"Cristiano Ronaldo'yu Barcelona'da istemezdim. Kulüpte gazetelerin magazin sayfalarını dolduran futbolcuları istemiyoruz. Bizler sporcu ve emekçiyiz."Xavi Hernandez...
"Biz futbolun sahte dünyasının içindeyiz. Bu tamamen düzmece bir dünya. Bize basit bir oyun oynamamız için milyonlarca dolar ödeniyor. Ama biz sadece sistemin devam etmesi için kendini satan köleleriz. Ben sadece futbolcu Almeyda değilim. Bir insanım, bir babayım ve bir çiftçiyim. İşte bu benim. Ve futbolun içinde kaldığım her gün gerçek Almeyda’dan uzaklaşıp, kişiliğimi yitiriyorum" Jesus Almeyda
"Cristiano Ronaldo'yu Barcelona'da istemezdim. Kulüpte gazetelerin magazin sayfalarını dolduran futbolcuları istemiyoruz. Bizler sporcu ve emekçiyiz."
"Real Madrid'in sorunu Raul! Artık yaşlandı ama hala kadronun lideri Raul. Antrenör de dahil takımda kimi istediğine o karar veriyor!"
Michael Jackson anısına ABD böyle bir formayla çıksa ya maça! Altidore gol atınca, Dempsey Moon Walk yapsa! Donovan MJ hıçkırığı çıkarsa! Gerçi Daniel Alves'ten gayrısı o figürleri beceremez gibi! Resim Football Fashion'dan...
Güney Afrika'nın ev sahipliği resmiyete döküldüğünden beri gündemi oluşturan iki ana problem vardı. İlki stad inşaatlarının yavaşlığı öteki ise ülke genelinde var olan ve turnuva maçlarının yapılacağı şehirlerde de görülen yüksek suç oranı. Dünya Kupa'sını izlemeye gelecek turistlerin sayısının fazlalığı ve tüm bu misafirlerin güvenliğini sağlamak Güney Afrika cephesinin en büyük sorunlarından biri hali hazırda. Bu sorun ülkeye gelecek seyirci sayısını bile etkileyebilecek düzeyde. Sonuçta burada kötü tesislerden veya iklim zorluklarından bahsetmiyoruz. Söz konusu kişisel güvenlik ve pek çok futbolsever Güney Afrika'ya gitme konusunda tedirginlik yaşayabilir. Johannesburg'da ki Ellis Park Dünya Kupasında maçlara ev sahipliği yapacağı gibi şu sıralarda yapılan Konfederasyon Kupasının da final maçına ev sahipliği yapacak. Fotoğrafta da gördüğünüz gibi Güney Afrikalı yetkililer stad girişine yerleştirdikleri tabelalarda "Hırsızlık, yankesicilik ve Gasp" olaylarına karşı seyircileri dikkatli olmaları hususunda uyarmış. Şu an için çözüm buymuş gibi gözükse de sadece bu tabelanın verdiği imaj bile pek çok kişiyi Güney Afrika'ya gitmeme düşüncesine sevk edebilir. Yani Vuvzela'dan çok daha beter bir durum var gelecek yaz'a dair!

Men Behind Ball Albacete'li Iniesta'yı anlatmış iken bizde La Liga'nın fakir ama gururlu çocuğu Gijon'un yetiştirdikleri meyveleri bir hatırlayalım. David Villa'da aynı agresiflik Gijon günlerinde de varmış. Özellikle tribündeki abileri çileden çıkardığını gözlemliyoruz fotoğraftan. Luis Enrique ise köyden indim şehire saflığı ve temizliğinde bir Anadolu çocuğu bakışı atmış objektife. Tabi sonraları bu efendiliğinden pek bir şey kalmadı Luis'in!
Evet pek çok yamuk tarafı vardı ahlaki yönden! Ve evet son zamanlarında ucubeye dönmüş de olabilir. Ama Michael Jackson ile büyüdük sonuçta. Smooth Criminal'ın melodisine uydurma sözler yapıştırma, veya halı üzerine durduk yere moon walk yapma gibi pek çok hareket Michael Jackson'un bizim nesle enjekte ettiği huylardı. Çocukluğumdan kopan parçasın be Jackson!

Böyle başlıkları ne Mundo Deportivo, Real Madrid için ne de AS, Barcelona için atar diye düşünüyorum. Tamam İngilizler en efendi adamı bile çileden çıkartırlar ama sizdeki ne sinirmiş be arkadaş! Gazete değil sanki kahve bülteni!
