BİY AD

30 Nisan 2009 Perşembe

Cassio Gitse Marko Gelse...


Uzun yıllar boyunca Alman pazarının hareketli bir alıcısı olarak pek çok transfer yaptı Galatasaray. Bouzid ve Berkant gibi hayal kırıklıklarının yanında Stumpf ve Falco gibi iz bırakan yonucular da Galatasaray'a geldi. Feldkamp'ın transfer sezonu için oyuncu izlediği söylentilerinin üzerine transfer dedikoduları yavaş yavaş Alman ligi oyuncuları üzerine yoğunlaşmaya başlayacak. Gazetelerimiz (!) bir gün Gomez'i ertesi gün Grafite'yi getirmeye başlarlar. Ben bu dönemde her ne kadar para sıkıntısı yaşanmaya devam edilse de Grafite, Gomez veya Podolski gibi alınması imkan dahilinde olmayan bir oyuncu yerine daha plase bir transfer bekliyorum yönetimden. Hadi ben de transfer sezonu diye yüksekten uçayım: Marko Marin'in transfer edilmesini arzu ediyorum. Gerçekleşmesi bonservisi nedeniyle zor olsa da artık kafaca takımdan kopmuş olan Lincoln'ün yerine kendini piyasada göstermek isteyen genç bir Alman Galatasaray'a çok şeyler kazandırabilir!


Galatasaray'ın Alman Piyasası'nda İthal Ettiği Oyuncular

Fernando Meira (Stuttgart)
Alparslan Erdem (Werder Bremen)
İsmael Bouzid (K'lautern)
Serkan Çalık (R.W.Essen)
Barış Özbek (R.W. Essen)
Lincoln (Schalke 04)
Marek Heinz (B. Monchengladbach)
Hakan Yakın (Stuttgart)
Volkan Glatt (Duisburg)
Aykut Erçetin (Stuttgart)
Berkant Göktan (Bayern Münih)
Pierre Esser (F. Düsseldorf)
Torsten Gütschow (Dynamo Dresden)
Falko Götz (Fc Köln)
Stumpf (Fc Köln)

Maldini&Evani...


Maldini'nin kazandığı ilk Avrupa kupası. O zamanlar Genç Paolo olarak adlandırılıyordur belki de. Evani ise bakmayın tipine kral forvettir. Şu an Milan alt yapısında görev alıyor.

29 Nisan 2009 Çarşamba

Spalletti Milan'a mı?

Milan'ın Ancelotti sonrası dönemi için adaylar şimdiden İtalyan medyası tarafından sıralanmaya başlandı. Alışıla gelmiş isimler dışında dikkat çeken ve "acaba olabilir mi?" sorusunu bana sorduran ilk isim Spalletti oldu.Ancelotti sonrası dönemde Spalletti hamlesi Milan için alışılagelmiş'in dışına çıkmak gibi olur. Kağıt üzerinde Milan kulübü ile Spalletti ismini yan yana koyamıyorum. Spalletti'nin oyun felsefesinin Milan ile uyuşması için yazın çok büyük transfer hamleleri yapılmalıdır. Yıllar yılı kanatlardan oynamayı unutmuş bir takıma yeniden çizgilere inme geleneğini yerleştirmek- hele ki bu takım acilen başarı isteyen milan gibi büyük bir takım ise- hem kulüp açısından hem başa gelen hoca açısından çok çetin bir süreci gerektirir. Rijkaard'ı tercih ve arzu ediyorum bir Milan sempatizanı olarak ama Spalletti'nin de daha büyük bir takımla çalışma vakti gelmişti. Artık Milan ayağa kalkmalı, yoksa şehir ayağa kalkacak!

27 Nisan 2009 Pazartesi

"Derin Trabzon" Yanal'ı Yedi, Afiyet Olsun!

Eğer Çernobil Karadeniz'e kanser illetini getirmiş ise bundan en çok etkilenen Trabzonspor olmuştur. Trabzon medyası ve yöneticilerinin beslediği "Derin Trabzon" olarak da adlandırılabilecek bu "tümör" bu sefer de Ersun Yanal'ın başını yedi. Sebep sportif başarısızlık! Sene başı sıfırdan kurulan ve rakipleri arasında en dar kadroya sahip olan bir takım düşünün. Sivasspor ve Beşiktaş kadroları 2-3 senelik birikime sahip iken Trabzonspor'un kadrosunun %80'i yaz başı gelmiş bu şehre. Düşünün kıyaslamalara performans olarak dibi gören oturmuş kadrolara sahip Galatasaray ve Fenerbahçe'yi koymuyorum ki bu iki takım sene başı tahminlerde ilk 2'nin en büyük adaylarıydılar. Bu kadar yeni ve genç bir kadro ligin ikinci yarısının ortalarına kadar beklentilerin çok üstünde bir performans sergiledi. Belki de sezon başı herkesin tatmin olabileceği 3'.lük yüzünden takımın hocasının kellesi 5 hafta kala uçtu. Peki neydi Trabzon'un bu duruma düşmesinin sebepleri?

