Ya da "Bizde hocalar 2 seneyi zor görüyor bak Ferguson'a adam 20 seneyi devirdi" derler. Ama biraz güneye sıcak kanlı insanların diyarına indiğin vakit görüyorsun ki durum Britanya'dan çok farklı. Çok övülen Ferguson kadar Şampiyonlar Ligi kazanan Ancelotti son sezonlardaki başarısızlığın ardından Milan taraftarının ve camianın baskısıyla Milan'dan ayrılmak zorunda kalıyor. Aynı şey Rijkaard için de geçerli. İşin daha garibi şu an iki ligi de domine eden hocalar Mourinho ve Guardiola'nın 2 sezon şampiyonluk görememeleri halinde yüzde 90 ihtimal ile ya istifa edecekleri ya da kovulacakları gün gibi açık. Çünkü İspanyollar'da İtalyanlar'da tutkularını zirvede yaşayan sabırsız tipik Akdeniz toplumlarıdır. Inter ile 4 sene üst üste Serie A kazan ama Avrupa'da Milan'ın gerisinde kaldın diye her Ş.Ligi maçında taraftarlarınca protesto edilirsin. Takımları gol attığında bile fazla coşup bağırmayan İspanyollar-Katalanlar ise iş hocaları gönderemeye gelince büyük bir coşku ile ellerinde beyaz mendiller ile Camp Nou'yu, Bernabeu'yu inletirler. Zaten ne Akdenizliler İngilizler kadar soğukkanlı ve sabırlı ne de İngilizler Akdenizliler kadar tutkulu ve sabırsız olabilirler. O yüzden artık birbirimize örnek olarak Anfield Road tribünlerini, vefakar Arsenal taraftarını, Alex Ferguson'u ya da Aston Villa'nın başkanını örnek vermeyelim. Çünkü herkes takımı Arsenal gibi oynasın ama kazansın ister bu diyarlarda. Arsenal gibi oynayıp kaybetmektense Inter gibi oynayıp kazanmak daha önemlidir. Kazanma dürtüsünün bu kadar ağır bastığı bir kültürde kaybeden ama güzel oynayan bir Arsenal'i herkes görmek ister, ama rakibi olarak. Biz örnek olarak Ferguson'u değil Lippi'yi, Arsenal başkanını değil Laporta'yı, Manchester'ı değil Barcelona'yı ya da Milan'ı almalıyız. Aksi halde Akdeniz'in havası bizi çarpmaya devam eder!

29 Kasım 2009 Pazar

Derbilerin Favorisi Olmaz!

Günün anlam ve önemini anlatan 40 sene evvele ait bir küpür. Ligin başında 6'da 0 çeken ve küme düşmesi kesin denilen Kasımpaşa İstanbul derbisini de kazanarak çaktırmadan küme düşme potasından çıkıverdi. Arada milyon dolarlar da olsa derbilerin kazananı belli olmuyor. Bunun için İBB'nin son 3 senede Beşiktaş-Fenerbahçe-Galatasaray hattında oynadığı maçlar en güzel veridir. Ne de olsa derbinin favorisi olmaz!

28 Kasım 2009 Cumartesi

Derbiler Haftası ve Asimetrik İstanbul Derbisi...

Avrupalılar bunu düşünmüşler miydi bilmiyorum ama sağolsunlar Bayram hediyesi gibi fikstür çekmişler. Bu kadar derbinin üst üste geldiği bir hafta bu oyunu seven herkes için en güzel hafta sonu demektir. Barcelona-Real Madrid maçında taraf tutmadığım için kim atarsa fark etmez ama sayıcı çok gol olsun istiyorum. Everton-Liverpool maçı'nda Everton, Arsenal-Chelsea karşılaşmasında Chelsea geçiyor gönlümüzden. Ege'nin karşı yakasında Atina'da Olympiakos-PAO maçında PAO'nun kazanması bir açıdan beni memnun edecek ama hafta içi İstanbul'a moralli çıkacak bir PAO'yu da pek istemiyorum açıkçası.


Yunanlıların diğer büyük maçı onların adlandırmasıyla "İstanbul Göçmenleri Derbisi" bana kalırsa "Asimetrik Derbi"! AEK-PAOK maçı bir Atina-Selanik maçından çok İstanbul derbisi olarak değerlendirilebilir. Ayrıca PAOK tribünlerinin azımsanmayacak kadar büyük bir bölümü de Trabzon göçmeni Rumlardan oluştuğu için İstanbul-Trabzon rekabeti de bir yönüyle yaşanacak Ege'nin karşı yakasında. Balkan kupası benzeri bir oluşumda AEK-PAOK-Trabzonspor ve 3 Büyüklerden birinin dahil olduğu bir kupa yapılsa bir kaç sene içerisinde iyi bir reyting kazanır diye düşünüyorum!

5'lik "El Clasico"lar... Romario vs Zamorano...

Geçen sene Bernabeu'da 6-2 biten efsane maçtan sonra artık Barcelaona taraftarı yine farklı galibiyetler arzu ederken Madridliler ise 6-2'yi unutturacak farkta bir Barcelona galibiyeti düşlüyorlar. Yakın zamanda ise fazla olmasa da böyle farklı tarifeleri görmek mümkün. 5-0 denilince hep Cruyff'lu Barca'nın Real'e başkentte 5 attığı ve kimilerine göre Franco'nun ecelini getiren El Clasico gelir. Biri 1994 diğeri 1995'in Ocak ayın'da oynanan iki büyük maç. İkisinde de Johann Cruyff Barcelona'nın başında. Ve iki derbide de efsane santrafor performanslarına şahit oluyoruz.