Mehmet Topuz transferi ve Gökhan Zan'ın (öyle ya da böyle takım kaptanı) Galatasaray'a gidişi sonra Beşiktaş transfer piyasasında psikolojik bir eşiğin sınırına gelmişti. Ya bu hamlelere kayıtsız kalarak eşikten aşağı düşecekti ya da cevap vererek lig şampiyonu olduğunu transfer piyasasında da gösterecekti. Uğur'un dediğine göre İsmail Köybaşı için 5m Euro artı Erme Özkan ve Serdar Özkan verilmiş ki işin açıkçası benim dudağım uçukladı. Böyle bir teklifi Fenerbahçe yapsa anlayabilirdim ama ekonomik buhran geçirdiği artık Galatasaray kadar aleni olan Beşiktaş'ın hamlesini şaşırdım. Ardından aynı gece Rıdvan Şimşek alınmış Kendisini izlemedim ama İkinci lig'i takip edenler hakkında olumlu referanslar veriyorlar. Ve son olarak Nihat transferi. Şu anki kadroda Nihat çok gerekli miydi? Hayır! Ama örneğin Kewell geldiğinde Galatasaray'ın öncelikle ihtiyacı olan bir mevki için mi gelmişti? Beşiktaş'ın ses getirecek bir transfer yapması gerekiyordu ki bunu Nihat transferi ile gerçekleştirdi. Nihat hakkında düşüncelerimi çoğu arkadaşım bilir. En parlak dönemlerinde bile benim nezdimde "iyi bir oyuncu ama Hakan'ın yanına yaklaşamaz "dı. Ben Türkiye liginde sakatlığından sonra gol atmakta sorun çekeceğini zannetmiyorum ama Nouma ve İlhan kadar dominant olabileceğine ihtimal vermiyorum.

Demerit'in cengaverleşmesine mi methiyeler düzelim yoksa Onyewu'nun insanlıktan çıkmasına mı? Anladığım kadarıyla ABD'li oyuncular "Hacı! Son maça 0 puan -5 averaj ile çıkıp maç sonunda yarı finale çıktıysak, bize karada ölüm yok İspanyolları da yeneriz!" demişler maçtan önce. ABD'yi her hangi bir başarısından ötürü takdir etmek aklımın ucundan geçmezdi ama kabul etmek gerekir ki Demerit-Onyewu-Spector-Bocanegra'dan oluşan savunma hattı, Kaleci Howard ve ileride Donovan ve Altidore insan üstü oynadılar. Her topa 3 kişi bastılar, her İspanyol şut girişimine bile engel oldular. Altidore'un gol atması pek çok FM'ci de ufak bir tebessüm yaratmıştır. Hele ki ABD'nin forvet hattının Donovan-Altidore olduğunu göz önünde bulundurursak. Bu arada Onyewu için Fenerbahçe'nin devrede olduğu söyleniyordu. Bu akşam ki performasından sonra da bu transferi gerçekleştirebilirlerse Lugano bu sene hiç aranmayacak gibi gözüküyor.
Şayet Demirören yönetimi son anda işi yine yüzüne gözüne bulaştırmaz ise İsmail Köybaşı bundan sonra Beşiktaş'ın oyuncusu olacak. Öncelikle belirtmek gerekir ki her ne kadar bu sezon iyi bir performans gösterse de İbrahim Üzülmez'in bu takımdaki misyonu en azından ilk 11 oyuncusu olarak bitti. Yıllar yılı bu mevkide problem yaşayan Beşiktaş için İsmail tabiri yerindeyse ilaç gibi gelecektir. Bu sezon alınan şampiyonluk ile İnönü atmosferinin seneye Beşiktaşlı oyuncular için daha az gerilimli olacağı bir gerçek. Bu yüzden İsmail'in tribün baskısı yaşamayacağını düşünüyorum. Ayrıca Topuz ve Özer'in Fenerbahçe'ye gitmesinin ardından Anadolu takımlarından alınabilecek yegane oyuncuydu İsmail. Özellikle Beşiktaş gibi yabancı kontenjanı ağzına kadar dolu olan bir takımda yerli oyuncu kadrosunun kaliteli ve derin olması gerekiyor. Her ne kadar piyasada pek fazla alternatif gözükmese de Beşiktaş'ın gurbetçi ya da yerli olarak kadrosuna bir kaç takviye daha yapması lazım bana göre.
