
"Biz futbolun sahte dünyasının içindeyiz. Bu tamamen düzmece bir dünya. Bize basit bir oyun oynamamız için milyonlarca dolar ödeniyor. Ama biz sadece sistemin devam etmesi için kendini satan köleleriz. Ben sadece futbolcu Almeyda değilim. Bir insanım, bir babayım ve bir çiftçiyim. İşte bu benim. Ve futbolun içinde kaldığım her gün gerçek Almeyda’dan uzaklaşıp, kişiliğimi yitiriyorum" Jesus Almeyda
Nisan ayında artık dayanılamaz duruma gelmiş, Bayern'in aciz duruma düştüğü bir başka maçtan sonra Klinsmann ile Bayern'in yolları ayrılmıştı. Aslında Bayern gibi bir kulüp için sezon bitmeden hoca göndermek pek alışılagelmiş bir şey değildi ama sabırtaşı çatlamıştı o vakit. Bugün ise Bayern ile Klinsmann sözleşme fesih şartlarında anlaşmış bulunuyorlar. Böylece Nisan ayından beri 3 aydır Klinsmann'a maaş ödeyen Bayern bu yükten kurtulmuş oldu. Merak ettiğim istese Bayern'den 2010 Haziran'ına kadar maaşını takır takır alabilecek bir adam hangi kulüp için bu haktan vazgeçti? Çok şükür 4 büyüklerin hocaları belli yoksa gazetelerimizin manşetlerinden inmezdi Jürgen!
Bölüm: Uluslararası İlişkiler
Wolfsburg Bundesliga şampiyonu olarak zaten büyük bir iş başarmış iken golcüleri Dzeko ve Grafite'yi elde tutarak önümüzdeki sezon için de iddialı durumda kalmak niyetindeydi. ŞL ve Bundesliga'da iki golcü yetmeyebilir diyerek Newcastle'dan Martins'in peşine düşmüşlerdi. Az önce Newcastle'ın Wolfsburg'dan gelen 9 milyon pound'luk teklifi kabul ettiği geçti ajanslarda. Bir aksilik olmaz ise oyuncu ile de anlaşılır ve Martins Bundesliga'ya transfer olur. Serie A ve Premier Lig'deki bir oynayıp üç yatan görüntüsünün aksine Martins'in Almanya'da başarılı olacağını düşünüyorum. Şimdi asıl kafayı kurcalayan soru şu: Wolfsburg'da kim yedek kalacak?
Manchester City en başında yapması gerekenleri en sona bıraktı. 2 aydır Terry'nin peşinden koşup sayısız kereler reddedildikten sonra ani bir hamle ile Kolo Toure'ye saldırmışlar. Toure Arsenal kampından ayrılıp Manchester'a sağlık kontrolüne girmeye gitmiş. Premier lig için bile oldukça iddialı bir forvet hattının arkasına Bundesliga'da bile elek olacak bir savunmaları vardı bu yüzden Toure transferi önemli bir gelişme. Savunmaya yapılacak bir üst düzey transfer ile birlikte önlerinde Gareth Barry'nin oluşunu göz önüne alırsak City bu sene ilk 4'ü zorlar diyebiliriz. Asıl merak ettiğim önce Adebayor sonra Toure derken Wenger gidenlerin yerinin kimlerle dolduracak.
Yıllar geçse de ne yazılı medya haberlerinin formatında ne de olayın kahramanı olan futbol kişilerinin demeçlerinde hiçbir değişiklik yok! İşin enterasın haberleri okudukça dejavu hisine kapılıyorum. Ulan Neo haklıymışsın, Kaşık hakikatten yokmuş! 2001 Temmuz ayı'ndan seçmeler...
Her ne kadar kaledeki Buffon'da olsa bir kere Rui Costa ölmüş topun başına geçti mi diğer futbolcular için santraya dönme vakti gelmiş demekti. Özledim lan seni Rui Costa!
"Eğer yalnızca kazanacağınız parayı düşünen bir futbolcuysanız sonunda kendinizi Manchester City'de bulursunuz!" Gael Clichy...

