Özellikle İngiliz takımları için belden aşağı (Tecavüzcü) benzetmeler yapan Ahmet Çakar ve konunun pir'i Erman Toroğlu (Şenol'un annesi vs..) için ders niteliğinde bir söz. İlla bel hizasının altında örnek verecekseniz içinde biraz zeka pırıltısı da olsun en azından. Bu arada 1982 Brezilya'sını canlı ya da kayıtlardan izleyenler için yukarıdaki söz duygulara tercüman olmuştur. Bir benzerini de Barcelona için söylemeli diye düşünüyorum.
28 Eylül 2009 Pazartesi
Özlü Sözler: 1982 Brezilya
Özellikle İngiliz takımları için belden aşağı (Tecavüzcü) benzetmeler yapan Ahmet Çakar ve konunun pir'i Erman Toroğlu (Şenol'un annesi vs..) için ders niteliğinde bir söz. İlla bel hizasının altında örnek verecekseniz içinde biraz zeka pırıltısı da olsun en azından. Bu arada 1982 Brezilya'sını canlı ya da kayıtlardan izleyenler için yukarıdaki söz duygulara tercüman olmuştur. Bir benzerini de Barcelona için söylemeli diye düşünüyorum.
Sahi Sen Neden Gönderildin?
"Arkadaşlarım buradan ayrılış şeklimi biliyorlar, bütün kalpleriyle benim için oynadılar, onlara teşekkür ediyorum" Ümit KaranÜmit Karan'ı ve Galatasaray'ı bilmeyen birisi Ümit'in haksız yere gönderildiği veya iftiralara uğradığını düşünür bu söylemleri okuyunca. Her yeni gelen hocayla papaz olan, genç oyunculara saha içinde örnek olacağına İstanbul'da açtığı bar'da örnek olan, son senesinde ligde onca maçta oynamasına rağmen bırakın gol atmayı yerlerde sürünmeden 25 metre koşamayan, Galatasaray kariyerinin kafasında 2 sene öncesinde bırakmış bir Ümit Karan için mi bu kadar dirençli oynadı Eskişehir yoksa Ümit Karan'ın kendine skordan paye çıkarma çalışmasından başka bir şey değil mi bu açıklamalar. Bence ikinci şık!
Etiketler:
galatasaray
27 Eylül 2009 Pazar
Make Ryan Giggs, Sir Ryan Giggs!
İki fotoğraf arasında neredeyse Krkic'in yaşı kadar vakit geçmiş olsa da yaşına rağmen her yıl daha da izlenilesi bir adam haline geliyor Giggs. Bunda Ferguson'un Giggs'i ekonomik kullanması büyük etken. Son 2 haftada City derbisinde 3, Stoke'a karşı 2 asist yaptı kurt oyuncu. Şato'lar ve Big Ben'den sonra Britanya'da görülmesi gereken yegane şeydir kendileri ve artık Sir yapılmasının vakti geldi. Bana kalsa Prince Charles'ı cami avlusuna bırakıp taht varisi olarak bile gösterebilirim Giggs'i ama Sir ünvanı'da yeter. Elizabeth göreve!
Etiketler:
İngiltere
26 Eylül 2009 Cumartesi
Baraj???
25 Eylül 2009 Cuma
En Kötü Forma: Bayern Münih-1967
Gerek medyada gerekse de sanal alemde "En iğrenç" ve "En güzel" forma temalı yazılar bolca yer bulur. Bu konuda benim de bir adayım var. Yer Grünwalder Stadyumu tarih 1967. Maç öncesi seremonideki takım Bayern Münih. Formalardaki renk seçimi ise oldukça enteresan. Vişne kırmızısı forma altında çingene pembesi şort ve vişne kırmızısı çoraplar. Bir futbol takımı forması için oldukça iştah açıcı olduğunu kabul etmek ile birlikte formalarda istenilen etkinin iştah açıcılık olmadığını düşünerek bu formayı en kötü formalar listesine aday gösteriyorum.
24 Eylül 2009 Perşembe
Koeman ve Kemençesi...
West Ham Efsanesi Frank Lampard!
1974 senesi ve West Ham'lı Frank Lampard. Fotoğraftaki abinin tipini ve altındaki ismi görenler şaırabilir. Bu Frank Lampard yeni neslin en kaliteli orta sahalarından Chelsea'li Frank Lampard'ın babası olan West Ham'lı Frank "George" Lampard. 18 sene formasını giydiği West Ham'da efsane olmuş bir sol bek! Jamie Redknapp'ın da amcasıdır ayrıca. Bu arada anlaşılan Frank Lampard babasına çekmiş! Kes saçı-sakalı ver Chelsea formasını al sana yeni nesil Frank Lampard!
Derbi Sonrası Tevez T-Shirt'leri...
4-3'lük Manchester derbisi sonrası United tarafından teması eski oyuncuları Tevez olan bir derbi t-shirt'ü piyasaya sürülmüş. Skorbord'a yazılı 4-3 skoru, başı elleri arasında duran Tevez ve "Welcome to Old Trafford" sloganı ile "Welcome to Manchester"a yapılan atıf. Rakip ile alay etme amacı içerse de United'lıların ciddiye almıyoruz dedikleri City'i aslında çok fazla ciddiye aldıklarını gösteriyor bu t-shirt.