Çok değil 2 sene geçti bu fotoğrafın üstünden sadece. Atina'daki stad İstanbul'daki muadili gibi gereksiz bir yatırım olarak varlığını sürdürüyor. Ortada ellerini açıp şükretmeye başlamış Kaka, babası ve Galliani'nin iteklemeleriyle Real Madrid'e gidiverdi. Gerrard, daha şimdiden 2013 için "futbolu bırakabilirim" gibi konuşmalara başladı. Sağdaki abimizde resimden anlaşılacağı gibi "Atina'ya ısınamadım, en iyisi İstanbul'a dönmek.Hadi ben kaçtım!" dedi. Bir senedir İstanbul'da gözlerimizin pasını siliyor. Arka planda kalanı ise çıkaramadım. bilen varsa yorumlarda bizi de bilgilendirsin.
Türk futbolu ve Beşiktaş bundan tam 9 sene önce bir fenomen kazanmış. Hey gidi günler! Sabah gazetesi arşivlerinden alıntıdır:Transferde hız tanımayan Beşiktaş bir bomba daha patlattı. Kartal, Fransa'nın Lens takımında oynayan santrfor Pascal Nouma'yı dün İstanbul'a getirdi ve prensip anlaşmasına vardı. Yönetici İbrahim Altınsay tarafından havaalanında karşılanan Nouma, Çırağan Kempinski Oteli'ne götürüldü.
Burada Başkan Serdar Bilgili ve Asbaşkan Ahmet Hamoğlu, Fransız futbolcu ile masaya oturdu. Bilgili ve Hamoğlu, Nouma'yı garaj kapısından kaçırarak gizlice İnönü Stadı'na götürdüler ve burayı gezdirdiler. Pazarlık tekrar otelde devam etti ve gece 01.00'de anlaşma sağlandı. Nouma için Lens'e 6.5 milyon dolar ödenecek. Fransız futbolcunun ise her yıl için 1.2 milyon dolar alacağı öğrenildi.
http://arsiv.sabah.com.tr/2000/06/23/s03.html
23 Haziran 2000
Sepp Blatter'in açıklamasına göre bu seneki Konfederasyon Kupası final maçından önce iki ekibin futbolcuları orta yuvarlakta bir araya gelip Mar Vivien Foe'nin anısına ortak bir mesaj verecekmişler. FIFA bu şekilde 6 sene önce bir Konfederasyon kupası maçın yaşamını kaybeden Foe'yi anmak ve sporcu sağlığına önem verilmesi gerektiğini bir kez daha göstermek gibi bu anlamsız kupaya anlam katabilecek bir eylem yapmış olacak.
Servet'in geçirdiği inanılmaz evrimden sonra pek çok Galatasaray'lı "Servet bizde bu hale geldiyse kimi alsak sorun olmaz" mantığındaydı. Hatta arkadaş arasında olan sohbetlerde Yasin Çakmak'ın Sivasspor transferi üzerinden "Yasin'i de sezon sonu alır Galatasaray!" lafları geçmeye başlamıştı. Ama kimse Gökhan Zan'dan böyle bir ileri gidiş beklemesin. Fizik kalitesi oldukça yüksek ama bir o kadar da hantal bir adam aldı Galatasaray. Yönetim maddi sorunlardan bunalmış durumda olmasaydı büyük ihtimal böyle bir hamle yapılmazdı. Sabri'ye arkadaş geldi olan bize oldu bu sene!
Cassio Lincoln'ün Galatasaray'a transferi kesinleşmeden bir kaç gün önce Galatasaray resmi sitesi bir gece vakti kısa bir süreliğine de olsa açılış sayfasından "Lincoln Galatasaray'da" haberi vermişti. Bu olayın bir benzeri Manchester United resmi sitesinde gerçekleşti. Daily Mail'ın "Manu Casillas'a reddedemeyeceği bir teklif yaptı!" haberinin üzerine büyük olasılıkla United'ın sitesini hazırlayan ekipten bir uyanık site veri tabanına boş bir Iker Casillas profili (buyrun link) açmış. Hemen göze batıp farkedilmesin diye de takım kadrosu kısmında link vermek yerine sitenin html'lerinde derin kuytu bir köşeye atmış bu profili. Sıfır bonservis ile transfer diye buna denilir herhalde!