Öncelikle belirtmek gerekir ki yapılan transferlerin çoğu yerinde olmakla beraber özellikle İstanbul'un 3 büyüklerine göre Trabzon'un kadrosu oldukça dar ve yapabilecekleri sınırlıydı. ama Ersun Yanal'ın antrenman metodlarının etkisiyle dar kadro 20-22 hafta neredeyse hiç sakat vermeden ortalama bir randıman tutturarak iyi sonuçlar alıyordu. Kadronun darlığı bundan sonra etkili oldu. Süper Lig'in kadro rotasyonlarında en az oyuncu kullanan ekibi Trabzonspor'dur. Bu Ersun Yanal'ın kadro inadından ziyade elde hamle yapacak oyuncu olmamasından kaynaklanıyordu. Formsuz ve fiziken yorulmuş kadroya bırakın girebilecek, kadroyu zorlayabilecek oyuncu kaynağı bile kenarda yoktu. Halbuki Yanal yaz başı kimleri ve hangi taktiği oynatıyorsa şimdi de onu oynatıyordu. Ama işler kötü gidince hareket kabiliyetinden yoksun kadro sorunlara çözüm bulamadı. Bugün belki de bir devrim yapmaya hazırlanan Sivas'ın kadrosu kabul etmek gerekir ki Trabzon'dan çok daha alternatifli ve işlevseldir.

Ersun Yanal'ı pek seven bir futbolsever değilimdir. Lakin başta yerel medya olmak üzere Yanal'ı istifa ettirenleri anlamak mümkün değil. Geçen sene Aziz Yıldırım'ın dediği gibi onlar da Trabzon'dan yürüye yürüye şampiyonluk bekliyorlar herhalde. Ne de olsa Trabzonspor kadrosu kalite olarak bu lig'in üstünde yerli ve yabancı yıldızlarla doluydu ve 4-5 senedir birlikte bir sistem dahilinde oynuyorlardı! Keza her sene ya Şampiyon olunuyor ya da Şampiyonlar Lig'ine gidiliyordu ve Yanal ile alınan sonuş tam bir felaketti! Gerçekten yapılanları anlamak mümkün değil. Bugün örnek verilen Van Gaal'in Alkmaar'ı bugünlere 3-4 senelik sabır sonunda gelmiş iken Trabzonspor'da var olan bu sabırsızlık akıllara zarar işlere yol açıyor. Ki önümüzde geçmişte yaşanan bir dünya kötü örnek var iken. Yanal'ın istifası ve devamında şimdilere bahsedilen kadro revizyonu denilen iş ile devam ederse sene başı oluşturulan iskelet'in bozulmasıyla önümüzdeki seneler yine "adamı kanser eden Trabzonspor" klişesine gebe olacaktır. Gerçi bu "Derin Trabzon"un en sevdiği yemektir o ayrı konu. Anlaşılan o ki Trabzonspor dernekler kanunundan muaf olup kulübü yabancı bir sermaye sahibi satın almadıkça amatör düşünen medya ve yöneticiler ile Trabzonpsor bir adım daha ileri gidemeyecektir.

PFA Player of The Year- Ryan Giggs...

Premier League oyuncularının seçimiyle oluşan yılın 11'inde tam 6 tane United'lı var. Bu rakam United'ın oynadığı muhteşem oyunun yanı sıra diğer rakipler üzerinde sahip olduğu psikolojik üstünlüğü de gözler önüne sürüyor. Özellikle bu 6 ismin 3'ünün defans birinin de kaleci olduğunu düşünürsek United'ı yenmek bilinç altlarında imkansız kademesine çıkmış pek çok oyuncunun. Yıllar'ın eskitemediği Giggs 11'e girmekle de kalmamış PFA tarafından yılın oyuncusu da seçilmiş. Ailecek hastasıyız!