19 Eylül 2009 Cumartesi
Pide-Şıra-Gabric...

En son Marcelinho'nun gol attığı Denizlispor maçında gitmiştim Avni Aker'e. Bu yüzden stadın yeni halini görünce oldukça mutlu oldum Trabzonlular adına. Maraton tribünde önünde kolonlar olmadan maç izlemek büyük nimet bir kere bunu söylemek lazım. Kale arkalarının öne alınıp sahaya yakınlaştırılması da stada ayrı bir hava katmış. Biraz maç öncesine gidersek eğer şöyle bir gün geçirdim Trabzon'da.
Öncelikle Çardak Pide'yi geç vakitte aramamız nedeniyle yer bulamadım ve Sürmene Pidecisinde kıymalı pide ile Trabzon usulü bir iftar yaptım yine Trabzonlu bir arkadaşımla. Ardında Ertuğrul fırının yanındaki tatlıcıdan kadayıf-dondurma ikilemesi ile tatlı faslı bitirildi. Üzerine Beton Helva'nın başka yerde bulamayacağınız "Şıra"sından bir bardak dolu mideye yuvarlandı. Tüm bunların üzerine sindirim amaçlı içilen iki bardak "süzgeçsiz" çay ile bünye iftar sonrası maç moduna girdi.
Dünkü post'tan haberdar olmuş olacak ki Sağ Açık blog'dan Fatih telefon yoluyla irtibata geçti benimle. 5-10 dakikalığına da olsa Avni Aker'deki Ts Club önünde kendisiyle tanışma ve sohbet etme imkanı bulduk.
Maça gelirsek özellikle ilk yarı son zamanlarda izlediğim en sıkıcı maçlar arasında rahatça girebilecek kadar vasatın altındaydı. Oyun taraftara da yansıdı ki Umut'un devre sonundaki golüne kadar taraftar uyku modundaydı adeta. Bunda Maraton tribünün neredeyse bir "aile" tribünü olmasınında etkisi büyük. Bu arada ailecek maça gelme kültürü söz konusu olduğunda Trabzon İstanbul'a göre iki-üç adım önde. Umut'un golü gelmese maçın ikinci yarısı da çekilmez bir hal alabilirdi. İkinci devre ise Gabric'in kanat bindirmeleri ve üst üste gelen goller taraftarı da oyunun içine kattı! Gabric hem ayağına hakim hem de mücadeleden kaçmayan bir oyuncu. Ama fizik olarak kendini geliştirmesi lazım. Kolay kolay düşmese de rakiplerine göre cılız kaldığı Antalya mçaında bile gözüktü. Bu arada Maraton tribünün en üstünden bile rahatlıkla seçilebilen Djehoua'nın baldırlarını da saygıyla selamlıyorum. Trabzon'dan herkese hayırlı bayramlar! Pazartesi gece yola çıkıp İstanbul'a döneceğim! O zaman Çarşamba, Perşembe gibi blog eski temposuna döner takip eden arkadaşlara duyurulur.
Etiketler:
trabzonspor
18 Eylül 2009 Cuma
Avni Aker'e Giderken...

Memleketim Trabzon'da bulunduğumdan dolayı bir süredir blog'a ilgi gösteremedik. Bir hafta sonra blog eski temposuna ulaşacak. Öncelikle bunu söyleyelim. Kısa kısa geçersek dikkat çekenleri:
-Derbi öncesi yeni transfer golü (Sarp) ve Denizli'yeduyulan Galatasaraylı güveni boşa çıkmadı. Galatasaray sezonun en kopuk ve kötü oyununu oynamasına rağmen kazandı.
-Hakkını vermek lazım, Rijkaard Sabri'yi disiplin altına almış. Atina'da gereksiz bir top kaybı ya da saçma sapan orta ve şutlar görmedik.
-Adebayor'un adam olmadığını kabul etmek ile birlikte City gösterdi ki bu sene ilk 4'e girmeleri yüksek olası.
- Her zamanki köy takımı muamelesi yapılan Twente Kadıköy'den 3 puanla çıktı. Bunun adına Daum etisi diyebiliriz herhalde.
Biraz da Trabzon'dan bahsedelim. Öncelikle başta t-shirt'ler olmak üzere TS Club şehirde oldukça yüksek oranda satış gerçekleştiriyor. Trabzon gibi toplum içinde gelir dengesinin olmadığı bir şehirde bile korsandan ziyade orijinal ürünlere yönelim başlamış. Dışarıdan gözükenin aksine Trabzonlu hala takıma fazlasıyla güveniyor. Bununla beraber şunu söylemeliyim ki şehirde (Trabzonlular arasında) Fenerbahçe ve Beşiktaşlı sayısı yok denecek oranda az olmakla birlikte Galatasaraylı sayısı artış göstermiş. Normalde İstanbul derbilerinde trabzondaki kahvelerden kolay kolay ses çıkmazdı - sanki vasat bir maç oynanıyormuş gibi- ama Baros'un gollerinde yer yer gelen "Gol" sesleri bağırışlar ve devamında Pao maçındaki sevinçler şehirde Galatasaraylı sayısının biraz arttığını gösteriyor. Post'u buradan geçerken blog'u takip edenlere Trabzon'dan selamlar eder Antalya maçı için Avni Aker'in yolunu tutarım!