Bu olay Trabzonspor'un deplasman maçlarından birinin akşamı kampta geçmiş. Özkan Sümer tüm oyunculara neler yapmaları gerektiğini tek tek anlatıyormuş. Stoper'e çok çıkmamasını, sağ kanada sık sık orta yapmasını, forvete ara koşu yapmasını söylemek gibi. Lakin o dönem hem Trabzonspor'un hem ligin en iyi sol kanadı İskender'e hiç bir şey anlatmamış Özkan Sümer. Bilmeyenler için aşağıda bir video'sunu da koydum ama belirtmek gerekir ki İskender Günen çok kolay adam geçebilen ve topla çok haşır neşir olan şu dönemler sıkça aradığımız tarzda bir kanat oyuncusuydu. Toplantının sonuna doğru Özkan Sümer, İskender'e dönmüş ve "İskender sen de aldığın her topu rakibe at oğlum" demiş diğer oyuncuların afallamış bakışları içerisinde. Tabi İskender'de afallamış ve "Nasıl yani hocam? Niye ki?" diye soru vermiş. Özkan Sümer'in cevabı ise her ne kadar fırlamaca bir laf sokuş gibi gözükse de paslaşma ve yardımlaşmaya dayalı günüm futbolu için söylenmiş gibi. "Oğlum topla o kadar çok oynuyorsun ki topu rakipten almamız bizim için daha kolay. Sen topu onlara at biz onlardan alırız!" demiş Özkan Hoca. Hemşerilerim diye demiyorum ama Trabzon'lular hakikatten enteresan insanlar.
Transferler ve Kölelik mevzusu üzerine çok yazılıp çizilmiş iken blog'a adını veren Jesus abimizin blog mottosu olan cümlesini tekrardan bir hatırlatayım dedim. Jesus Against Modern Football!!!
Son dakikada bir pürüz çıkmazsa Servet Çetin önümüzdeki sezon Marsilya'da forma giyecek. Transferin maddi açıdan önemi ya da doğruluğu yanlışlığı çok önemli değil artık. 2 sene önce geldiğinde ben ve daha pek çok Galatasaray'lı Servet'in transferini duyunca burun kıvırmış, yüzümüzü ekşitmiştik. Hatta bir kesim taraftar işi abartarak Servet transferine karşı olduklarını pankartlara dökmüşlerdi. Ne de olsa o Servet'ti, hani her zaman Shevchenko temalı alay ve fıkralarda adı geçen Servet. Hani ezeli rakibin gönderdik diye sevindiği Galatasaraylıların ise Servet Fenerbahçe'den ayrıldığı için üzüldüğü Servet. Ama bu güzel adam ahlakı, hırsı ve efendiliği ile ben dahil kendisine inanmayan herkese kapakların en büyüğünü taktı. Hız, oyun disiplini ve hatta top tekniği konusunda son 2 senede gösterdiği gelişim onu Anadolu seviyesinde bir stoperden Avrupa çapında bir müdafacıya dönüştürdü. Bir defans oyuncusu için pek söylenmez ama Servet'i izlerken büyük keyif alıyordum. Topu ayağına alıp hücuma çıkması ve bu esnada kapalıdan gelen "Yürü! Yürü!" nidalarını önümüzdeki sezon çok arayacağız.
Ama Servet'i gözümde vazgeçilmez yapan sadece oyunu değildi. Servet saf ve dürüsttü. Asla ben doğuştan Galatasaraylıyım demedi. Asla çocukluk yıllarından tuttuğu takımdan dem vurmadı. Asla bir rakibini rencide edecek demeçler vermedi. Hem kendi camiasına hem rakiplerine saygı duydu. Böylece herkesten aynı söygıyı gördü. Ama en önemlisi yaptığı iş ve karşılığında aldıklarının değerini bildi. Yaptığına iş gözüyle baktı ve çok sporcuda rastlanamayacak bir iş ahlakı ile kazandıklarını sonuna kadar hak etti. Kötü oynadığı maçlar elbette oldu. Ama maç bittiğinde onun ter ve hatta kan içinde kalmış formasını görenler onun işini yine layığı ile yaptığını biliyordu. Takımıma para kazandırmadan gitmem dedi devre arasında sözleşmesini imzaladı ve eğer bir pürüz çıkmadan transferi gerçekleşirse sözünü her zamanki gibi yine tutmuş olacak Ayıboğan. Bizlere gösterdiği en önemli şey işine ehemmiyet verip varını yoğunu ortaya koyanlara kısa zaman içinde herkes tarafından saygı duyulucağı gerçeğidir. bu yüzdenki 2 sezonluk oyuncumuz Servet'in gidişi beni hüzünlendirdi ama 8 sezonluk Ümit Karan'ın gidişi bana bir şey ifade etmiyor. Allaha Emanet Ol Ayıboğan!