1994'te Camp Nou'da oynanan maçta Koeman'ın hala en iyiler arasında gösterilen frikik golü ve Romario'nun hat-trick'i akıllardadır. Özellikle Real Madrid savunmasının arkaya atılan her uzun topta açık vermesi maçın farka gitmesini sağlar. Cruyff döneminin efsane olarak adlandırılan o rüya takımının zirveye çıktığı maçtır. Bu maçtan yaklaşık 4 ay sonra Cruyff'un 5-6 yılda oluşturduğu bu Rüya Takım Atina'daki Şampiyonlar Ligi finalinde Milan tarafından darmdağın edildikten sonra hızla düşüşe geçer.



1995'in Ocak ayında iki dev yine karşılaştıklarında bu sefer mekan Bernabeu'dur. Tribünler ve Madridli futbolcuların neredeyse 1 yıldır bekledikleri farklı rövanş o gece kazanılır. Zamorano'nun hat-trick yaptığı maçta ilerideki Laudrup-Zamorano-Luis Enrique hattı Barcelona savunma hattına av görmüş piranalar gibi saldırarak Hagi'li Barcelona'yı Bernabeu'nun çimlerine gömer. Eski golcüler bir yana Camp Nou ve Bernabeu'nun eskiden ne kadar coşkulu olduğunu görünce eski günler daha bir güzel yad ediliyor.

27 Kasım 2009 Cuma

Bayram Şekeri: Küçük Bülent Polonya'ya Karşı...



Bayramlarda hep eski bayramlar yad edilir. Bizde eski bir bayramı yad edelim. 27 Ekim 1993. Sepp Piontek sonrası dönem milli takımın başına geçen Fatih Terim'in ilk milli maçı. Ya da daha doğrusu Terim efsanesinin doğuş maçı. Ertuğrul'un iki golüyle gelecek olan Norveç galibiyetinin ilk sinyallerinin verildiği bu maç o dönem özellikle İngilizler'in şamar oğlanı haline gelen Milli Takım'ın düşmana korku salamasa da sevenlerine ve dostlarına umut ışığı saçtığı maçtır. Şu anda her hoca ihtiyacı olan takım için adı geçen Hakan Şükür-Bülent Uygun ikilisinin Polonyalıları çökerttiği maçta ilk golü her zamanki gibi kalesinde gören Türkiye devreyi 1-0 geride kapatır. Bu arada Emre Aşık, Ertuğrul ve Bülent Uygun ilk defa bu maçta milli formayı giymişlerdir. İkinci yarıda ise takımın iki forveti Hakan ve Bülent Uygun'un forvet stillerinin özeti olarak gösterilebilecek iki gol ile durum 2-1'e gelir. Hakan Şükür ani bir deparla içeri gönderilen topa altı pasta kafa vurarak beraberliği sağlarken Bülent Uygun ise cephedden aldığı topu Polonya defansının üzerine sürüp rakip stoperleri adeta yararak ceza sahasına girip golü atmıştı. Maçla ilgili akılda kalanlar ise yılda 1 galibiyet ortalama ile oynayan Milli'lerin geriden gelerek - hem de farkı kaçırarak- bir maçı kazanması, hala klasik milli takım forması giyilmesi ve benim favorim olan Polonyalı spiker gafıdır. Video'nun sonunda Bülent'in golünden sonra sağolsun Türk rejisi o dönemin alışkanlığı ile Bülent için ekrana "K.Bülent" (Küçük Bülent) yazısını getirir bilgilendirmek amacıyla. Golümüzün ardından Polonyalı spiker golü anlatırken golü atan oyuncumuz için soy adını Küçük sanarak "Kücüg Bulent" diyor safiyane bir şekilde. O spiker ağabey'e o maçı sorsak neler söyler acaba? Tahmin edebiliyorum galiba: "Bir Küçük Bülent vardı o duruyo mu hala?"


Bu arada blog'u takip eden herkesin Kurban Bayramını kutlarım!

26 Kasım 2009 Perşembe

Derbi Nostalji: Everton vs Liverpool: 4-4

Büyük maçlar haftasına giriyoruz bu hafta Avrupa'da. Merseyside,Barcelona ve Londra merkez üsler olacak. Bizde öncelikle Merseyside tarafında geçmişe bir göz atalım. Ocak 1991 Goodison Park. Everton-Liverpool FA Cup 5. Tur maçı. Anfield'da oynanan ilk maç 0-0 berabere biter ve Goodison Park'ta tekrar maçı oynanır. İlk yarıyı daha sonra Everton'a transfer olacak olan Beardsley'in golüyle Liverpool önde kapasa da ikinci yarı derbiler tarihine geçecek bir mücadeleye sahne oluyordu. Önce Graeme Sharp maçı 1-1'e getiriyor ardından 71'de Beardsley tekrar Liverpool'u öne geçirse de 73'te Sharp bir kez daha skoru eşitliyordu. 78'de Britanya'nın en zarif kulesi Ian Rush kırmızılıları 3-2 öne geçirir fakat son dakikada Tony Cottee'nin golüyle maç uzatmalara gider. Uzatmada ilk devrenin sonuna doğru John Barnes'ın hala orta mı şut mu diye tartışılabilecek golüyle skor Liverpool lehine 4-3'e gelir ama Cottee tekrar sahneye çıkarak efsanevi derbiyi 4-4'lük skor ile tesciller. Maçtan iki gün sonra Kenny Daglish görevinden istifa ederken bir hafta sonra oynanan son tekrar maçını Everton 1-0 kazanarak turu geçer. Hafta sonu Benitez istifa eder mi bilinmez ama 4-4 gibi bir skora kimsenin hayır diyeceğini düşünmüyorum.