12 Eylül 2009 Cumartesi
Dikkat! Dikkat!
Artık maça bir günden az vakit kalmışken derbi ile ilgili postlara devam edelim. Derbi akşamı kimler dikkatle izlenmeli:- Fleurquin,Kewell, Baros, Nonda, Hakan Balta gibi Galatasaray'ın yeni transferlerinin ilk derbilerinde gol atması ilginç bir istatistiktir. Elano ve Keita'ya dikkat!
- Şifo Mehmet'in Sami Yen'de Galatasaray'a, Hakan Şükür'ün ise İnönü'de Beşiktaş'a attığı gollerin çokluğu. İç sahada rakiplerine karşı attıkları gollerden fazla golü deplasmanda atmış bu yiğitler. Yeni Adaylar Nobre ve Kewell!
- Galatasaray'ın kimi zaman haklı kimi zaman haksız olarak her sezon minimum bir penaltı kazanması. Sivok-Baros eşleşmesine dikkat!
-Nobre'nin forması değişse de Galatasaray maçları performansları pek değişmiyor. Emre-Nobre eşleşmesine çok dikkat!
- Galatasaray'ın oyuncu yapısı nedeniyle enteresan goller atma ve yeme özelliği had safhada! Jenerik gollere dikkat (Her iki taraf açısından da)
-Baros-Nihat- Hakem üçgeninde gerçek dışı penaltılar veya aldatmadan dolayı kartlar olabilir. Arif Erdem ve "Taklacı" Yasin sülün'ü saygıyla analım bu vesileyle de!
- Son olarak maçın berabere biteceği ve beklenenin aksine sıkıcı geçeceği kanaatindeyim. Milli Takım yorgunlukları, Beşiktaş'ın yeniden ivme kazanma çabaları ve Galatasaray'da oluşturulmaya çalışılan rehavet ortamının aksine ben daha ligin başı olması nedeniyle iki taraf oyuncularının da hocaları aksini istese bile oldukça kontrollü oynayacaklarını düşünüyorum (Kontrollüden kasıt, önce gol yememeye çalışmaktır)
-Beşiktaş için oynarsa Tello, yoksa Nihat ve Holosko kilit oyuncular olurlar. Bir Galatasaray'lı olarak ise galip gelebilme adında başlıca umut kaynağım Mustafa Denizli'dir. Saygılar.
Etiketler:
beşiktaş,
derbi,
galatasaray
11 Eylül 2009 Cuma
Ertuğrul vs Hakan.... Bir Derbi Nostaljisi...
Etiketler:
beşiktaş,
derbi,
galatasaray
10 Eylül 2009 Perşembe
Kalli Gelecek Dertler Bitecek...
Yarın başlar "Denizli yolda, Sağlam'la anlaşıldı" haberleri. Yeni hoca arayışları malzeme arayan medyamıza ilaç gibi gelecektir.Herkesin diline pelesenk olduğu şekilde düşünürsek... Madem Milli Takım hocalığı yaşlılıkta da kolayca yapılıyor, o zaman benim yeni hoca adayım Feldkamp'dır. Çünkü ne yaparsa yapsın Terim artık oldukça itici bir futbol ikonu haline geldi. Terim ile başlayan eleştiri dolu her cümlenin içinde 5 defa "Ego" kelimesi kullanılıyor. Ama Ersun Yanal ve Ertuğrul Sağlam gibi antrenörlerde Terim'in çoğu kez abarttığı motivasyon işini hiç yapamayan adamlar. Evet Terim motivasyon işinin suyunu çıkarıyor ama geçen yaz başka bir antrenör olsaydı takımın turnuvaya bu kadar büyük bir iz bırakabileceğini düşünmüyorum. Büyük ihtimal 0-0'lık bir beraberlik ve iki mağlubiyet ile Yeşilköy'e 2 hafta erken dönerdi milli takım. Terim-Yanal-Sağlam seçenekleri elimine olunca akla en korkunç senaryo geliyor ki oradaki ihtimal ise Mustafa Denizli! "Yüzde 51 biz favoriyiz" söylemlerini duymaktansa "Biz Ahmet'iz, Biz Cemşit'iz" söylemlerini duymayı yeğlerim. Denizli'yi de hızlı bir biçimde eledikten sonra elde Türk hoca kalmamasından dolayı sınır dışına açılmak zorunda kalacağız. İşte burada Kalli giriyor devreye! Milli takımda başarılı olmak için her şeye sahip. Öncelikle yaşı oldukça üst seviyede(!) (Aragones, Rehhagel), yabancılığından kaynaklı olarak ultra milliyetçi motivasyon yöntemlerine de başvurmayacak biri Kalli. Ayrıca her ne kadar Alman olsa da özellikle medya'ya karşı tam bir Türk antrenör edasında ayar üstüne ayar verebilecek bir insan Feldkamp! Tüm bunların yanısıra bizimde her işimizin ters olduğunu düşünürsek Feldkamp'ın aranan (!) kan olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
Etiketler:
milli takım
İngiliz Acımıyor!