Akşam saatlerinde Victor Valdes'in Barcelona ile yaptığı sözleşme iyileştirme görüşmelerinin anlaşma gerçekleşmeden sona erdiği haberi geldi. Hatta Barcelona'nın Frey'i gözüne kestirdiği ve Valdes'i gözden çıkardığı lafları bile dolaşmaya başladı. Rijkaard-Valdes ilişkisini bilenler korkumun nedenini anlar. Ya Rijkaard "İstanbul'a gel buralar çok güzel, boğaz-balık falan" deyip Valdes'in kanına girerse. Gecenin bu vakti çarpıntı tuttu beni. Evlerden ırak!
Ya Pep efendi nasılmış rakip karşısında çaresiz ve aciz kalmak! Millete bu sene neler çektirdiğini anladın mı acaba? Gerçi rakip Bergkamp olunca yapacak pek bir şey de kalmıyor ya neyse!
Bilica, Bekir ve Mehmet Topuz'un ardından yine Türkiye Lig'inin büyükler dışında oynayan yıldızlarından birini kadrosuna kattı Fenerbahçe. Özer'in diğer 3 isimden farkı potansiyelinin ortaya çıkarılabilirse Fenerbahçe takımının yıldızı olacak kadar yüksek olması ve tabi ki genç yaşı. Galatasaray 2 sezon önce Ankaraspor ile anlaşmış olmasına rağmen Aydın Yılmaz'ın İBB'de gösterdiği birkaç göz alıcı performansa kanmış ve Özer'den vazgeçmişti. Bence Mehmet Topuz'da dahil ligin Anadolu'da ki en potansiyelli oyuncusuydu Özer hurmacı. Fenerbahçe bu transferler ile son bir kaç senede takımda var olan sadece derbileri ciddiye alma, Anadolu deplasmanlarını angarya olarak gören bir oyuncu kadrosu yerine kendini göstermeye istekli ve başarıya aç, kaprissiz bir kadro oluşturuyor. Bu yüzden Anadolu takımlarından alınan bu isimler lig yarışı açısından çok önemli. Bu sene Şampiyonlar Ligi gibi bir kulvarda olmadığına göre yapılan bu 4 transfer kağıt üstünde oldukça isabetli görünüyor.
Beşiktaş kulübü az önce yazılı olarak yaptığı açıklamada Topuz transferini "köle transferi"ne benzetmiş. Her ne kadar Aziz Yıldırım'ın tarzını beğenmesem de bu transfer saçmalığında işini gereği gibi yapan ve rasyonel davranan taraf Aziz Yıldırım iken (Fenerbahçe diyemiyorum çünkü transfer tamamen Aziz Yıldırım'ın isteği ve inisiyatifi ile gerçekleşti) Mehmet Topuz ve Beşiktaş tam manasıyla saçmaladılar. Demirören Topuz ile sergiledikleri şark kurnazlığı ile transferi halledeceğini ve Fenerbahçe'nin Topuz transferinden soğuyup oyuncuyu kendilerine bırakacağını düşündü. Lakin Aziz Yıldırım beklenilenin aksine daha inatçı çıktı ve kuralına göre oynadığı transfer de haklı olarak oyuncuyu kaptı. Tabi burada Aziz Yıldırım'ın Topuz gibi maalesef karakter gelişimini tamamlayamamış bukalemun vari bir oyuncuyu transfer etmesi tartışılabilir ama bunu tartışacak ve eleştirecek olan en başta Fenerbahçe taraftarıdır.
Transferin usulüne köle ticareti demek haksızlıktır. En başta işi doğru yoldan yapan bir Fenerbahçe ve eline yüzüne bulaştıran bir Beşitaş var. Ayrıca son iki günkü gelişmeler ve bugün "Bir gün herkes Fenerbahçeli olacak" sloganlı şapkasıyla mutlu mesut imza atan Mehmet Topuz'u görünce "köle ticareti" lafı biraz komik ve basit kaçmıştır. Birisi bana açıklasın sahibinin emri altına bu kadar mutlu-mesut giren ve senede 2.3 milyon Euro kazanacak, çalıştığı şehre özel uçak ile getirilen kaç tane köle vardı bundan 200 sene önce. Ortaya çıkan şey köle-sahip ilişkisi değildir. Transferden geriye kalan inatçı ve iş bilen bir başkan, şark kurnazı beceriksiz diğer bir başkan ve girdiği her kalıbın şeklini alan sıvı karakterli bir futbolcudan oluşan enteresan bir çeşit kenar üçgendir.