Çok değil bir kaç sezon önce bazı "çakal" Dortmund taraftarları, Schalke teknik direktörü Mirko Slomka'ya böyle bir şaka yapmışlardı. Mavi-beyaz atkıyı görünce üstünde ne yazdığına pek bakmadan Schalke formalı taraftarlar ile birlikte poz vermiş ve bu poz uzun süre gündemi meşgul etmişti. Halbuki atkıya bir baksaydı orada ki dikilmiş orta parmağı ve Schalke için yazılmış güzellemeyi (!) görecekti Slomka. Bir de öyle bir sırıtmış ki sanırsın Slomka'da Dortmund'lu.
Galatasaray'da son iki sezonda yaşanan sakatlıkların yüzde 80'i sağ bek mevkisinde yaşanmış, tabiri caiz ise oranın suyunu içen bir daha iflah olmamıştı. Hatta bu durum son 6 aylık dönemde stoper mevkisinde de görülmüştü. Gördüğüm kadarıyla benzer bir durum şu an Arsenal için de geçerli. Rosicky'in 1,5 sene süren sakatlığı döneminde Wenger ona güvenip tedavisine dünya para harcar iken bir yandan da onun mevkisine Samir Nasri'yi alarak boşluğu doldurma niyetindeydi. 6 ayda düzelecek denilen ama 1,5 senede sakatlığı geçen Rosicky ile ilgili tam kadro planları kurulurken son idmanda Nasri'nin kaval kemiğinin kırıldığı haberi geldi. En az 3 ay yok diyorlar. Nasri'siz tüm yük yine Fabregas'ın üstüne yığılacak ki transferden dolayı kafası karışık olan Cesc'in bu yükü kaldırması zor gözüküyor. Anlayacağınız Arsenal sezona 1-0 geriden başlıyor.
Photoshop ile yapılan amatör montajların aksine harika bir "kolaj" çalışması olmuş. Maldini, Maradona, Sepp Maier, Raul, Zinedine Zidane, Pele, Rudi Voller ve Trapattoni. Gerçek manada bir konsey gibi olmuş. Her ne kadar Raul, Voller ve Zidane daha ziyade inzibat gibi durmuş olsalarda Maldini ve Trapattoni'nin karşılıklı atışması görülmeye değer.
Hani bir kavram vardır ya "İstanbul Bey Efendisi" diye. Bey Efendiliği tescilli, tatlı dilli, kimseyi rencide etmeyen, Beşiktaş'a ve futbola sevgisi döneminin aşkları gibi saf ve temiz olan ve şimdinin gençlerine örnek gösterilebilecek nadir insanlardandı Vedat Okyar. Çok sevdiği Beşitaş'ın çifte kupasını görmüş olup vefat etmesi belki de ömrünün son günlerinin mesud geçmesini sağladı. Allah Rahmet eylesin. Nur İçinde Yatsın!

Estudiantes'in şampiyonluk kutlamalarından bu kareler. 4.'defa Güney Amerika şampiyonu oldular ve blog alemi ve medyada da belirtildiği üzere baba-oğul Veron'lar bu 4 zaferde de kadrodaydılar. Kupa tarihinde bu zafer ile birlikte 4. sıraya çıktılar. Hemen önlerinde 5 şampiyonluk ile Uruguay'dan Penarol var ki her ne kadar Estudiantes'in şampiyonluğu çok büyük bir başarı ve süpriz de olsa artık esamesi okunmayan Penarol'u ilerleyen yıllarda geçme ihtimalleri yüksek. 2. sırada 6 kupa ile Boca Juniors var ki 9 final ile kupa tarihinin Penarol ile birlikte en çok final oynayan takımı. Zirve de Independiente 7 kupası ile duruyor. Oynadıkları 7 finalinin hepsinin kazanmışlar.
Bir yandan sıvı ihtiyacını gideriyor bir yandan entellektüel ihtiyacını! Şortu da giymiş püfür püfür esiyor. İmrendim vallahi! Yürü be Maradona!
Maradona ve üzerine giydiği sosyal sorumluluk ile ilgili bir tişört. Fotoğrafın yılını tam bilmiyorum ama oldukça manidar olduğu kesin. "Kadına Şiddete Son" yazılı tişört giymişti bir ara Yattara! Aynı hesap burada da geçerli. George Best'in "No to Alcohol" yazılı tişörtü var mıydı merak etmekteyim.