Link: http://www.youtube.com/watch?v=IRP1DqdQz-g

Beşiktaş ve Savunma Sanatı...

Şimdi illa ki Beşiktaş için sadece savunma yaparak kazanıyor diye çocukça eleştirilerde bulunacak bir kesim olacaktır. O yüzden öncelikle Beşiktaş'ın 3 maçlık serisine geri dönüp bir bakmak lazım. TS-FB-United'dan oluşan seride Beşiktaş çıktığı maçlara asla favori olarak çıkmadı. FB ve United maçların favorisiyken Trabzon belki favori değil di ama hem maç boyunca oynadığı futbol ile hem de kazanmaya olan ihtiyacı ile daha ağır basan taraf oldu. Yani bir başka deyişle çıktığı 3 zorlu maçta Beşiktaş için öncelikli plan kendisini hücuma zorlayacak galibiyet değildi. Ama bu mevcut kadrosuyla zaten Beşiktaş'ın ihtiyaç duyduğu bir maç öncesi ortam durumuydu. Bir kere şunu söyleyelim. Savunma yapmak ne acizliğin ne de takım kalitesizliğinin göstergesidir. Bir takım gerçekten takım savunması yapabiliyorsa saha içi disiplini yüksek birbirini tamamlayan oyunculara sahiptir demektir. "Savunma yapabilmek" dedim çünkü göze daha hoş gelen hücum formasyonlarına göre eli ayağı düzgün bir şekilde takım savunması yapabilmek daha çok çalışma ve takım uyumu gerektirdiği için sahaya uygulanması çok daha zordur. Bu konuda çok eletirdiğimiz Denizli'ye hakkını vermek lazım. Elindeki savunma silahlarını çok stratejik kullanarak herkese güven veren bir takım savunması oluşturdu. Şimdi asıl merak ettiğim Beşiktaş'ın zorluk seviyesi nispeten daha düşük Anadolu takımlarına karşı favori ve kazanmak zorunda olacağı maçlarda neler yapacağıdır. TS-FB-United serisinde harika sahaya dağılım, buna mukabil alan daraltma ve kademeli müdafa ile rakibin silahlarını etkisizleştiren Beşiktaş üç maçta da kırılma anlarında Ernst-Fink-Tello ile 18 dışından attığı goller ile öne geçti. Bu sefer karşısında müdafasını daha az zorlayan ve kendi sahasında Beşiktaş'ı bekleyen bir ekip ile oynarken savunmasına nazaran çok zayıf olan hücum oyunu ile Beşiktaş'ın nasıl bir anlayışla oyayacağı bize lig'in ikinci yarısının da nasıl geçeceğini gösterecek biraz.

Manu vs Beşiktaş: 0-1... Büyüksün Rüştü...


Yönetim-taraftar kavgası, gol kısırlığı ve kolay kaybedilen puanlardan sonra sezonu kapattı denilen takım üst üste Trabzonspor-Fenerbahçe ve bu gece de Manchester United'ı yenerek son yılların en efsanevi galibiyet serisini yakaladı. İki alttaki post'ta iki efsane maçtan kareler koyup Chelsea maçının benzeri bir tabloyu umduğumu söylemiştim. Umduğumuz mucizevi skor geldi. Aynı Arif ve Boliç'in golleri gibi yine uzaktan bir şut ve yine aynı kaleye giren İstanbul orjinli bir deplasman takımı golü. Deli İbo Obertan'ı elinden geldiğince yavaşlattı. Ferrari-Ernst-Fink-Toraman'lı orta blok Macheda-Wellbeck-Gibbson varyasyonlarını 10'da 9 oranında kilitledi. Ama böyle efsanevi maçlar her zaman maçın yıldızı ile hatırlanır. Bu maçta 5-10 sene sonra Rüştü'nün özellikle son 15 dakikadaki mürhiş performansı ile hatırlanacak. Old Trafford'da çıktığı 3. maçta 2 galibiyetini aldı Rüştü. Avrupa Kupalarında böyle enteresan bir istatistiğe sahip kaç kaleci ya da oyuncu vardır? Boliç gol attığında da Tello gol attığında da takımın en gerisini Rüştü kolluyordu. Son yıllarda eleştiriyi hak etsede kariyerine ayıp edilerek acımasızca eleştirilen, "kaleci değil" denilen Rüştü son yıllarda ki en efsanevi deplasman galibiyetlerinden birinde yine başrolü oynayan adamdı. Bir Fenerbahçe'li arkadaşın Rüştü'nün son dönem performansı üzerine "O kadar kötü ki futbolu bıraktığında Rüştü'yü sadece Galatasaraylılar hayırla yad edecek" demişti. Rüştü'yü sevmeyen ölsün arkadaş...

25 Kasım 2009 Çarşamba

Sene-i Devriye...

George Best 1946-2005

Which One?