İngilizler ne manşet atar diye merak ediyorum dedim ve harika manşetler çıkabilecek bir skor aldılar. Hırvat'ların sönük havası ile anlatılamaz bu sonuç. Capello'nun İngiltere'si çok farklı bir takım olmuş. Büyük ego'ların hepsinin takım ego'sunda eridiği bir platforma dönüşmüş. Benim Dünya Kupası favorilerim arasındadır İngiltere. Bizde olsa manşet "5'i 1 yerde" olurdu herhalde. Bizimkilere gelince maalesef insan Belçika ve Estonya maçlarına yanıyor. Bugün son 20 dakika oynanan oyun 50 dakikaya yayılsa fark olabilecek bir maç berabere bitti işimiz gayri resmi olarak bitti. Boşnak'ların ve hakemin negatif(!) davranışları ve Gökhan Gönül'ün kariyerinin en kötü performansını çizmesi maçın diğer detayları arasında. Bu arada kimse çıkıp İbisevic-Dzeko-Salihovic-Misimovic falan saymasın. Boşnak'ların play-off'u geçme ihtimalleri bu halleriyle oldukça düşük. Olası Dünya Kupası vizesinde ise sağlam bir gruba düşülmesi halinde averaj ekibi olurlar.
Etiketler:
milli takım
9 Eylül 2009 Çarşamba
İngiltere İçin İntikam Vakti
Bosna-Türkiye maçı haricinde bu gece en çok merak ettiğim maç İngiltere-Hırvatistan maçı. Eski defterlerin açılacağı bir gece olacak. Wembley'de bir önceki karşılaşmaları İNgiliz futbol tarihine damga vurmuştu. Kazanmalarına gerek (!) olmayan Hırvat'lar büyük bir inatla İngilizleri deplasmanda 3-2 yenmiş, İngiltere Avusturya'ya gidemezken, Capello'ya Ada yolu gözükmüştü. Şimdi ise İngiltere daha önce hiç görmediğim kadar disiplinli ve ne yaptığını bilen bir takım haline geldi Capello'nun elinde. Hırvatlar ise harika jenerasyonlarının bizimkilerden yediği şamarın travmasından kurtulmuş değiller. Üzerlerinde bir tutukluk var. Yarın İngiliz medyasının manşetlerine dikkat!
Etiketler:
İngiltere,
milli takım
8 Eylül 2009 Salı
Tarihi Nasıl Kaçırdık?: Adana Demir-Livorno
Başka bir ülkede olsa bir festival olarak görsel basında ele alınacak olan Livorno-Adana Demirspor karşılaşmasının medya tarafından 3 büyük takımın Alman 3. Lig takımlarıyla oynadığı dandik maçlar kadar bile önemsenmediği ve reyting kaygısıyla futbolseverlerden mahrum bırakılmasını protesto eden blog'lar olarak Fırat, Tanju ve Hüseyin'in ön ayak olduğu bir protesto postu geçiyoruz. Saygılar...
TARİHİ NASIL KAÇIRDIK?: Adana Demir-Livorno
Her şey şehir efsanesi gibi başlamıştı, Adana Demirspor Livorno'yu konuk edecekti ve biz de tarihi bir olaya tanıklık edecektik. Ne yazık ki şanslı olan 15.000 biletli seyirci dışında 70 Milyon nüfuslu ülkede bunu izleyebilen hiç kimse olmadı. Cuma günü bu ülkede tarihi bir maç oynandı ama futbolun her şeyiyle yankılandığı, her alanda konuşulduğu topraklarda bizim gibi futbolun peşinde bıkmadan usanmadan koşanların elinde hiç bir bilgi yok. Konuşacak bir şeye, yapılacak farklı yorumlara sahip değiliz. Dünya çapında ses getirmesi gereken, Türk futbol tarihinde bir ilk olan, modern futbolu rafa kaldırıp 1950'lerin, 1960'ların ruhunu yaşatan bu tarihi maçı kamuoyumuzun, Türk basınının ve medya kuruluşlarının işgüzarlığı ve ilgisizliği sayesinde izleyemedik. Elimizde DHA'nın 4-5 dakikalık görüntüleri ve kendi yayın kuruluşlarındaki birbirinin kopyası haberleri, NTV Spor'un bir kaç haberi ve çekimiyle Anadolu'dan Futbol'un yazarı Hüseyin'in yazıları var bilgi olarak. Cuma gecesi Türk futbolu için nasıl tarihi ve unutulmaz bir gece olduysa Türk spor yayıncılığı için de aynı oranda tarihi ve utanç dolu bir gece oldu bizce. Öncelikle DHA ve NTV'nin hakkını verelim, canlı yayın yapmamış olsalar bile ileride bahsedeceğimiz gibi siyasi yönü olan böyle bir müsabakadan bizi haberdar etmek için verdikleri çaba da önemliydi. Özellikle NTV'nin canlı bağlantıları ve Bağış Erten'in oraya gitmesi tatmin ediciydi. Yenilsen De