Baggio'nun oynadığı şeyin şu an ki futbol ile bir alakası yoktu öncelikle bunu söylememiz lazım. Del Piero'nun daha sorunlusu lakin daha sanatçı ruhlu bir model üstüydü Baggio. Örneğin Baggio Çello ise Ronaldo, Ribery gibi şu an onun rolüne soyunmaya çalışanlar olsa olsa Blok Flüt'tür benim nazarımda. Fotoğrafta Baggio'nun yanında bir nevi ön lisans eğitimi alan abimiz Pirlo ise oynadığı dönemin anlaşılamayan, değeri bilinmeyen ender sanatçı ruhlu futbolcularından. Şayet 80'li 90'lı yıllarda oynasaydı çok daha fazla kıymeti bilinirdi diye düşünüyorum. Eskiden İtalyanlar tenorların dışında böyle insan üstü futbolcularda yetiştiriyordu. Baggio, Del Piero, Zola, Totti, Signori son 20 yılın en önemli mahsülleri. Şimdilerde ise Çizme'den çıkan genç oyuncular potansiyel olarak maalesef bu abilerinin yanlarından bile geçemiyorlar. O kadar ki Giovinco gibi ortalama - yukarıda saydığımız oyuncuların yeteneklerine göre- bir genç oyuncu şu an İtalya'nın gelecek dönem için sahip olduğu yegane umut konumunda! Zola'ların Signori'lerin yedek kaldığı İtalya'dan Camoranesi'nin alternatifsiz olduğu İtalya'ya! Çöküşün büyüklüğü ortada!

Boca Juniors forması, önünde FIAT göğüs reklamı ve daha 20'li yaşların başındaki Batistuta. Her ne kadar bir sezon önce River'da oynamış olsa da Boca Juniors forması daha fazla yakıştı Batistuta'ya-Gerçi bana göre Batistuta'ya en çok yakışanı Fiorentina formasıydı vesselam-. Ama gecenin köründe Batistuta'yı blog'a taşımamızın nedeni anıların güzelliği değil Batistuta'nın Boca juniors'a geri dönüşü ile ilgili. Yalnız hemen heyecanlanmayın Batistuta bu sefer yine yeşil çimlerde olacak fakat bu sefer at üzerinde. Son anda fikrini değiştirmez ise Batistuta bundan sora Boca Juniors Polo takımının bir oyuncusu olacak. Hani bazı oyuncular kulüpten ayrılırken "Bir gün bu kulüpte başka bir mevkide de olsa görev yapmak isterim" derler ya Batistuta mevki değişimini biraz abartmış sanki.


Uzun lafın kısası, ben Murat Sözkesen'li, Okan Yılmaz'lı Bursaspor'u gerçekten sevmiştim. Mususi'nin gol sonrası sevincini mahalle maçında yapmayan çocuk o dönemlerde belki de çok azdı. Hele ki bir timsah yürüyüşü fenomeni vardı ki Bursaspor'u dönemin en sempatik takmılarından biri haline getirmişti. Ve tabiki de Ercüment-Mususi-Baliç'li Inter-Toto macerası. Karlsruhe maçı sadece Bursalıların değil pek çok futbolseverin hala daha unutamadığı maçlar arasındadır. 10 sene önceki Bursa'yı istiyoruz. Çok mu şey istiyoruz!
Real Madrid'in, 1962 Ocak ayı kulüp neşriyatı. Kapak fotoğrafı Aralık ayında dönemin Real ile birlikte en dominant kulübü olan Manchester United ile Manchester'da oynanan maçtan, seremoni esnasında çekilmiş. Di Stefano'lu "Beyaz Şimşekler" Machester'da açtıkları bu İspanya bayrağı ile aslında Real Madrid'in sadece bir kulüp takımı olmadığını, aynı zamanda İspanya'nın futboldaki yegane temsilcisi olduğu mesajını cümle aleme vermişler. Tabi Barcelona "Bir Kulüpten Daha Fazlası" sloganı ile Katalan bayraktarlığını yapınca İspanya genelinden Real Madrid'in gördüğü sempatinin bir benzerini göremiyor. Ama zaten ne diyor adamlar "Catalonia is not Spain!". Bu arada değinmeden geçmeyelim, Manchester ile Real Madrid arasındaki kapak konusu olan maçı United 3-1 kazanmıştır.