İki maçta Şampiyonlar Lig'inde ve ikisi de İngiltere deplasmanı. İki karenin de çekildiği geceler Beşiktaş taraftarı için unutulmaz anlar olarak zihinlere kazıldı. Üstteki unutulmak istense de unutulamayan altta ki ise unutturulmak istense de unutulmayacak maçlardan kareler. Bu gece hangisi olur? Alttakine benzer bir kare görürsek harika olur. Ama Beşiktaş kaybetse de üstteki gece gibi olmayacaktır sonuç.

24 Kasım 2009 Salı

Futbol Birleştirir...


Nihat golü atar ve olaylar gelişir....

23 Kasım 2009 Pazartesi

Hakan Şükür İtalyancası vs Terim İngilizcesi..



Tam tarihini bilemiyorum ama İtalyanca'ya bakarsak Hakan büyük ihtimal daha Torino'ya gitmemiş diyebiliriz. Gerçi Torino'da kısa süre kaldığı için böyle bir İtalyanca normal. Hele ki başta Ogün olmak üzere diğer oyuncuların yaşlı-başlı İtalyan amca ile kafa bulmasını kariyerlerine yakıştıramadım!! Fatih Terim gibi kendini bronz büst misali kasarak yabancı dil konuşan ya da daha doğrusu konuşmaya çalışan arkadaşlara tavsiyemdir. Hakan Şükür gibi rahat olun 70'lik İtalyan amcalarla bile anlaşabilirsiniz. Feliçitaaa... ananı babanı dedeni nineni Feliçitaa.....

Alternatif link: http://beatfiltering.com/index.php/1010110A/56fedcbc379f399c7c7d080d3c6423e9f87b4154d3655f4542969aea685798c5664372fbc3c7b9ee20216

Maradona Adam'ı Taş Eder!

Maradona'nın İngiltere'ye attığı golün heykel ve fotoğraf sanatı kullanılarak şekle sokulmuş hali. Baba el kaldıran oğul misali taş olmuş İngilizler Maradona karşısında. İşin garibi o maç el kaldıran İngilizler değildi, Diego'ydu!

Futbol'un Coyote'si Trabzonspor...

Trabzonspor camiası özellikle de bu kulübü yönetenler isimleri değişse de fiiliyatta aynı eylemleri yapan, yanlış hamlelerde birbirini tekrarlayan bir topluluk haline geldi. Ne zamandır diye soracak olursanız en doğru şekilde kendimi bildim bileli diyebilirim. Trabzonspor kulübünün içinde bulunduğu durum ve camiaya hakim olan zihniyet Road Runner'ı yakalamaya çalışan zihniyetin ete kemiğe bürünmüş bir halidir nazarımda. Aynı Coyote gibi Road Runner'ı yakalama adına dışarıdan önemli ve kompleks gibi gözüken ama işin aslı ACME'nin 3 parçalı oldukça basit tuzak düzeneği gibi basit ve kısa vadeli planlarla başarıya ulaşmaya çalışan bir kulüp oldu memleketimin takımı Trabzonspor. Ve tüm bunları tekrar tekrar yaptıkları için her seferinde aynı Coyote gibi hüsrana uğruyorlar. Road Runner misali yanların hızla geçen başarının tozunda ya uçurumun dibine düşüyorlar ya da ellerinde ACME malı bir bomba patlıyor. Hugo Broos'un Trabzonspor ile ilgili gelecek planları neydi bilemem ama kulübün gözünde Broos o basit ve ucuz düzeneklerden biriydi sadece. Aynı şayet gelirse ikinci sezon takımın gireceği ilk mağlubiyetler serisinde Şenol Güneş'in de olacağı gibi! Başarı için Kinder yumurtadan çıkma düzenekleri yegane yol olarak gören bir yönetim hoca değişimi ile Umut ile Gökhan'ın birden Hami-Şota'ya, Kaleci Sylva'nın Şenol'a dönüşebileceğini de düşünebilir. Planları bu denli gerçekçilikten uzak olan toplulukların fikirleri de gerçekçilikten uzak olur.

22 Kasım 2009 Pazar

Çupi&Galatasaray vol.3...

Galatasaray'ın ilk defa Şampiyonlar Ligi'ne katıldığı 1993'ün Kasım ay'ında Galatasaray-Barcelona maçından önce İslam Çupi'nin yazısı. O dönem sadece iki grup olduğu için gruplara çıkmak çeyrek final seviyesinde olmak manasına geliyordu ki yazının başında buna değinmiş zaten İslam Çupi. Çupi&Galatasaray serisinin devamı gelecek meraklılarına duyurulur.

21 Kasım 2009 Cumartesi

İnönü'de Skandal! Üzülmez Formalı Ryan Giggs!

Ne İnönü'yü kaplayan sis tabakası, ne rezil derecedeki hakem performansı ne de LigTV'nin rezil maç yayıncılığı hakkında fazla yazmayacağım. İbrahim Üzülmez'in içine Ryan Giggs'in kaçtığı bir maç olarak uzun bir süre hafızalarda kalacak, İbrahim Üzülmez 30 yıl sonra torunlarına sadece sağ ayağıyla gol attığı Galatasaray maçını anlatmak zorunda kalmayacak! Televizyon'dan o kadar gördüm aynı İbo ama Cemal Nalga sağolsun aklımıza düşürdü. Ulan Üzülmez diye makyajlayıp Giggs'i mi oynattı Beşiktaş!