Yensen De'yi sunarken konsept olarak bu maçı temel almaları da zaten işi önemsediklerini gösteriyor. DHA da elindeki görüntüleri diğer yayın organlarıyla paylaştı, kendine bağlı olan bir kaç gazetede haber yaptı bunu. Çaba harcayanların emeklerine ve çabalarına saygımız sonsuz elbette ancak futbol tarihimizde bir ilki yaşadığımız bu festival gibi olayla ilgili tüm verileri 10 dakikada izleyip-okuyup bitiriyoruz. Bu kadar kısa sürmemeliydi bir tarihe tanıklık etmek. Şimdi Livorno'nun Türkiye'ye gelişinin belli olmasından sonra aşama aşama yaşanan olaylara ve bir tarihin gözümüzün önünden nasıl kaçıp gittiğine bakalım. O olaya tam anlamıyla girmeden önce şuna değinelim : İlk paragrafın sonunca "bizce" diye kişisel bir ifade kullanmış olabiliriz ancak bunu açmak gerekir. Düşüncemiz bu olsa da kişisel olarak değil, ülke genelinde de hayati önemi olan bir olaydı bu sonuçta. Türkiye'nin 3. kademe ligi olan TFF 2. Lig takımı Adana Demirspor, Avrupa'nın 3 dev liginden biri olan İtalya Serie A'dan bir takımı Türkiye'ye getiriyor. Bu olay sadece Adana Demirsporlular'ı değil, en büyük rakipleri Adanasporlular'ı ve stada giremeyen tüm Adanalılar'ı, Anadolu'da futbolun peşinden koşan tüm tribün emekçilerini, karşılaşan iki ekibin ortak noktası olan solcuları ve solcuların da siyasi arenada en büyük rakibi olan sağcıları da ilgilendiriyor. Maça ilginin ne kadar fazla olduğunu anlamak için İzmir'den Yalı'nın, İstanbul'dan Çarşı'nın, Ankara'dan Alkaralar'ın ve çeşitli yerlerden bir çok taraftar grubu üyelerinin tribünde yer aldığını hatırlatalım. Futbolu kıyısından köşesinden tutan herkes kendini bir de siyasete adayanlar için zaten bulunmaz bir nimetti bu maç. Artık yayın konusuna geçebiliriz tamamen. Bu maçın oynanacağı kesinleştiği zaman ilk olarak Adana Demirspor ve NTV Spor arasında ufak bir görüşme oluyor. Anlaşmaya varılamıyor ilk aşamada. Tabii bu 2 yönü var, Adana Demirspor ve NTV olarak ayrı ayrı bakmak gerekiyor. Aslında ikisi de farklı açılardan aynı yola çıkıyor ama açıklamalardaki ufak farklılıklar ilginç tezatlara da sebep oluyor. Öncelikle NTV'ye sorduğumuzda NTV tarafından canlı yayın konusunda bir niyet olduğu, görüşmenin yapıldığı ancak anlaşmanın sağlanamayıp sonuçsuz kaldığı söyleniyor. Bu gelişmelerin ardından Adana Demirspor başkanı aynı zamanda bir Adanasporlu da olan Güntekin Onay'ı arıyor ve bu maçın yayını konusunda bir ricada bulunuyor. Araya başkaları da sokuluyor ancak NTV ikinci aşamada pek de niyetli olmuyor yayın konusunda. Kısacası "bakarız" deniyor ve geçiştiriliyor olay. Detaylı görüşüp de anlaşılamama gibi bir durum yok ortada ama devamında da konuşulan bir şey yok. Öylece askıda kalıyor kulüp ile NTV arasındaki görüşme. Olumlu sonuç alınamamasındaki sebebin mali konular mı yoksa maçın siyasi durumu mu olduğu konusunda bir kanaate varamıyoruz yani. NTV'nin bu maçı kimseye kaptırmayacağını düşünürken yayın konusunda ciddi sayılabilecek bir gelişmenin olmayışı bile düşündürücü. Burada ilginç bir nokta da NTV'nin maçı yayınlamamasına rağmen bu işe en çok özen gösteren kanal olması ve diğer kuruluşların önünde yer alması, garip bir tezat oluşuyor bu açıdan bakınca. TRT cephesinde ise olaylar başka bir boyut alıyor. NTV cephesindeki gibi basit bir ilgisizlik hikayesi değil olay. İlk başta ücretsiz yayınlayalım diyor TRT. Bu işin en tepesindeki kurum olduklarını söyleyip kulüple ücretsiz yayınlanması için anlaşmak istiyorlar, bir nevi ültimatom yolluyorlar kulübe. Ya parasız yayınlarız ya da yayın yapmayız diye. En azından sembolik bir ücret ödenmesi ve az da olsa bu güzel girişim için destek olunması isteniyor kulüp tarafından, TRT para vermemekte direniyor. Kulüp devreye AKP Adana