Dilden dile kulaktan kulağa yıllardır dolaşan bir geyik olsa anlarım eyvallah! Ama Galatasaray yıllardır Dünya Kupası arefelerinde şampiyon olmuştu ve işin garibi Sabah gazetesindeki arkadaşların bunu fark etmeleri bizim post'tan sonrasına denk gelmiş. Hayır arada sırada biraz beyin cimnastiği yapsalar böyle haberler ortaya çıkabilir. Biraz eskiyi kurcalasalar, araştırma yapsalar. Ama Sabah Gazetesinden beyin cimnastiği istemek biraz ağır kaçıyor. Sonuçta fotomaç'ın ağabeyi....
Leeds United'dan taraftarın en fazla nefret ettiği kulüp olan Manchester United'a transfer olması Cantona'nın daha sonra inşa edeceği delikanlı imajına biraz ters düşse de Old Trafford'a ilk geldiği günler elinde kaşkol ile ne kadar da saf bir Anadolu çocuğuymuş Eric "The King". Old Trafford'da bulunduğu yıllar boyunca gerçek manada United'ın saha içi ve dışında kralı olmayı başardı. Ketum ve soğukkanlı bir Kral yerine alayına gider çeken hafif çatlak bir kraldı Eric "The King". Şu an dünyada böyle bir oyuncu var mı peki? Yok! Yanına yaklaşabilecek birisi yok mu en azından? Maalesef o da yok! Nike yeni reklam yapsa da doya doya izlesek abimizi!
Cantona'nın yamacında oturanlar Neville kardeşler, Beckham ve Butt ama yukarıda Ferguson'un yanında ayakta duran elemanı çıkaramadım. Bilen varsa aydınlatsın.
Çok değil 3 sene öncesinin bir gazete küpürü. Barcelona-Chelsea rekabeti dönemin en ateşli ve zevkli uluslararası rekabeti haline gelmiş. Anders Frisk'in bu maçlar silsilesi yüzünden mundar olduğunu, Messi'nin bile kendini maça kaptırıp türlü artistlikler yaptığını hepimizi hatırlıyoruz. Bu manşet büyük ihtimal Sport gazetesinin . Kafaların vücutlara yerleştirilmesine bakıldığında İspanyolların photoshop'ta bizden ileride olduklarını söyleyebiliriz. Şimdi biri Milano'da diğeri İstanbul'da. Dünya küçük elbet yine karşı karşıya gelirler.
"En uçuk düşlerimde bile böyle bir şeyi hayal etmemiştim!"
Daha dün NtvSpor'da Manchester United-Liverpool rekabetinin ne denli köklü ve ateşli olduğunu anlatan bir belgesel yayınlandı. O belgeselin üzerine Owen'ın United'a gitmesi beni iki açıdan oldukça şaşırttı. İlk olarak Ferguson'un Owen kumarını oynamasını belli bir nedene oturtamadım. Lakin bu Sir Alex'in ilk dumur etkisi yapan trasnferi olmadığı için ondan beklenebilir. İkinci olarak her ne kadar kariyeri düşüşte de olsa ve yeni bir başlangıç arıyor da olsa Owen'ın United tercihi taraftar bakış açısıyla anlaşılmaz kalıyor. Tabi taraftar gözlüğüyle değil de tarafsız bakınca Hull City ve Olympiakos isimleri geçerken, medyada artık iyice dalga geçilmeye başlanmışken United'dan teklif gelmesi kaçırılmaması gereken bir fırsat olarak duruyordu Owen'ın karşısında. Bu imza ile ilk golü bir aydır kendisini dalga malzemesi yapan İngiliz medyasına attı. Eğer Ferguson'un kanatları altında Old Trafford'da kendini bulursa Owen efsanesinin ikinci filminin izlemiş oluruz ki tadından yenmez bu durum.
Hani Adnan Sezgin efendi bir aralar Galatasaray transferleri için tez niteliğinde diyordu ya Haldun Üstünel bu konuda başlı başına bir ekol bir disiplin olma yolunda gidiyor. Çok büyük ve medyanın üstüne atlayacağı isimleri oltaya takıyor, mesya ve biz "Govou mu geliyor, Owen'da olabilir" derken gidip Keita'yı Lyon'dan alıyor. Daha iki post önce Lyon'un trasnfer piyasasındaki yerinden bahsetmiştik. 7-8 milyon'dan aşağı bir bonservis verilmiş olduğunu düşünmüyorum. Bu da bana Servet gitmese bile Mehmet Topal'ın yolcu listesine geçebileceğini düşündürüyor.
