
Uzun yıllar boyunca Alman pazarının hareketli bir alıcısı olarak pek çok transfer yaptı Galatasaray. Bouzid ve Berkant gibi hayal kırıklıklarının yanında Stumpf ve Falco gibi iz bırakan yonucular da Galatasaray'a geldi. Feldkamp'ın transfer sezonu için oyuncu izlediği söylentilerinin üzerine transfer dedikoduları yavaş yavaş Alman ligi oyuncuları üzerine yoğunlaşmaya başlayacak. Gazetelerimiz (!) bir gün Gomez'i ertesi gün Grafite'yi getirmeye başlarlar. Ben bu dönemde her ne kadar para sıkıntısı yaşanmaya devam edilse de Grafite, Gomez veya Podolski gibi alınması imkan dahilinde olmayan bir oyuncu yerine daha plase bir transfer bekliyorum yönetimden. Hadi ben de transfer sezonu diye yüksekten uçayım: Marko Marin'in transfer edilmesini arzu ediyorum. Gerçekleşmesi bonservisi nedeniyle zor olsa da artık kafaca takımdan kopmuş olan Lincoln'ün yerine kendini piyasada göstermek isteyen genç bir Alman Galatasaray'a çok şeyler kazandırabilir!
Galatasaray'ın Alman Piyasası'nda İthal Ettiği Oyuncular
Fernando Meira (Stuttgart)
Alparslan Erdem (Werder Bremen)
İsmael Bouzid (K'lautern)
Serkan Çalık (R.W.Essen)
Barış Özbek (R.W. Essen)
Lincoln (Schalke 04)
Marek Heinz (B. Monchengladbach)
Hakan Yakın (Stuttgart)
Volkan Glatt (Duisburg)
Aykut Erçetin (Stuttgart)
Berkant Göktan (Bayern Münih)
Pierre Esser (F. Düsseldorf)
Torsten Gütschow (Dynamo Dresden)
Falko Götz (Fc Köln)
Stumpf (Fc Köln)
.jpg)



Ersun Yanal'ı pek seven bir futbolsever değilimdir. Lakin başta yerel medya olmak üzere Yanal'ı istifa ettirenleri anlamak mümkün değil. Geçen sene Aziz Yıldırım'ın dediği gibi onlar da Trabzon'dan yürüye yürüye şampiyonluk bekliyorlar herhalde. Ne de olsa Trabzonspor kadrosu kalite olarak bu lig'in üstünde yerli ve yabancı yıldızlarla doluydu ve 4-5 senedir birlikte bir sistem dahilinde oynuyorlardı! Keza her sene ya Şampiyon olunuyor ya da Şampiyonlar Lig'ine gidiliyordu ve Yanal ile alınan sonuş tam bir felaketti! Gerçekten yapılanları anlamak mümkün değil. Bugün örnek verilen Van Gaal'in Alkmaar'ı bugünlere 3-4 senelik sabır sonunda gelmiş iken Trabzonspor'da var olan bu sabırsızlık akıllara zarar işlere yol açıyor. Ki önümüzde geçmişte yaşanan bir dünya kötü örnek var iken. Yanal'ın istifası ve devamında şimdilere bahsedilen kadro revizyonu denilen iş ile devam ederse sene başı oluşturulan iskelet'in bozulmasıyla önümüzdeki seneler yine "adamı kanser eden Trabzonspor" klişesine gebe olacaktır. Gerçi bu "Derin Trabzon"un en sevdiği yemektir o ayrı konu. Anlaşılan o ki Trabzonspor dernekler kanunundan muaf olup kulübü yabancı bir sermaye sahibi satın almadıkça amatör düşünen medya ve yöneticiler ile Trabzonpsor bir adım daha ileri gidemeyecektir.





Sosyal yaşamda da futbolda olduğu gibi farklı bir kişilikti Gigi. Dönem dönem kısa saçları ile pek çok hayran kazansa da bir dönem uzattığı saçları ile Milli Takım'da problem olmuştu. Zaten "Anarşizm"e karşı sermpati besleyen asi genç Gigi uzun saçları ile Milli Takım'a çağrıldığında Milli Takım antrenörü Fabbri eğer Milli Marş'lar okunurken sahada olabilmek istiyorsa saçlarını kesmesi gerektiğini Gigi'ye deklaret etmiş. Uzun saç o dönem Castor ve Che Guevera gibi devrimci hislere sahip gençlerin bir nevi alameti farikası olmuş ve İtalyan Milli Takım'ın "uzun saçlı anarşist bir devrimci" imajına sahip bir oyuncunun oynaması tehlikeli bulunmuştu. Gigi ise saçının kesilme isteğini reddederek tabiri caizse hocaya ayarı çekmişti.
Aynı Ada'daki muadili George Best gibi o'da araba meraklısı ve hızlı bir çapkındı. Bununla beraber saha içi ve dışındaki duruşu onu Torino'lular gözünde ulaşılmaz bir kişilik haline getirmişti. Napoli Maradona için ne hissettiyse Torino'da Meroni için aynı şeyleri hissediyordu. Çok kısa ama çok parlak geçen hayatı bir maç sonunda sona erdi. 4-2 kazanılan bir Sampdoria maçından sonra galibiyeti kutlamak için takım arkadaşları ile beraber dışarı çıkan Gigi bir tarfik kazası sonucu öldü. Cenazesine 20.000 Torino'lu gelmiş, hapishanedeki mahkumlar bile aralarında para toplayarak cenazesine çiçekler göndermişlerdi. Torino şehri Superga facia'sından sonra yine bir hazinesini toprağa gömüyordu. Yas içinde yapılan şehirde buruk da bir sevinç vardı. Çünkü Torino'lulara göre 
























Bu sefer dumura uğramış olan taraf L'pool'du ki daha uyanmaya fırsat vermeden Chelsea "geri dönüş"ü tamamladı ve 3. golü attı. Torres'i oyundan çıkaran Benitez dışarıdan maçı kafada bitirmiş gibi gözükse de iki dakika da gelen iki gol 4-3 yaptı skoru ki bu da maçın ikinci "geri dönüş"ü oldu. Aslında Star Tv spikeri zorla attırdı Liverpool'a golleri desek yeridir. Maçta belki de 35 defa "İstanbul ruhu" dedi adamcağız. Amma velakin maçın ve Chelsea'nin en iyi oyuncusu Drogba'nın asisti ile Lampard maçı 4-4'e getirdi. Bu fantastik skor yetmemiş olacaktı ki uzatmalarda Essien çizgiden uçan kafa ile çıkarmasaydı 5. golü atıyordu Kırmızılılar. Bir nevi Aurelio ile Drogba'nın düellosuna dönmüş olan maçta Chelsea'nin turu geçmesi belki de Liverpool'un lig şampiyonluğu yarışında şansını ve motivasyonunu biraz daha arttırmıştır.