Milletvekillerinden birini sokmak istiyor. Telefon görüşmesi yapılıyor ve TRT'den yayının yapılıp kulübe makul bir ücret ödenmesi yolundaki istekler iletiliyor. Bilin bakalım bir vekil bu tarihi maç için seçildiği ilin takımına nasıl destek oluyor ?.. Herhangi bir girişimde bulunmayıp kendisini vekil seçen ili böyle mükafatlandırıyor. Devletin elindeki kanala bir milletvekili olarak açıp rica etse ve bu maç TRT3'ten yayınlansa herkes tatmin olurdu. Ancak milletvekili bunu yapmadı, TRT yönetimi de bu güzel girişime finansal olarak destek sağlamayınca canlı yayın konusundaki son umut da uçup gidiyor. Tüm bu olumsuz görüşmelerin ve sonuçsuz çabaların ardından TRT maçın siyasi yönünü sebep gösterip yayınlanmama gerekçesini böyle açıklıyor kulübe. Mali konuların önüne perde çekilip ana sebep buymuş gibi gösteriliyor bir bakıma. Gerçi ana sebep olduysa o daha da vahim ya neyse, siyaset olayına girmeyelim, bizim tek derdimiz futbol. Her fırsatta Anadolu takımlarının gelişmesini savunanların, kendi normal reytinglerini fazlasıyla aşacağı neredeyse garanti olan böyle bir tarihi organizasyonu bedavaya getirme çabalarını da Türk futbolundaki kısır döngünün cevabını arayanlar için verilmiş en güzel cevap olarak addediyoruz. Kaçırdığımız tarihi fırsatın verdiği üzüntü ve buna bağlı hayal kırıklığının etkisiyle elimizin uzandığı her yere uzanmaya çalıştık bize göre medya ayıbı olan bu olayın detaylarını öğrenebilmek için. Bunca bilgiye ulaştıktan sonra üzerine daha fazla yorum yapmak, işin siyasal boyutlarına karışmak pek bizim işimiz değil. Yukarıdaki olaylar çerçevesinde kaçan fırsat konusunda herkes gibi bizim de düşüncelerimiz var fakat bizim aklımız fikrimiz futbol. Bu yüzden kimseyi yönlendirmeden ulaşabildiğimiz bilgileri sizlerle paylaşmak istedik. Gönül isterdi ki stadın kapasitesi doğrultusunda 15 binle sınırlı kalan bu tarihe tanıklık eden birey sayısı çok daha fazla olsun ama olamadı maalesef. Muhtemelen önümüzdeki sezon bir fırsatımız daha olacak bu şölen için. Bu sefer yer İtalya olacak. Bizim medya kuruluşlarımız akıllanır mı bilmiyoruz ama İtalyan TV kuruluşlarının tutumunu da merakla bekliyoruz. Bu tip olaylara son derece alışık olan ve bir çok takıntıyı aşıp demokratikleşmeyi başarmış olan İtalya'da yayın sıkıntısı olmayacağını düşünüyoruz aslında. Olmadı İtalya yollarına düşebiliriz şu heyecan ve merakla... TV yayını konusunda canlı yayın olmasa bile izleyiciye maç sunulamaz mıydı diye düşünüyoruz. 90 dakika kaydedilir ve maç sırasındaki tatsız durumlar ve siyasi olaylar kırpılıp 60-70 dakikalık çok geniş bir özet şeklinde yayınlanabilirdi.
NOT : Bu yazı ile ilgili eleştirilerinizi ve itirazlarını violafranchi@gmail.com veya tanjuern@hotmail.com adresine iletmenizi rica ediyoruz. Destek olan ve şu an bu yazıyı okuduğunuz tüm blog sahiplerini destek olmalarına rağmen olası bir tatsız duruma karşı korumak için sorumluluğu fikrin oluşmasını sağlayan bu iki arkadaşımız üstleniyor.
NOT 2 : Yazı konusunda Blog İdman Yurdu ve Futbloglar gibi blogları toplayan oluşumların herhangi bir desteği yoktur. Tamamen kişisel olarak haberleşilerek böyle bir tepki düşünülmüştür.
NOT 3 : Yazı içerisinde de defalarca belirtildiği gibi amaç asla siyasi değildir, herkesin tek tepkisi bu tarihi ve eğlenceli maçı canlı canlı tüm detaylarıyla izleyememiş olmaktır.
7 Eylül 2009 Pazartesi
Kaladze'ye Ağabey Nasihati...
"Italian's can't defeat you but you can lose to them!" (Johan Cruyff)Bir önceki postta o kadar behsetmişken Cruyff'tan onun bu şahane sözünü de anmamak olmaz. Ah be Kaladze abinin sözünü dinleseydin ya biraz ders alsaydın ya. İtalyanlar yine kazandı, yine siz kaybettiniz!
Etiketler:
spesiyal
Sahi Cruyff'un Günahı Neydi?

