
Dünya Kupası'na gidememizin baş sorumlusu elbette Terim'dir. Oyuncu seçimlerinde adaleti sağlayamaması, kimi oyuncuyu her halde kadroya alıp kimisini ağzı ile kuş tutsa hatırlamayışı başlıca yanlışları. Sürekli yaydığı sinir dalgalarından ise bahsetmeye gerek yok. Lakin bu başarısızlık belki de Milli Takım'ımızın gerçek potansiyelini görmemiz açısından hayırlı oldu. Euro 2008'deki mucizevi 3.'lük pek çoğumuzun aklına
"aslında çok kaliteli bir kadromuz var! Üst düzey takımlardan kadro olarak eksiğimiz yok!" gibilerinden biraz uçuk fikirler soktu. Bir önceki büyük başarı olan 2002'deki DK 3.'lüğünde her ne kadar fikstür avantajına sahip olsa da Milli Takım'ın Kosta Rika maçı dışında tüm maçlarda üst düzey bir futbol oynadığını her aklı başında futbol izleyicisi hatırlayacaktır. Euro 2008'de ise daha çok mücadele gücünün üst seviyelere çıkması ile efsanevi galibiyetler alındı. Ama kaybedilen Almanya maçı dışında oyun olarak hiç bir maçta rakibine oyununu kabul ettirebilen, topu ayağında tutabilen bir Milli takım sahada yoktu.
Saha içi organizasyon sorunlarında yine o zaman da kadro seçimlerinde şov yapan (!) Terim'in payı yadsınamaz ama kabul etmek gerekir ki 2000 ve 2002 kadrolarına göre şu an çok daha sıradan bir oyuncu havuzumuz var! Şöyle bir karşılaştırmasını yapalım 2009 ve 2002 kadrolarının;
Kale belki de 2009 kadrosunun 2002'ye en yakın olduğu mevki. Volkan'ın bu sezon gösterdiği performans ile bir seviye daha üste çıkmış gibi gözüküyor. Ama 2002 kadrosundaki Rüştü Reçber'in gösterdiği performans belki de son dönem turnuvalarında çok az kalecinin gösterdiği kadar göz alıcıydı. Şenol Güneş'ten sokaktaki yurdum insanına herkes takımda en başta Rüştü'ye güveniyordu. 2002 Brezilya'sını Rüştü kadar durdurabilmiş bir kaleci daha yoktur herhalde.

Defans hattına geldiğimizde ilk gözümüze çarpan defans oyuncularının birbirlerini ezbere bilecek kadar fazla beraber oynamış olması. Bu aslında tüm kadro için geçerliydi. Rüştü-Alpay-Yıldıray ve İlhan dışındaki tüm takım Galatasaray'da 4-5 sezon birlikte oynamıştı. Bu alışkanlık defans yapılanmasında 2002 takımını öne geçiren faktörlerin başında geliyor. Bireysel olarak baktığımızda ise
Bülent-Alpay orta ikilisine o dönem daha genç olan
Emre Aşık ve Ümit Özat ikilisi alternatif oluyordu. Şu an ki stoper kaynaklarımıza baktığımızda Servet dışında 2002 stoperleri arasına girebilecek bir isim yok! Kaldı ki Servet'de dönemin Alpay-Bülent ikilisini bozabilir mi? O konuda biraz şüpheliyim! Beklere bakınca sağ bek bölgesinde
Gökhan ve Sabri belki yetenek olarak
Fatih ve Ümit Davala'yı zorlasalarda uluslararası tecrübe konusunda çok gerideler. Defanstaki problemleri ile Gökhan'ın gerisinde kalan Fatih Akyel hücum konusunda ise en az Gökhan kadar etkiliydi o dönemler. Ümit Davala ise tam anlamıyla bir jokerdi. İster sağ bek ister sağ açık olarak kullanılabilen. Oyun zekası ve top tekniği ortalamanın üstünde, uzaktan şutlar, penaltılar ve duran toplarda kafa vuruşlarıyla her an skora katkı sağlayabilen bir adam. Pres gücü ise üst düzeydeydi. Sol bek mevkisinde ise 2009 kadrosu
Hakan Balta-İbrahim Üzülmez ikilisine kalmış durumda. 2002 kadrosunda ise o döneme göre vasat ama şimdinin kadrosunda banko oynayabilecek bir hücum bek
Hakan Ünsal, yine Ümit Davala gibi hem bek hem açık oynayabilen
Ergün Penbe ve eski günlerini aratsa da iyi bir yedek olarak bu ilkenin gördüğü en iyi sol kanat oyuncularından
Abdullah Ercan! Defans oyuncularının karşılaştırmalarından sonra 2002'in açık ara önde olduğunu görüyoruz.