GK: Edwin Van Der Sar
LB: Patrice Evra
CB: Rio Ferdinand
CB: Nermanja Vidic
RB: Glen Johnson
LW: Ashley Young
CM: Ryan Giggs
CM: Steven Gerrard
RW: Cristiano Ronaldo
ST: Nicolas Anelka
ST: Fernando Torres

25 Nisan 2009 Cumartesi

Hedefe Kaldı 1 Maç...


Sivas'ın aldığı galibiyet 3 puan'dan çok daha ötesidir. 3-0'lık net sonuç ve oynanan oyuna bakıldığında Sivas herkese şampiyonluğun en büyük favorisi olduğunu gösterdi. 1,5 ay öncesine kadar bir numaralı rakibi olan Trabzonspor'u tabiri caiz ise darmadağın etti. Şuan önlerindeki yegane zor maç İBB maçı gibi gözüküyor. İBB'deki büyük düşüş devam etti ve artık dibe vurdular. Hacettepe'ye yenilerek belki de gayri resmi olarak düştüklerini ilan ettiler. Ama yine de Sivas maçı İBB için de ölüm-kalım maçı olacaktır. Şayet Sivas 33. haftaya lider girer ise Bjk-Gs maçının bitişi ile Türkiye'de bir devrimi gerçekleştirir. Bizde yıllar sonra farklı bir yaz mevsimi geçiririz.

United-Spurs: 5-2

En sonunda birilerine patlayacaktı bu takım ki piyango Spurs'e vurdu. Maçın 90 dakikasının analizi yanıltıcı olabilir çünkü 90 dakikaya yayması gerekeni 25 dakikaya yaydı Manu. 2-0 yenik durumda iken oyunun gidişatı United'ın gol atacağına dair belirtiler veriyordu ama eskaza 20-25 dakikalığına maçı izlemeyen biri gerid dönüp skora baktığında 5-2'lik durumu görünce dumur olmuştur herhalde. Uzun lafın kısası Liverpool iki önemli rakibine 4'er gol atmasına rağmen hem Avrupa'dan elendi hem ligde avantajını kaybetti. United aradığı ivmeyi kazandı. Görünüşe göre Liverpool'un şampiyonluk umutları başka bahara kaldı.

Blog Duyurusu!!!

Futbol camiasının renkli siması Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım'da artık bir blogger. Renkli ve tarafsız (!) içeriği ile kısa zamanda blog aleminde oldukça popüler olacağına eminim. Gelecek postlarını merak ve heyecan ile bekliyoruz!

Buyurun linki(Tıkla, tıkla elin alışsın) : yuruyereksampiyon.blogspot.com

24 Nisan 2009 Cuma

Cole&Yorke Varsa Gerisi Teferruattır!

Şimdilerde "Torres-Villa" ikilisi dillerde ama bu ikilinin eline kimse su dökemezdi. Gözlerim onları arıyor!

Gigi Meroni- Grande Torino'nun Eksik Parçası

Resimdeki abimizin adı Gigi (Luigi) Meroni'dir. İtalyan George Best olarak da bilinir. Como ve Genoa'da oynadıktan sonra 3 sezon boyunca Torino'da harikalar yaratmış, genç bir yıldızdı. İtalyan futbolunun gelecekteki en büyük yıldız adaylarından biri olarak lanse ediliyordu. O dönem oynanan oyuna göre oldukça hızlı bir dribling kabiliyet ve kendisinin alameti farikası olan topu rakibinin bacak arasından geçirme numaralarıyla dönemin oyuncuları arasında sivrilmiş ve ayrı bir yer kazanmıştı. Herrera'nın Katenaçyo'su ile efsanevi bir dönem geçiren Inter'i yenilmez olduğu kalesinde yıkan adam yine Gigi (Luigi) Meroni'ydi. Keza ezeli rakip Juventus'un kendisini transfer etmek istemesi üzerine şehrin yarısının ayaklanıp sokaklara dökülmesine neden olan adam da Meroni'ydi. Eğer elim bir kaza sonucu 24 yaşında vefat etmeseydi, stili George Best'e benzetilen İtalyan bir futbol efsanesi futbol tarihinde yer alacaktı.