NtvSpor'un Son Dakika haberi olarak geçtiği havadise göre Ankaragücü Darius Vassel ile 1 yılı opsiyonlu 3 senelik sözleşme imzalamış. Vassel'in İngiltere liginden Türkiye ligine hem de -Ankaragücü'lü arkadaşlar kusura bakmasın- ligin en vasat kulüplerinden birine transfer olması bana Avrupalıların Katar ve Japonya seyahatlareni anımsatsa da Ankaragücü'nün Vassel'e çok astronomik bir teklif yapmış olma ihtimali biraz uzak geliyor bana. Hani ŞL elemesi oynayacak Sivas ya da Beşiktaş sayesinde paraya doymuş Gaziantep alsa Vassel'i biraz mantıklı gelebilirdi ama Ankaragücü? Acaba Melih Gökçek'in hediyesi mi diye bir kurt düştü içime! Bir düşünün FM 2010 oynuyorsunuz ve Ankaragücü'ne karşı Vassel'in golüyle kaybediyorsunuz. Küfür gibi!
"Lyon ve Serbest Piyasa" konusu, Yüksek Öğrenim kurumlarının İşletme ve İktisat yüksek lisans bölümlerinde özel bir ders olarak anlatılmalıdır. Çoğumuz Real Madrid-Benzema transferini duyunca belki "Yine Real bombayı patlattı" dedi ama burada asıl bombayı patlatan Lyon olmuştur. 2000'li yıllarda oluşturulan takım her sene parlayan 3-4 oyuncusu satılıp yerine 3-4 potansiyelli oyuncunun sisteme yerleştirildiği, bu oyuncularında piyasa değerleri yükseldiğinde gönderildiği fakat transfer politikası ve yönetim anlayışının belli bir disiplin ile sürdürüldüğü tabiri caiz ise makina gibi bir düzen Lyon'a trasnfer piyasasında bizim takmlarımıza örnek olabilecek bir yer kazandırmıştır.
Öyle ki Benzema'yı istedikleri bonserivisi almadan bırakmayacak kadar piyasadaki mevkilerine güveniyorlar. Çünkü her hangi bir vasat üstü Lyon oyuncusu için taban fiyat zaten 5-6 milyonlardan başlıyor. Bu özgüven futbolculara da yansıyor haliyle. Transferi bu sezon gerçekleşmeyen her futbolcu Lyon etiketiyle eninde sonunda çarpıcı bir transfer yapacağı güveni ile aynı performansı süre gelen sezonda da gösteriyor. Örneğin Galatasaray en önemli oyuncuları olan Arda ve Mehmet Topal için istedikleri fiyatı alamıyor. Çünkü piyasaya daha önce sürdükleri oyuncu sayısı kendi pazarlarını oluşturacak düzeyde değil. Keza bonservis sorunu sebebiyle yurrt dışına gidemeyen oyuncuların burada pek çok kere kafa olarak futboldan uzaklaştıklarını da görüyoruz. Bu aslında takımın mevcut piyasada var olan marka değerine olan güvensizliğin bir sonucu.
Beşiktaş yabancı stoper olarak yıllar sonra formanın ağırlığını taşıyabilecek bir adam aldı sonunda. Ligimiz Servet-Lugano karşımı bir stoper daha görecek. Ferrari isminden müteşekkil kelime oyunlarıyla dolu Fotomaç ve Takvim başlıkları transferin tek kötü yanı olacak herhalde. Bu arada Ferrari hala Aida Yespica ile beraber mi bilmiyorum! Şayet beraberse Nuria Bermudez'den alınamayan magazin verimi Aida'dan fazlasıyla alınacaktır.
Servet mi Diawara mı tartışmaları buralarda süredursun Marsilya belki de Avrupa'da yılın transferini yaptı. Lucho Gonzales'in Marsilya'ya vereceği etki Ronaldo'nun Real Madrid'e katacaklarından çok daha fazla olacaktır. Marsilya bu transfer ile sadece kadrosuna bir yıldız katmadı aynı vakitte takımı bir gömlek üste taşıdı. Hele bir de Servet-Diawara ikilisinden biri alınırsa taş gibi bir takım olur Marsilya! Bu da herhalde Gerets'in makus talihi! Hangi takımdan ayrıldıysa o takım Gerets gider gitmez transferde tozu dumana katıyor!