20 Kasım 2009 Cuma

Derbi Nostaljisi: Lefter-Feyyaz-Can Bartu-Metin Tekin...



Beşiktaş-Fenerbahçe derbisi yaklaşmışken arzulanan bol gollü bol heyecanlı derbileri tekrar hatırlamak hem güzel bir nostalji hem de hafta sonu için belki tekrar bir benzeri olur temennisi olacaktır. İki tane derbi küpürü var karşımızda bu defa. Biri 1990 yılında Gordon milne'in efsane Beşiktaş'ının Türkiye'de kasırga gibi esmeye başladığı dönemden. O dönemler Fenerbahçe karşısında Uche'nin İnönü'de gol attığı ve Fenerbahçe'nin kazandığı maça kadar ki sürede derbilerde Beşiktaş'ın tam manasıyla bir tahakkümü var. Maçlar genelde 2 sonuçlu biterken bu 5-1'lik derbi o dönemin en unutulmaz maçları arasına giriyor. Metin-Ali-Feyyaz'dan oluşan muhteşem üçlü'nün gollerinin yanı sıra Milne tarafından getirilen Wilson'un golüyle 5-1'lik bir sonuç çıkıyor. Maçı zamanında canlı izleyen veyahut sonradan tekrarını izleyenler bilirler maçın adamı yediği 5 gole rağmen Fenerbahçe kalecisi Nurettin'dir.

Fenerbahçe tarafında ise unutulmaz galibiyet olarak biraz daha eski tarihli bir maç seçtim. 1960 yılının Temmuz'unda oynanan Cemal Gürsel Kupası maçında Fenerbahçe Beşiktaş'a karşı tarihindeki en büyük galibiyetlerden birini alırken İnönü tribünlerinde 25.062 biletli seyirci var. Fenerbahçe rakibi karşısında ilk yarım saatte 2-0 geriye düşmesinin ardından Lefter ve Can Bartu'nun fevkalade olarak yorumlanan oyunlarıyla geriden gelerek Beşiktaş'ı 6-2 mağlup etmiş. Şahsım adına bilete dünya para verip bu soğukta hem de hastalığın kol gezdiği ortamda stada gidecek taraftarlar için bol gollü bir maç olmasını temenni ediyorum. Ama yukarıdaki örnekler gibi tek taraflı olmasındansa 3-3, 4-4 gibi sonuçlar daha makul geliyor.

19 Kasım 2009 Perşembe

Çupi'ye Göre Neuchatel vs Galatasaray...


"Yaşı 55'i aşmış benim kuşağım için dün bir çağ yırtıldı, yeni bir çağ dokunmaya başlandı galiba... Benim kuşağım Macaristan galibiyetini bir 32 yıl Türk futbolunun en doruk başarısı olarak bir aşılmaz servet diye taşıdık. Dünkü Galatasaray sonucundan sonra artık gönlümüzdeki Macar şatosunu yıkıp yerine bir sarı-kırmızılı saray yapmalıyız. Türk futbolunun gelmiş geçmiş en büyük sonucu dün alındığı için."

10.11.1988-İslam Çupi: Galatasaray-Neuchatel Xamax maçı ile ilgili yorumu.

Fransa'yı Cezayir Paklar!!!

2002 yazının başında tüm okul ahalisi toplanmış Fransa-Senegal maçını izlemiştik. Maçtan önce Henry ve Zidane hayranı, o kupada Fransa'yı destekleyeceğini söyleyen çok arkadaş vardı okulda. Lakin maç başladıktan ve Senegal'in mücadelesini ve karşılık olarak Fransızların kendilerine has kibirlerinin sahaya yansıdığını görünce maçı izleyen güruhun tamamında ibre Senegal'e kaymıştı. Papa Bouba Diop - yanlış da hatırlıyor olabilirim- golü atıp Senegal'i 1-0 öne geçirdiğinde okul nedereyse yıkılıyordu. Hocasından hademesine herkes Fransa'nın yediği gol ile kendinden geçmişti. Sonrası malum, Sylva'nın kalesi gol görmesin diye edilen dular ve son dakikalardaki uzun bekleyiş. Eski bir sömürge olan Senegal Fransa'dan bir nevi intikamını almıştı. Spor'a siyaset karışmasın diyoruz ama mümkünse stadlara, tribünlere karışmasın. Yoksa maçlara böyle anlamlar verilmesi doğaldır. Şimdi önümüzde 2010 DK'sı var. Fransızlar İrlandalıların ah'ını alıp gidiyorlar DK'sına. Bu sefer isterim ki Cezayir çıksın Fransa'ya. Hem de Nasri'li Benzema'lı Fransa'ya karşı oynasın Meghni'li ve Ziani'li Cezayir. Hem İrlanda'nın öcünü alsın hem de Fransız sömürgeciliğinin Cezayir toplumuna yaşattıklarının hesabını sorsun. Çok mu şey istiyorum? Hayır, bu Fransa'ya az bile!

17 Kasım 2009 Salı

Lothar vs Luis Figo...

Larissa'da Bugün...



Alkazar Stadyumu-Larissa-Yunanistan...

16 Kasım 2009 Pazartesi

Rest In Peace Chelsea!!!