Sosyal yaşamda da futbolda olduğu gibi farklı bir kişilikti Gigi. Dönem dönem kısa saçları ile pek çok hayran kazansa da bir dönem uzattığı saçları ile Milli Takım'da problem olmuştu. Zaten "Anarşizm"e karşı sermpati besleyen asi genç Gigi uzun saçları ile Milli Takım'a çağrıldığında Milli Takım antrenörü Fabbri eğer Milli Marş'lar okunurken sahada olabilmek istiyorsa saçlarını kesmesi gerektiğini Gigi'ye deklaret etmiş. Uzun saç o dönem Castor ve Che Guevera gibi devrimci hislere sahip gençlerin bir nevi alameti farikası olmuş ve İtalyan Milli Takım'ın "uzun saçlı anarşist bir devrimci" imajına sahip bir oyuncunun oynaması tehlikeli bulunmuştu. Gigi ise saçının kesilme isteğini reddederek tabiri caizse hocaya ayarı çekmişti. "Umarım uzun saç ile de iyi oynayabileceğimi gösterebilmişimdir" diyerek ön yargı sahiplerine şaka ile karışık bir ayar daha vermişti.

Aynı Ada'daki muadili George Best gibi o'da araba meraklısı ve hızlı bir çapkındı. Bununla beraber saha içi ve dışındaki duruşu onu Torino'lular gözünde ulaşılmaz bir kişilik haline getirmişti. Napoli Maradona için ne hissettiyse Torino'da Meroni için aynı şeyleri hissediyordu. Çok kısa ama çok parlak geçen hayatı bir maç sonunda sona erdi. 4-2 kazanılan bir Sampdoria maçından sonra galibiyeti kutlamak için takım arkadaşları ile beraber dışarı çıkan Gigi bir tarfik kazası sonucu öldü. Cenazesine 20.000 Torino'lu gelmiş, hapishanedeki mahkumlar bile aralarında para toplayarak cenazesine çiçekler göndermişlerdi. Torino şehri Superga facia'sından sonra yine bir hazinesini toprağa gömüyordu. Yas içinde yapılan şehirde buruk da bir sevinç vardı. Çünkü Torino'lulara göre " Meroni ve Grande Torino yukarıda bir araya geldiler. İşte şimdi gerçekten yenilmez bir takım oldular".

23 Nisan 2009 Perşembe

Aile Saadeti...


Hey gidinin Almanya'sı...

22 Nisan 2009 Çarşamba

Mario Basler...




Hey gidi Mario Basler, ne güzel abimizdin sen bizim!


Öyle Değil, Böyle Rezil Olunur!


Bir de derbiden sonra "dünya'ya rezil olduk" dediler. Sanki GS-FB derbisinin ratingi Batı'daki muadilleri kadarda cümle alem maçı izledi biz de rezil olduk! Al sana rezillik, Pepe'nin Getafe maçında yaptığı hareketler herhalde Lugano'nun yaptıklarından kat kat daha sert ve insanlık dışı hareketlerdi. Erman Toroğlu görüp yorumlasa yine savcıları göreve çağırırdı kim bilir. Ama gerçekten Pepe dene "kasap" adam öldürmeye teşebbüsten yargılanabilir. Bu kadar vicdansız, bu kadar şerefsiz olmak.... daha terbiyeli kelimeler bulamıyorum kendisi ile ilgili. Real Madrid'in dün akşamki maçını milyarlar izledi ve ne oldu? Eğer "rezillik" söyleminin kullanacaksak başta Pepe olmak üzere "El Çirkefos" Real Madrid cümle cemil alem'e rezil oldu. Bu arada Pepe ne diyeyim sana, "Allah'ından bulasın!"

21 Nisan 2009 Salı

Liverpool-Arsenal: 4-4 Bir Efsane'nin Doğuşu...

Bu maça ne yorum yapsak kelimelerimiz kifayetsiz kalacak! Maçla ilgili söylenebilecek yegane şey fotoğraftaki "rahatsız"ın yaptıkları olacaktır. Hakikatten Rus'dan dost falan olmazmış. Anfield'da Liverpool'a en son bir maçta 4 gol atan adam kimdir merak içindeyim. Bu akşam belki de Arshavin'in kendi Londra efsanesini yarattığı maç olarak tarihe geçecektir. Henry sonrası efsane arayan Gunner's bu maçta efsanesinin doğuşuna şahit oldu. Tabi bu efsane'nin doğuşunda kalesine gelen hiç bir topu geri çevirmeyen Reina'nın katkısı da büyük. Boşu yok Pepe'nin geleni geçeni aldı. Arshavin olmasaydı bu akşamdan sonra konuşulacak isim Torres olabilirdi ama 4 golün Arshavin'in pokerinin ardından biraz gölgede kaldı haliyle. Bu arada Benayoun her takıma lazım bir adam. Bana CM 00-01 serisindeki Kennedy Bakırcıoğlu'nu hatırlatıyor. Tam joker!