Futbol muhabbetlerinin en saçma ve en çok sorulan sorusu Arjantin-Brezilya maçı nedeniyle tekrardan akıllara düştü. Maradona mı Pele mi? Bana çok saçma ve içinde haksızlık barındıran bir soru öbeği olarak gelmiştir her zaman! Bana göre bu soru Pele mi Cruyff mu ya da Maradona mı Cruyff mu şeklinde olmalıydı. Sahi neydi Cruyff'u bu sorunun dışında bırakan nedenler? Kariyer desek Ajax ile Avrupa'yı 3 defa dize getirmesi, Barcelona'yı oynadığı futbol ve bıraktığı fikir alt yapısı ile İspanya içi lokal rekabetten uluslararası rekabete sokması, modern futbolun ilk ve en önemli uygulayıcılarından biri olması (Maradona'nın oyununa kimse bir şey diyemez ama Diego'nun Arjantin'i mi Cruyff'un Hollanda'sı mı?) gibi pek çok kıstas var kariyeri ile ilgili. Böylece kulüp kariyerinin ana neden olmadığını anlıyoruz. Söz konusu profesyonellik ise efsanelerden Maradona ve Best'e göre çok daha işine saygılı bir profesyoneldir Cruyff. Evet kupa finalinden önce sigara-viski-poker yapmışlığı var ama çıkıp sahada ruh gibi gezmeler ya da alkol-uyuşturucu problemleri oyunculuğuna sekte vurmamış bir adamdan bahsediyoruz.

İş dönüp dolaşıp Milli takım kariyerine geliyor. Her ne kadar Ligler ve Şampiyonlar Lig'i çok ön planda gözükse de bir futbolcuyu unutulmaz yapan her zaman Milli Takım'daki başarısıdır. Zidane, Platini, Romario, Ronaldo, Gerd Müller, Beckenbauer, Kempes... Tüm bu oyuncular kulüp kariyerlerinde en zirveleri görmüş oynadıkları futbol ile yarıştıkları platformların en değerli oyuncuları haline gelmişlerdir. Ama yine de Zidane 98 Dünya Kupası ile Platini Fransa'yı Avrupa Şampiyonu yapması ile, Beckenbauer elinde Dünya Kupası ile hatırlanır. Cruyff'un belki de tek eksiği olan Dünya Kupası onu en iyi oyuncular kıyaslamasında Pele ve Maradona'nın gölgesinde bırakıyor. Ki bence bu büyük bir haksızlık. Cruyff'un şanssızlığı Gerd Müller ve Beckenbauer'in 10 yıl erken doğmaları mıdır. Paralel bir evrende Cruyff Olimpiyat stadında Neeskens ile ellerinde kupa tur atarken, Maradona'nın bir köşede kupa sevinci yaşayan Beckenbauer ve Müller'i izlediğini düşünelim. Herhalde o evrende popüler geyik "Pele mi Cruyff mu?" sorusu etrafında olur. E o zaman soralım Cruyff'un günahı neydi arkadaş?
Etiketler:
spesiyal,
Unutulmazlar
6 Eylül 2009 Pazar
Geceden Kalanlar...
- RTÜK ya da herhangi bir krum el atsa da sanal reklam saçmalığı düzenlense. Resmen maç boyunca "Adanalı", "Aile Saadeti" ve "Theorie" giyime karşı oynadık. En basitinden ekranı küçültüp reklamı boşluğa koymayı bile yapmıyor yayıncı müsveddeleri.- Arda-Tuncay ve Emre çok iyiydiler. Tuncay'ın attığı 2. gol Premier lig tecrübesinin bir yansımasıydı adeta. Sercan ise Mevlüt'ün yaşadığı tutukluğu pek yaşamayacağa benziyor. Bu arada iki bekimiz de (Gökhan-Hakan) en kötü milli performanslarını gösterdiler.
- Seyirci hareketlendiğinde gerçekten güzel bir stad haline geliyor Kadir Has stadı.
- Ayrıca Kazım'ı, Oktay Kaynarca'dan daha az gördüm maç boyunca. Burada sanal reklama mı kızalım yoksa onu oynatan Terim'e mi?
- Herkes umutsuz ama Boşnak'ları yenersek İspanyol'ların minimum beraberlik almasına kalıyor işimiz. Ki bu da Boşnak'ların galibiyetine göre çok daha mümkün! Haydi Xavi haydi Torres!
Etiketler:
milli takım
5 Eylül 2009 Cumartesi
Viduka-Blanc-Kewell-Barthez... Nereden Nereye...
Dwight Yorke'un futbolu bıraktığı haberiyle çocukluğumun bir yıldızı daha kayıverdi sahalardan. Bir zamanlar Manchester United dendi mi akla neredeyse Giggs'den bile önce Yorke gelirdi. Neyse bu vesile ile Premier Lig nostalji yapalım biraz. Fotoğrafımız Elland Road'da oynanan bir Manchester- Leeds maçından. Topa vuran ve topa bakanın halinden anlaşılacağı üzere bir gol karesi yakalamış foto muhabir. Fotoğrafın Leeds'lileri hala aktif futbola devam ediyorlar. Kewell Liverpool'da bulamadığı huzuru İstanbul'da bulurken hemşehrisi Viduka Kewell maceracı değildi. M'boro ve Newcastle'da devam etti futbola. Britanya dışına çıkmadı. Golü yiyen arkadaşımız Barthez ise Marsilya ve kısa süreli Nantes tecrübeleri ile futbolu bıraktı. Bıraktığı da iyi oldu. Valdes'i saymazsak üst seviye takımlarda gördüğüm en kötü kalecilerden biridir kendileri. Viduka'yı marke etme vaziesini ifa ederken bir yandan da Kewell'ın havada süzülüşünü izleyen abimiz ise Blanc. O şimdilerde Fransa'nın en revaçta antrenörü durmunda. Lyon'un krallığını yıkarak yeni kariyerinde ivme kazandı. Bir 7-8 sene önce bu yazdıklarımızı fotoğrafın kahramanlarına söylesek Barthez dışındakiler bir tarafları ile gülerlerdi herhalde. Sonuçta Barthez de biliyordur kendi potansiyelini. Son olarak gereksiz bir bilgi. Golün ortasını Ian Harte az kullandığı sağ ayağıyla sol kanattan yapıyor! Sonuç 1-0.