5 sene boyunca gidip geldiğim ömrümü yiyen okul en sonunda bitti. Biga'da geçen 5 yılın ardından ben de Bellamy'nin yaptığını yapıp başta Muhasebe ve Uluslararası Hukuk olmak üzere tüm derslere sağlam bir vuruş yaparak maçı bitirdim. Mezun olma yolundaki arkadaşlara Allah kolaylık versin.
Bu sene özellikle Fenerbahçe sebebiyle pek çok maçını özet ya da canlı izledik Porto'yu ve Cissokho'yu. Pek çok arkadaş kendisinin siyahi olması ve telaffuz benzerliği nedeniyle "Ulan bu Sissokko ne ara Porto'ya gitti ki?" gibi hezeyanlar içerisinde bulundu bu arada. Atletico Madrid elenip çeyrek finale çıkılırken takımın en iyilerinden biriydi. Ama yıldızının en yükseğe çıktığı maç Old Trafford'daki 2-2'lik maçtı. Kanatları dünyanın her takımına kabuslar yaşatabilecek Manu karşısında 100 metrelik alanı evinin koridoruymuşçasına rahat ve sıkça kullanmıştı Cissokho.

Brezilya ile Kara Kıtanın buluşması demosunda bile bu kadar renkli ise seneye karnaval var demektir.
Guardian'a göre Antonio Valencia için 17 milyon Pound'u gözden çıkarmış Manchester United. Son 2 sezondur transfer dedikodularında Ferguson'un gözdesi olarak sürekli adı geçiyordu Ekvador'lunun. İmajı, yetenekleri ve verecekleri ile tabi ki Ronaldo'nun yerini tutamaz ama takım içi uyumu ve Ferguson'un rotasyonu ile takım oyunu içinde kısa bir süre zarfında önemli dişlilerden biri haline gelebilecek bir futbolcu.
Başta Trabzonspor olmak üzere teknik direktör arayanlara duyurulur Antonio Mohamed. Nam-ı diğer "El Turco". Dış görünüşü, saha kenarındaki dinamizmi, kendine has cool'luğu, lakabı ve başarıya açlığı ile Türkiye'ye gelse, hele bir de Trabzonspor'a gelse tam manasıyla süper olur. Hani lige renk kattı derler ya lig bir gök kuşağı ise onun en baskın rengi olur Antonio Mohamed. Bir de cosmi vardı bunun daha yaşlısı o da enteresan bir adamdı. Hakkında daha fazla bilgiyi blog'da daha önce vermiştim.. bkz. Link
At Cristiano's request - who has again expressed his desire to leave - and after discussion with the player's representatives, United have agreed to give Real Madrid permission to talk to the player.
Matters are expected to be concluded by 30 June. The club will not comment until further notice.

Keşke dün Quito'da maçtan sonra bu şarkıyı çalsaydı Ekvador'lu yetkililer. Maradona'ya ve yönettiği Arjantin'e dağ havası yaramıyor! Bolivya maçının sıradışı bir maç olduğu yenilen 6 gol ve Bolivya'nın kadrosu göz önünde bulundurulunca anlaşılıyordu. Çünkü Arjantin'in Bolivya'yı atmosfer dışında bile yenmesi lazımdı. Gelelim dün geceye.... Arjantin açısından iki kırılma anı vardı maçta. Biri kaçan penaltı öncesi Ekvador kalecisine verilmeyen kırmızı kart ve diğeri aynı kaleci tarafından kurtarılan Gago'nun karşı karşıya pozisyonu. Bu pozisyonlarda durum Arjantin'in istediği gibi giste belki maçı Arjantin kazanacaktı ama bu skor maçın hakkı olmayacaktı. İlk yarı oyunun kontrolü Ekvador'da olmak ile beraber Arjantin'de ara sıra kontraya çıkabiliyordu. ama ikinci devre maç tabiri caiz ise tek kaleye döndü. Zanetti uzun oynuyor topu alan Ekvador savunması 10 saniye sonra topu Arjantin ceza sahasına geri gönderiyor. Bir arada Ekvador-Arjantin maçı değil de Manchester-Hull city maçı izledim gibi geldi. Arjantin o kadar aciz ve plansız bir performans sergiliyordu ki gol geciktikçe Ekvador telaş yapacağına daha da özgüven ile oynamaya başladı. Şayet dünkü maç 2-0'da kaldıysa ve yine bir hezimet çıkmadıysa geceden Maradona önce direkleri daha sonra da Demichelis'i öpsün ve başına koysun derim!