Uyuşuksun Arkadaş!


Kalite desen var, oyun zekası desen var, karizma desen var ama bu adamı hiç mesir yemiş damat gibi göremeyecek miyiz? Ne zaman görsem kendileri öğleye kadar uyuyup ağzı yüzü ekşimiş akşamcılar gibi poz veriyor! Biraz enerji, biraz dinamizm lazım!

80'lerin sonu 90'ların başı Alman Milli Takımı Forması...


Bu formanın hastası olan bir ben mi varım? Bu kadar güzel bir milli takım forması olabilir mi? Asalet desen var, zarafet desen var. Karizma desen kralı var! Bu formanın bir de yeşilini yaptılar Almanlar ama bu kadar güzel olmamıştı maalesef. 92-93 sezonunda Galatasaray'da bu dizayn'da bir forma kullanmıştı yanlış hatırlamıyorsam.

Messi'nin Çocukluk Hayali!

Arjantin futbolu'nda lig mücadelesinde olduğu gibi oyuncu yetiştirme konusunda da River ile Boca'nın hegemonyası var. Her dönem Arjantin futbolu'nun en büyük yetenekleri bu iki devden yetişme oyuncular olurken şu an durum biraz daha değişik. Şu an Arjantin'in en büyük yıldızı Messi küçük bir çocuk iken ailesi ile gittiği İspanya'da, Barcelona kulübünde yetişti. Arjantin ligi ile ilgili hiçbir hikayesi ve alakası yok. Bununla birlikte onun da küçüklük hayalleri varmış! Coloso Del Parque olarak bilinen Newell's Old Boys stadı'nda aşığı olduğu Newell's forması ile maça çıkmak küçük Leo'nun hayallerini süslüyormuş. Geçenlerde bir röportaj'ında "Uzun yıllar Barcelona'da oynamak ve sembol olmak istiyorum. Ama inanıyorum ki bir gün o stada çıkıp Newell's forması ile oynayacağım. Belki kariyerimin son günleri olacak ama bunu gerçekleştirmek isterim!" demişti. Aslında formada yakışmış hani! 9-10 sene sonra böyle kareler görebiliriz!

20 Nisan 2009 Pazartesi

Boca:1 River:1


Son yıllardakine benzer yine oyun olarak sıkıcı bir Superclasico izledik dün akşam. Tribünlerden gelen tezahürat sesleri ile önce Palermo ardından da Gallardo'nun attığı harika goller dışında izlenilecek bir şey yoktu. Rakip sahada pas yapıp hücuma çıkma konusunda Riquelma'yi çok aradı Boca. Platini Avrupa futboluna yabancı kısıtlamasını tekrar getirip Arjantin'den erken yaşta Avrupa'ya giden futbolcu sirkülasyonunu kısıtlamaz ise derbilerdeki bu kötü futbol bir gelenek olma yolunda ilerler. Boca'dan Chavez'in bindirmelerini varyasyon dahilinde kullanabilseydi Boca bu ataklardan golde bulabilirdi ama Palacio'nun bir kafa vuruşu dışında bunu beceremediler. Konuşmak için biraz erken gibi ama Velez'in bu gidişi ve bu takımların performansı ile lig şampiyonluğunu Velez götürür gibi geliyor.

19 Nisan 2009 Pazar

Bu Resim Ne Anlatıyor?


Deivid diye içi dışı bir olan bir futbolcu ile 3 adet aktörü anlatıyor zannımca. Foto'dan Deivid'i çıkarın ve diğerlerine bakın. Sanki inanılmaz oynadıkları bir sezonu son dakika golüyle kaybetmiş gibiler. Yazık bu adamlar çayırda çimende harcanıyorlar. İyi tiyatrocu olurmuş bunlardan. Yazık!

18 Nisan 2009 Cumartesi

River'ın mı Don'u Asılacak Yoksa Boca'nın mı?


Maçtan sonra bu iki afişten hangisi yapıştırılacak duvarlara acaba! Şuan için Boca daha avantajlı ve River'ın (çok affedersiniz) donunu sallayacak gibi. Gerçi derbi sonucu belli olmaz River da Bombonera'yı yıkabilir bu sefer. Beraberlik halinde iki iç çamaşırı yan yana koyan bir Velez afişi görebiliriz!

Gerçek Efsane!