Galatasaray'ın Kadıköy'de maça çıkmadan önce üretip maçtan sonra satamayıp zarar ettiği derbi tişörtlernin bir farklı modeli var karşımızda. Bir Manchester United-Chelsea maçından önce Manchester'da üretilen ve maç günü Old Trafford tribünlerinde çok sayıda kişide takılı olan rozetlerde yaklaşık olarak "Chelsea! Old Trafford'da öldü! Allah Rahmet Eylesin!" yazıyor. Rakibe şaka ile karışık yapılan bu dokundurmalar futbolun olmazsa olmazıdır ama her şaka yeri ve zamanı uygunsa mana taşır. Aksi halde United'ın düştüğü duruma düşersiniz. Rozet'in ithaf edildiği maçın skoru: United:0 - Chelsea:1

Toprağın Bol Olsun Antonio...

Enke'den sonra daha şok halindeyken bu sefer De Nigris'in vefat haberi geldi. Türkiye liglerine gelen yabancılar arasında son dönemde en çok sempati duyduğum oyunculardan biriydi. Kalp rahatsızlığı olduğunu daha önceleri duymuştum. Futbolu bundan dolayı bıraktığını zannediyordum ki bu sabah ki kötü haberin ardından Larissa'da oynadığını öğrendim. Belki de De Nigris'in yorgun kalbi bir yarım sezona daha dayanamadı. Zoban'ın paylaştığı fotoğrafı görünce daha da parçalanıyor insanın kalbi! Toprağın bol olsun Antonio!

14 Kasım 2009 Cumartesi

Kahire Merkezli Cezayir Zelzelesi...

video

Emad 95'te kafayı vurdu Mısır'da zelzele oldu. Rivayetlere göre aynı şiddette Cezayir'de de hissedilmiş.

Gülizar Bacı ve 8-0...

Spor medyasına haklı olarak çok yükleniyoruz ama yine de son 20 yılda futbolumuz ile birlikte spor basını da iyi-kötü bir evrim geçirdi. İlk küpürümüz 13 Kasım 1984'ten. Fotoğraftaki abla Diyarbakır'lı ünlü falcı "Gülizar Bacı". Milliyet kendisine maçın skoru ile ilgili kehanetini sormuş. Gülizar Bacı "3-2 İngilizler alırlar. Ama bir umut var. Gayret edilirse beraberlik bile alınabilir" diye kehanette bulunmuş. Gülizar Bacı'nın da verdiği gazla başta Milliyet olmak üzere herkes tek yürek olmuş. Aşağıdaki küpür ise 2 gün sonrasına yani maçın ertesi gününe ait. Koca sayfada Gülizar Bacı'dan eser yok! Nereden nereye diyor ve Gülizar Bacı denilen bu umut tacirinin cezasını alması için yetkililere sesleniyorum! ( Bu arada hakkını da verelim. Falcı Gülizar sene sonu Fenerbahçe şampiyon olur diyerek doğru bir kehanette bulunmuş!)

Ümit Burnu'na Anzak Çıkarması...

90 sene önce Çanakkale'den yeni bir kıtaya çıkmışlardı. Şimdi Ümit Burnu'ndan başka bir kıtaya birlikte çıkacak Anzaklar. Bu sefer süngü ve tüfek ile değil krampon ve futbol topu ile çıkarma yapacaklar. Hem de İngilizlerin menfaati için değil kendi ülkeleri için çarpışacaklar. 10 yıl önce Okyanusya'dan tek takımın Dünya Kupasına gitmesi hayal iken Güney Afrika'ya hem Avustralya hem de Yeni Zelanda gidiyor. Aklıma geldikçe hüzünleniyorum. Anzaklar, İngilizler ve Almanların olduğu yerde biz niye yokuz!

13 Kasım 2009 Cuma

9-8-7...

9-8-7 = Torres-Gerrard-Kewell. Doğal sayıların en güzel hali!

12 Kasım 2009 Perşembe

Boğaz'da Sunderland Fırtınası... 1950...

Türk futbolunun yavaş yavaş Batı ile entegre çabaları içine girdiği 1950'lerin hemen başında o dönem İngiliz lig'inde de oldukça güçlü takımlar arasında olan Sunderland 13-21 Mayıs tarihleri arasında İstanbul turuna çıkmış. O dönem seçimler yeni yapılmış ve Celal Bayar Cumhurbaşkanı olmak üzere yine de tüm bu gündem maddelerine rağmen İngiliz takımının maçlarına İstanbul'da yoğun bir ilgi varmış. Güçlü bir İngiliz takımının bu topraklara gelip futbol oynaması bizim takımlarımızın gelişimi açısından oldukça olumlu karşılanmış spor medyası tarafından. Karşılaştıkları yoğun ilgi ve hürmete karşı Sunderland'de çıktığı 4 maçı da güzel oyunlarla kazanmış ve izleyenlere hoş vakit geçirtmişler. 8 gün içinde tam 4 maç oynamış Sunderland. Sırayla Beşiktaş (3-0) , Ümit Milli Takım (2-1), Galatasaray (4-3) ve Fenerbahçe'yi (3-0) yenmişler. Kısacası bir Sunderland fırtınası esmiş İstanbul boğazında.



11 Kasım 2009 Çarşamba

An Gelir Michael Thomas Anfield'ı Yıkar!!!