Orta Saha'ya gelince yine uzun yıllar birlikte oynamanın getirdiği alışkanlık ve organizasyon göze çarpıyordu 2002 takımında.
Hamit-Arda-Emre(Ayhan)-Aurelio(Topal)-Kazım-Nuri. Saydığımız oyuncular 2009 kadrosunun orta sahasında görev alan oyuncular. Arda Turan ve Hamit Altıntop'u bir kenara bırakırsak 2002 kadrosunda yer bulamaları çok zor. Hatta pres gücünün zayıflığı nedeniyle tüm yeteneklerine rağmen Arda'nın işinin zor olduğunu söyleyebiliriz.
Hamit Altıntop ise Muzzy İzzet'in yerine kolaylıkla seçilebilirdi! Bir de 2002 kadrosuna bakalım.
Hasan Şaş-Yıldıray-Ümit-Ergün-Okan-Tugay-Emre (2002'deki Emre ile şimdiki arasında tercih: Tabi ki 2002). Şimdilerde moda olan defansif orta sahanın hammalığı (Aurelio) ve önündekilerin salt hücum etmeleri (Tuncay-Arda) fikrinin aksine 2002 kadrosu çok daha dengeliydi. Hem pres yapıp hem de hücumda topu ortalamanın üzerinde kullanabilen Hasan Şaş-Ümit-Okan-Emre gibi dinamik oyuncuların arkasında Tugay gibi geriden oyun kurma anlamında bir virtüöz önlerinde ise ŞL finalisti Leverkusen'in yıldızlarından Yıldıray Baştürk. Şu an pres gücünden dolayı eksikliği hissedilen Aurelio 2002 kadrosunda yer bulamazdı. Çünkü en az Aurelio kadar pres yapabilen Emre-Ümit-Okan artı olarak her an skora etki edebilecek oyunculardı. (Avusturya Play-Off maçları, Kosta Rika ve Çin maçlarını hatırlayalım) Yıldıray ise milli takımın ileride topu saklama konusundaki en büyük silahıydı.
2002 Dünya kupasının en çok faule maruz kalan futbolcusu olması da topları kaptırmadan saklaması konusunda önemli bir veridir. Hasan Şaş ise orta saha oynamasına rağmen genelde Hakan Şükür'ü tamamlayan ikinci forvet gibi oynadı turnuvada.

Arda için Euro 2008'de süper oynadı diyenler -
ki Arda gerçekten çok iyi bir turnuva geçirdi- Hasan Şaş için iyi kelimesinin yetersiz kalacağını iyi bilirler. Yıllar sonra bile 2002 denilince Ronaldinho ve Ronaldo'dan sonra akla gelecek ilk isimdir Hasan Şaş. Arshavin'in bu yaz yaptığının bir benzerini yapmıştır 2002 yaz'ında. Sonuç olarak şimdilerde moda olan tabir ile 2002 kadrosundaki oyuncular hem savunma hem hücumu aynı düzeyde yapabilen çok yönlü bir oyuncu topluluğuydu. 2009 kadrosu ise ya çok iyi hücumcular ya da iyi savunmacılardan oluşan tek yönlü oyunculardan kurulu- Hamit ve nispeten Emre bir yana- bir oyuncular topluluğu.

Forvet ise tartışmasız 2002 kadrosunun üstünlüğünde. Her ne kadar kötü bir turnuva geçirdiyse de ülkenin yetiştirdiği en büyük golcü
Hakan Şükür forvetteki ilk isim. Tonlarca gol kaçırmasına rağmen 2002'deki Hakan performansı 2008'deki Nihat performansında öndedir bana göre -Çek Cumhuriyeti'ne attığı efsane gollere rağmen-. Grup elemelerinde Hakan Şükür'ün attığı goller Milli Takımın Kore'deki turnuvaya gitmesinde büyük rol oynamıştı. Ayrıca Hakan'ı Hakan yapan ileride pres yapma özelliğini de bir kez daha vurgulamak lazım. En büyük özelliği ise en kötü durumunda bile sadece ismiyle rakip takıma karşı psikolojik üstünlük kazandırmasıydı. Hyppia, Hakan'ı marke ettiği 4-2'lik maçta (Hakan 2 gol atmıştır) ayaklarının titrediğini söylemişti bir röportajında. Keza Yanal'ın Hakan'a ilk kez kesik attığı Danimarka maçından önce olayı haber alan Danimarka'lı oyuncuların tesislerde sevinçten alem yapması gibi örnekleri çoğaltabiliriz.

Hakan'ın yanındaki iki isim ise
Arif Erdem ve İlhan Mansız'dı. İki oyuncu da rakip savunmaları pres ile yıldıran oyunculardı. İlhan'ın adam geçme ve vuruş tekniği üst düzeyde idi. Arif ise Hakan Şükür'ün kullanma kılavuzunu bilen Şükür'ün yegane tamamlayıcısıydı. Ayrıca iki oyuncu o sene gol krallığını paylaşmışlardı ve oldukça formadalardı. 2009 kadrosunda ise Terim yüzünden kesik yiyen Tekke belkide bitiricilik olarak en yetenekli yerli forvet. Nihat asla Milli Takım'da uzun dönemli dominant bir performans gösteremiş bir oyuncu. En iyi yıllarında bile Milli Takım'da bir Hakan veya Oktay kadar skorda etkili olamadı. Şu anki durumu ise ortada. Semih aralarında en formda olanı. Top saklama yeteneği ve oyun zekası ile şu an diğer tüm forvetlerden bir adım daha önde ama 2002 kadrosunda
Hakan-İlhan-Arif 3'lüsünü bozabilecek bir düzeyde değil. Tabi bunda yıllardır hem kulüpte hem Milli takımda ikinci plan olarak düşünülmesinin de büyük payı var.

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz. Ne karalar bağlayacak kadar kötü bir Milli takımımız var ne de başarısızlığına şaşılacak kadar kaliteli bir Milli takımımız var. Aslında hem kulüp seviyesinde hem Milli takımlarda takımlarımızın gerçek seviyesini bilsek o zaman istenilen başarılar daha kolay gelecektir. Yoksa "Lokum gibi kuralardan" sonra daha çok hayal kırıklığı yaşarız.