Türkçesi yaklaşık olarak "Acı ile uyandılar" gibi olan bir manşet. Tarih 19 Mayıs 1994. Milan, dönemin "sözde" efsanesi Barca'yı Atina'da hurdaya çıkarmış. Zubizaretta ağlamaklı, hem kupa gitmiş hem kulüpteki kariyeri. O maç tüm Avrupa'ya gerçek efsanenin kim olduğunu göstermişti. Çok değil bir iki sene içinde efsane tekrar kendine gelecek ve o zaman sahte efsaneler sahneden çekilecek. Bugünlerin keyfini çıkarın United ve Barca!

Hala Ergen Robbie Keane!!!

Bir türlü çıkamadı şu çocuk ergenlikten be kardeşim!

17 Nisan 2009 Cuma

Metrobüsle Geliyoruz- El SuperClasico

Superclasico'ya her gün biraz daha yaklaşıyoruz. dün Boca'lıların River'lılar ile dalga geçtiği bir foto koymuştuk. Bu sefer cevap Riverlılar'dan. 2006 Apertura'da 3-1 kazanılan maçtan sonra Riverlı'ların hazırladığı bir çalışma. Bunu görünce aklıma bizde yaşanan karşılık "Metrobüsle Geliyoruz" atışmaları geldi.

Öldürmeye Teşebbüs!

Rodrigo Melendez adlı abimiz, Marcelo Salas'ın beyin soğancığına doğru bir müdahalede bulunmuş. Kaç maç ceza almış merak içindeyim?

16 Nisan 2009 Perşembe

Sabri'nin Cezası ve Amatör Ruh Saçmalığı...

Doğrudur veya yanlıştır tartışmaya açık. Ama sürekli rakibi ile didişen, hakeme itirazda sıranın en önünde bulunan, yeri gelince taraftara bile gider yapan, işine gelince "Galatasaray benim için bitmiştir!" bile diyebilen bu arkadaşa asıl cezayı Federasyon değil kulübü olan Galatasaray ve Galatasaray taraftarları vermelidir. İtiraz ve kavgalarda kullandığı eforun 5'te 1'ini bile yetenekleri geliştirmek için kullanmayan, beş sene önce nasıl orta yapamıyorsa hala aynı şekilde yapamayan ve hala o formayı giyebilen arkadaşa cezanın has'ını kulüp vermeliydi. Lütfen Sabri'nin mücadelesi ve agresifliği üzerinden "amatör ruh!" ,"forma sevdası" gibi klişe kalıplar ile yorumlar yapmayalım. "Amatör ruh" Piyaz'ın yeşilliği gibidir. Olması halinde Piyaz'a tat verir ama tek başına sadece ot'tur. Tek başına "amatör!" ruh pek başına bir şey ifade etmemeli hele ki Galatasaray'da oynayan bir futbolcuya. Çünkü oyun içi yetersizliğin üstünü örtmek için kullanılan bu "amatör ruh" söylemi söz konusu sporcuların yaptıkları işin getirileri göz önünde bulundurulunca havada kalmaktadır. İnsanların asgari ücret ile ev geçindirmeye çalıştığı bir ülkede "Amatör" bir işçi yıllık yüzbinlerce dolar kazanamaz. O yüzden Sabri mümkünse "amatör ruh"undan sıyrılıp biraz işinin hakkını vermeli.

Are You Sure Or Not?

"I've never been so certain about anything in my life. I want to be a coach. Or a manager, I'm not sure which."

Phil Neville

Şimdi Tam Zamanı!!!

Hadi ilk başlarda daha gençtir, hazır değildir diye oynatmamayı anlıyorum. Lakin artık Fenerbahçe ligde hedefsiz kalmış, formalite maçlarına çıkıyor. Bu vakitten sonra kaybedilecek bir şey yok iken Abdülkadir oynatılırsa en azından kötü geçen sezonun karı iyi bir oyuncu kazanılabilir. 7 maç az bir süre gibi gelebilir ama yapacağı bir çıkış hem Abdülkadir'in takımdaki geleceği için hemde Fenerbahçe'nin adamı kanser yapan orta sahası için bir dönüm noktası olabilir. Tabi işler yolunda gitmeyip ikinci bir Mehmet güven vakası görebiliriz. Ama zaten genç oyuncu çıkartma konusunda pek parlak olmayan Fenerbahçe için pek anormal olmaz bu durum. İnşallah anormal bir karar alıp oynatmaya başlarlar Abdülkadir'i.