Michael Thomas'ın 1989'da Anfield'da attığı ve şampiyonluğu Arsenal'e kazandırdığı tarihi golün hemen ardından çekilmiş bir fotoğraf karesi. Thomas golü atmış bulutların üzerine çıkmak üzere iken Liverpoollular'ın ise Anfield Road üzerlerine çökmüş adeta. 26 Mayıs 1989'da oynanan maçın önemini ve bu golün dramatikliğini şöyle anlatabiliriz. İki takım arasında oynanacak bu maç aslında daha önceki bir tarih olan 23 Nisan'da oynanacaktı. Lakin bir hafta önce meydana gelen Hillsborough faciası nedeniyle bu maç ligin en son maçı olarak oynandı.

# Team P W D L F A GD Pts
1 Liverpool 37 22 10 5 65 26 +39 76
2 Arsenal 37 21 10 6 71 36 +35 73

Son haftadan önceki puan durumu yukarıdaki gibiydi. Bu yüzden Arsenal şampiyon olmak için deplasmanda 2 fark ile kazanmak zorundaydı. 52'nci dakikada Smith'in golüyle öne geçselerde dakikalar ilerledikçe şampiyonluk Merseyside'da kalacakmış gibi görünüyordu. O dönem uzatmaların genelde kısa tutulduğu bir vakitti. 90 dakika üzerine şimdilerin tabiriyle 90 artı 2'de Liverpool'lu efsane John Barnes kazandığı top ile sağ kanattan Arsenal kalesine gider. Vakit geçirme adına topu saklasa belki şimdi farklı bir şeyler söyleyecektik. Arsenal defansının kazandığı topu kontrol eden Arsenal kalecisi Lukic topu hızlı bir şekilde eliyle oyuna soktu. Ve yaklaşık 10 saniye sonra yani maçın son saniyelerinde Michael Thomas, Liverpool defansını ortadan delerek kaleciyle karşı karşıya kaldı ve Şampiyonluğu başkent'e getirdi. Belki de Anfield Road'da yenilen en dramatik gollerden biri olarak Liverpool tarihine geçti bu gol.

10 Kasım 2009 Salı

Heskey-Owen-Gerrard-Fowler

Fotoğraf 2001 yılındaki FA Cup finalinden. Wembley inşaat sahası olduğu için Cardiff'deki Millenium Stadyum'unda oynanmıştı Arsenal-Liverpool finali. Ljunberg'in golüyle öne geçmesine rağmen o dönemler Liverpool'un en öldürücü silahı olan Owen'ın son 10 dakikada attığı iki gol ile Liverpool'a 2-1 kaybetmişti Arsenal. Arsenal ve hocası Wenger'in finallerdeki başarısızlığı hala aynı şekilde yerinde duruyor ama fotoğraftaki müthiş 4'lü yıllara karşı gelemeyip dağıldı. Heskey,Owen,Gerrard ve Fowler'dan şu an yalnızca o dönemin genci şimdinin büyük kaptanı Gerrard kaldı kadroda. Liverpool'lulara en çok acı vereni ise o günün kahramanının artık en büyük rakiplerin oynuyor olmasıdır herhalde.

9 Kasım 2009 Pazartesi

İslam Çupi & Galatasaray ve Spor Yazarı Olabilmek...


Yazının başlığı "14. Yılın Dün'ü". 14 yıl sonra gelen Galatasaray şampiyonluğunun tescillendiği Gs-Eskişehirspor maçının ertesinde 8 Haziran 1987'de İslam Çupi tarafından kaleme alınmış. Bir şampiyonluk sevinci ancak bu kadar güzel tasvir edilebilir. Ama 22 sene sonra bizlere verdiği mesaj bu güzellemeyi ezeli rakip ile sembolleşmiş bir spor adamının dile getirmiş olmasıdır. Tanburacı ve Yula çizgisinde olanlara ders niteliğinde olabilecek bir vesika ama o zihniyettekiler ders alır mı orası muamma!

Bugün Sarıyer, Peki Yarın ?


Daha önce Topuz transferi olayında Rıdvan'ın Galatasaray formalı resmini blog'a koymuştum. Buyrun şimdi de 6 Haziran 1987'den bir Rıdvan Dilmen demeci. Arkasında İstanbul boğazı yanı başında sarı-kırmızı Galatasaray flaması var. Sarıyer forması ile son kez maça çıkacağını ve bundan sonra Galatsaraylı olacağını belirtmiş transferin gözdesi Rıdvan. Eklemeyi de unutmamış "Ergun Gürsoy'a sözüm var, bundan sonra Fenerbahçe 1oo milyon lira fazla verse yine de sözümden caymam!". Söz uçar yazı kalır be Rıdvan!

Anneee... Bittiii...


Yılın maçı ödülü varsa bir numaralı adayımdır bu akşam oynanan Lyon-Marsilya maçı. Bir maçın her anı bu kadar adrenalin barındırmaz normalde. Maçı ilk 15, son 15 ya da 30-60 arası diye bölmek haksızlık olur. Her saniyesi heyecan dolu basketbol maçı tadında bir futbol müsabakası oldu. Taktiksel açıdan ise konuşulacak çok şey var ama konuşmanın bir manası yok 5-5'lik skordan sonra. Hakem 10'da biter deseydi de zaten en çok 20 dakika daha oynanırdı maç! Bizde "derbiler sıkıcı olur bol gol olmaz" diye ahkam keselim İstanbul derbilerine. Rekabet var, gol var ve bunların hepsi var olan kalite ile harmanlanmış. Başlık Mbia'nın maçı bitiren golünün kelimelere dökülmüş halidir.

8 Kasım 2009 Pazar

2-0...Tek Kale Maçı Kaybetmek...