4 Eylül 2009 Cuma
"Önemli Olan Hafızalara Kazınmak!"
Rijkaard Tam Saha'ya verdiği röportaj'da Türk Futbolu'nun temel eksikliklerinden, futbol mantalitesinden, çalışma stiline kadar pek çok şeyden bahsetmiş. Röportaj'ı okurken dikkatimi çeken ilk şey konuştuklarını İngilizce'yi gerçekten bilen birisi çevirince Rijkaard'ın içindeki futbol filozofunu görmek oldu. Zaten bu yönünü biliyorduk lakin tercümanı sağolsun bu topraklarda o hazzı fazla yaşayamadık şimdiye kadar.İkinci olarak Rijkaard kariyeri hakkında bahsederken Milan dönemini ayırdı ki bu kendisine olan saygımızı bir kat daha arttırdı. Ne demişti Rijkaard?Biz gole doymazdık orada. Kaç atabiliyorsak atardık. Bitmek bilmez bir pres yapardık. Bugün bile o takımın İtalyan futbolunda farklı bir yeri vardır. O takımda oynamak benim için önemlidir. Çünkü futbol ufkumu biraz da o takım şekillendirmiştir. Bu satırları görünce aklım 20 sene öncesine gitti. Rijkaard'ın kıvırcık saçlarına daha aklar düşmemiş ve saç boyu omuzlardayken. O dönemler bizler Prekazi ve tayfasının Köln'de Monaco'yu dağıtışını hayranlıkla izlerken yüzyılın en efsanevi kadrolarından biri - herkesle de utanmadan tartışabilirim bu konuda- 3 Hollandalı'nın uçurduğu Milan, İspanyol şampiyonu Real Madrid'i tabiri caiz ise komalık edene kadar kötekliyordu(5-0). Rijkaard'da o kadronun en önemli adamlarından biriydi. Ne diyor Rijkaard röportajında: O halde buyrun seyre!"Önemli olan hafızalara kazınmak!" Goller: Ancelotti, Rijkaard, Gullit, Van Basten ve Donadoni
Blogger Essien
"Uzun zamandır peşinden koştuğunuz biriyle çıktığınızı hayal edin! Gözleriniz kapalı iken sizi öpüyor. Daha sonra sıcak bir his tüm vücudunuzu sarıyor, kalp atışlarınız hızlanmaya , tüyleriniz diken diken olmaya başlıyor. İşte Barcelona'ya attığım golde aynen böyle hissettim" Michael Essien.Essien geçen sene yarı final maçında Barca'ya attığı insanlık dışı golü böyle anlatmış blog'unda! Evet Essien de artık bir blogger. Chelsea'nin resmi internet sitesinde blog yazılarını paylaşıyor. Her ay bir yazı gireceğini söylemiş. Anlayacağınız pek aktif değil ama Essien'i kendi kelimeleriyle bir blogger edasıyla okumak enteresan bir deneyim olacak. Artık önümüzdeki ay transfer yasağı ile ilgili tepki dolu bir post geçer Essien!
Buyrun bu da Essien'in blog'unun linki: http://www.chelseafc.com/page/Essien_Index/0,,10268,00.html
Etiketler:
spesiyal
3 Eylül 2009 Perşembe
Balık Hafızalı Zlatan!

"Derbi maçta arkadaşlarımı seyrettim. Bende büyük etki bırakan ise Milan oldu. İnter eski futbolunu oynamaya devam ediyor. Milan'ın bu son haline inanasım gelmiyor. Çok çok kötüydüler. 5 yıl geriye gitmiş gibiydiler. Milan'a ne olmuş?" Zlatan İbrahimovic
İnsanın ah be İbo hiç bir şey bilmiyorsan biraz susmayı bil diyesi geliyor! Açıklamalar son cümleye kadar normal ve doğru ama ne demek 5 sene öncesine gitmiş gibiydiler. Yahu 5 sene önce Milan'ın yüzünden Inter'in esamesi okunmuyordu! Hani 5 sene önceki Milan'a gerçekten dönüş yapabilseler hafta sonu Inter 4 gol atan değil büyük ihtimal yiyen taraf olurdu.
2 Eylül 2009 Çarşamba
Maradona İmzalı Messi...
1 Eylül 2009 Salı
Transfer'in Son Günü... Cruyff'un Barcelona Transferi...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