Apertura vs Rolling Stones

Az kaldı. El Superclasico arefesinde manalı bir foto koyayım bari dedim. River'ın yine yerlerde süründüğü bir dönem, Boca yine almış başını gitmiş. Başarılar ve Kutlamalar listesi. Boca yine dalganın kralını geçmiş.

Kalite Farkı... Porto:0 Manu:1

Ronaldo o müthiş golü atmasa United duran toplar dışında nasıl pozisyon bulabilecekti gerçekten bilmiyorum. Erken gelen gol sayesinde hücum yapmak önceliğinden kurtulan United, Carrick'in de iyice stoperlerin arasına gömülmesiyle fazlaca hücuma çıkmayan 5'li bir savunma ile oynamayabaşladı. Özelllikle ilk yarının tamamında orta sahayı çok iyi parselledi Porto. Neredeyse Berbatov ve Ronaldo son 15-20 dakika topa değmediler. Lakin United'ın Ferdinand'ın gelişi ile eski düzenine geçen 5'li savunması Porto'yu 25 metreden fazla yaklaştırmadı kaleye. Gerçekten kalite farkının çok açıldığı tekrar gözler önüne serildi bu eşleşmede. İki birbirine yakın takımın maçı olsaydı bu maç Porto kadar orta saha'da top çalan (ilk yarı) bir takımın rakibine ilk yuarı en az 2 gol atıp bir dünya pozisyon bulması gerekirdi ama pozisyon namına bir şey yok ortalıklarda. Canımı sıkan şey yarı finalistler geçen senenin neredeyse aynısı ve yine 3 İngiliz var. Biri bunları durdursun!

15 Nisan 2009 Çarşamba

Dinime Küfreden!!!

Medyamız bayılır zaten ateşin üstüne körük ile gitmeye. Her önüne gelen yazmış "Dünya'ya rezil olduk!" "Cümle alem ayıpladı bizi" diye. Tamam yaşananlar hoş değil. Hatta rezalet kapsamında. Fakat maç üzerine İspanyol ve Brezilya gazetelerinin yaptıkları yorumlar komik kaçmış! Kavgaya ve tribünlere rezalet diyen İspanyollar'ın stadlarında başta Eto'o olmak üzere siyahi futbolculara atılan muzlar çıkarılan maymun sesleri acaba çok mu mazide kaldı. Pardon yahu domuz kafası Fatih Akyel'e atılmıştı değil mi? Rakip antrenörlere ölüm tehditleri yağdırılan, tehdit dolu mektuplar gönderilen ülkede Türkiye zaten! Hele ki Brezilyalılar da atıp tutmuşlar ya neyse bir şey demiyorum! Adamların stadlarında olay çıktı mı öyle çatıya çıkmalar ya da koltuk atmalar ile bitmiyor genelde ölüm ya da ağır yaralanma ile bitiyor! Ama doğru futbol burada geride kalmış ya Türkiye'de yapılınca "Rezalet" Arjantin'de, Brezilya'da, İspanya'da ya da İtalya'da olunca "Derbi geleneği", "Derbilerde yaşanan olağan yüksek tansiyon" ya da "Derbi Ateşi" oluyor. Bernabeu'da Heskey'in maymunluğunu bırakma sonra gel iki yumruklaşmaya "Rezalet" deyiver!

Ustalara Saygı...

Solskjaer ve Nicky beyhude bir şekilde kaymışlar topa doğru ama ne çare. Zidane hayalet gibi aralarından hatta ayaklarının içinden geçmiş. Hemen arkasında Makelele ne yaptığını anlamaya çalışırken Giggs hayret ve hayranlık içinde dalmış uzaklara. Arkalarda flu kalmış arkadaşlar ise Nistelrooy ve Hierro olmalı.