Hani bir klişe vardır ya kadrolar arasındaki kalite farkı skoru belirledi diye. Bu gecenin özetidir. Maçın 70 dakikasını Beşiktaş ceza sahası etrafında geçiren Trabzonspor'da kimse Ernst'in yaptığını bir şekilde yapamadı. Hakan Arıkan-Ferrari-Ernst üçlüsü takımı Avni Aker'den çıkardı. Avni Aker'den çıkardı diyorum çünkü şimdiye kadar oynanan kupa'daki Fenerbahçe, ligde Galatasaray ve Şampiyonlar Ligi'ndeki hiç bir maçta Beşiktaş bu kadar mahkum oynamadı. Bunda hem Denizli'nin savunmayı tercih etmesi hem de Broos'un orta saha'yı ele geçirmeye yönelik stratejisi etkiliydi. Golüyle maçı koparıp adeta 2 kişilik pres yapsa da Ernst'in öncülük ettiği Beşiktaş orta sahasını geçmekte hiç zorlanmayan bir Trabzonspor vardı. İzleyenler hak verirler bu maç bana geçen sezon iki takım arasında oynanan kupadaki 2-1'lik maçı hatırlattı. Yine oldukça dominant bir Trabzon ve 3 defa gelip 2 gol atan bir Beşiktaş vardı. Denizli'nin kumarları Karadeniz'de tutuyor ama he rakip Umut-Gökhan ikilisinin ayağına bakmıyor. Umut yine iyiydi ama Gökhan Ünal adeta 3. stoper olarak oynadı Beşiktaş tandeminde. Sonuç olarak ilerideki maçlara ışık tutma niteliği olmayan bir maç izledik. Böyle mucize galibiyetler senede bir iki maç alınır. Şayet zorluk düzeyi yüksek maçlarda aynı zihniyet devam ederse takımın kaderi Hakan Arıkan'ın ellerine ve rakip forvetin becerilerine bakacak demektir. Trabzon'a ise diyecek bir şey bulamıyorum. Yılın en iyi maçının ardından gelen protesto oyuncuların emeklerine saygısızlık anlamına geliyor bir yerde. İç çekişmeler ile takım yine eski kaotik oyununa döner iki hafta sonra.

7 Kasım 2009 Cumartesi

Şımaykıl ve Bütün Maykıllar: Giggs vs Hayrettin...

80'lerin ortası ve ikinci yarısında doğan bizim neslin içindeki Galatasaraylıların Galatasaraylı olma nedenlerinin başında gelir Old Trafford'da 3-3 biten Manchester United-Galatasaray maçı. 2-0 geriye düşüp oradan maçı çevirmek 3-3'e bağlayıp İstanbul'da İngiliz şampiyonunu elemek. TGRT çekimi özeti aşağıya koydum. İzlemeyen arkadaşlar sadece Ümit Aktan'ın Ertem Şener'e rahmet okutacak müthiş yorumları için izlemelidir bence. Bu arada Hayrettin'in Devler Ligi'nden sonraki en iyi kurtarışlarından biride videoda. Bizim Hayrettin Giggs'in şutunu kurtarmış ya belliymiş zaten anormal bir maç olduğu!

6 Kasım 2009 Cuma

11'de 13...

Ben gönderdim sağolsun Dutchman da "Strange CM Happenings" kısmında yayınlamış. 7-1 gibi efsanevi bir derbi zaferinin ardından maçın ertesinde yapılan "Team of the Week" seçimine fazla sayıda oyuncu sokmak normal bir durum. Lakin tüm maç boyunca kaleye gelen tek şutu içeri alan Leo Franco ve onun önünde tüm maç boyunca hiç iş düşmeyen defans oyuncuları da dahil tüm takımı kadroya alması daha önce başıma hiç gelmemişti. Ölümsüzleşsin diye Dutchman'a gönderdik ki anladığımız kadarıyla böyle bir olay ile onlar da ilk kez karşılaşmış. Maç skoru'nun uçukluğu bir yana Sigames ekibini Türk medyasını bu kadar gerçekçi şekilde oyunun veri tabanına yerleştirdikleri için tebrik etmek lazım. Neredeyse Fotomaç tadında bir haftanın takımı olmuş. 11'dekileri geçtim Kewell ve Baros yedek olup sadece 20'şer dakika oynadılar ki onlarda haftanın takımındalar. Bambaşkaymışsın be Sigames!

Second Strikers: Harry Kewell & Alex de Souza

Bizim futbolu çok bilen futbol yazarlarımız hala daha Alex'e ofansif orta saha Kewell'a sol kanat deyip ardından "Ama hiç geriye dönmüyorlar" demeye devam etsinler. Alex de Kewell da oynadıkları rol ve ortaya çıkardıkları sonuçlar ile tam manasıyla forvet oyuncusudurlar. FM ya da PES oynayanların aşina olduğu deyim "SS" (Second Striker) ya da Türkçe meali ile "ikinci forvet" olarak takımlarının her hücum aksiyonunda hem Alex hem Kewell sonucu değiştirmeye en yakın adamlar oluyorlar.

09/10:

Alex: 14 maç/ 10 gol- 6 asist


Kewell: 19 maç/ 10 gol- 4 asist


İlk ters sonuçta yine "Alex'in geri dönüşü yok", "Kewell, defansa yardım etmiyor" diyenler çıkacaktır. Bu performansların üzerine sorulacak yegane soru: "Başka bir arzunuz?"