Kabul Et Bir An Heyecanlandın! 4-4

Benitez için söylüyorum ama aslında hepimiz için geçerli bir durum. Cech'in hatalı barajı ve Aurelio'nun müthiş kesmesi ile önce ilk gol ardından yine bir duran topun ardından ikinci gol ve ilk yarı sonunda kaçan 3. gol. Devre arası Hiddink oyuncularını önde basmaları konusunda uyandırmış olacak ki uykudan uyanmış Chelsea saldırmaya başladı. Drogba'nın golünde Reina'nın hatası vardı ama Alex'in golüne "Yuh!" demekten başka bir şey gelmiyor elimden. Benzeri bir frikik golünü chelsea'ye ilk geldiğinde Sunderland'e atmıştı yanılmıyorsam.
Bu sefer dumura uğramış olan taraf L'pool'du ki daha uyanmaya fırsat vermeden Chelsea "geri dönüş"ü tamamladı ve 3. golü attı. Torres'i oyundan çıkaran Benitez dışarıdan maçı kafada bitirmiş gibi gözükse de iki dakika da gelen iki gol 4-3 yaptı skoru ki bu da maçın ikinci "geri dönüş"ü oldu. Aslında Star Tv spikeri zorla attırdı Liverpool'a golleri desek yeridir. Maçta belki de 35 defa "İstanbul ruhu" dedi adamcağız. Amma velakin maçın ve Chelsea'nin en iyi oyuncusu Drogba'nın asisti ile Lampard maçı 4-4'e getirdi. Bu fantastik skor yetmemiş olacaktı ki uzatmalarda Essien çizgiden uçan kafa ile çıkarmasaydı 5. golü atıyordu Kırmızılılar. Bir nevi Aurelio ile Drogba'nın düellosuna dönmüş olan maçta Chelsea'nin turu geçmesi belki de Liverpool'un lig şampiyonluğu yarışında şansını ve motivasyonunu biraz daha arttırmıştır.

14 Nisan 2009 Salı

Mihajlovic'e Yol Gözüktü...

Mihajlovic gitti gidecek Bologna'dan. Halbuki ilk geldiğinde Di Vaio'nun verdiği rüzgar ile iyi işler yapacağının sinyalini vermişti ama devamı gelmedi. Mihajlovic'in takımı Di Vaio dışında direncini kaybetmiş kaderine razı durumda. Mihajlovic'i görünce aklıma gelen onun İngiltere'deki paraleli Keane geldi. Roy Keane'de Sunderland'de iyi bir başlangıç yapmış adı "United'ın gelecekteki hocası" diye geçmeye başlamıştı ki farklı yenilgiler, üst üste gol atılamayan maçlar derken kapıya koyulmuştu. Mihajlovic'in sonu da öyle olacak gibi.

13 Nisan 2009 Pazartesi

Tezgah Değil Kılıf...

Yanlış antrenör seçimleri. Florya'da sağlayamadığınız disiplin. Yerli oyuncuların lobiciliği, yabancıların keyfe keder ruh halleri. Önce Skibbe, sonra Bülent ama hepsinden önce takımda iyi giden şeyleri de bozan Haldun Üstünel ve Adnan Segin tercihleri. Adnan Polat'ın dediği gibi olmasa da bir tezgah var. Ama bu tezgahı kuranlar Federasyon ya da X takım değil bizzat Galatasaray yönetimi. Galatasaray yönetimi kendi takımları başarısız olsun diye Galatasaray'a karşı her türlü tezgahı yaptılar ve en sonunda amaçlarına ulaştılar.Kendi hatalarını örtmek için ise başkalarına çamur attılar. Başarısızlığa kılıf bulmaya çalışıp diğer takımların emeklerine çamur atmak yalnızca acizlerin yapacağı iştir.

Game Over!

İki rakip birbirinin amiyane tabiri ile kafasına sıktı da lig bu sene ikisi içinde bitti. Maçı konuşmaya gerek yok zaten maçtan ziyade maç sonu kavgası gündemi oluşturdu. İyi de oldu yoksa ortada oynanan bir şey yok ki ne yazacaktı basın maç ile ilgili. Artık birbirini evden aldıran yöneticiler bitti birbirine demeç ile laf koyan futbolcuları da gördük. Bu arada 4 kırmızı kart çıktı da nasıl oldu bu kartlardan hiçbirini Sabri ya da Emre Belözoğlu almadı bu konuşulmalı. En güzelini Lincoln ile Carlos yapmışlar. Mahallenin delisi biz miyiz ulan deyip uzaktan izlemişler horoz dövüşünü.

12 Nisan 2009 Pazar

Karagöz vs Hacivat...

Saatler kaldı...

Sevinç Yumağı...


Bu fotoğraf karesini sevinç yumağı lafından daha iyi tasvir etmek zor! Catania-Torino maçı'ndan...

Lazio 4 Roma 2


İlk 4 dakikada 2 gol. 10 dakika içinde 2-1 olan maç. Güneşli bir hava. Çoğu dolmuş Roma Olimpiyat stadı. 3 kırmızı kart ve toplam 6 gol. Çok şükür güzel bir derbi izledik hemde gündüz vakti. Zarate'nin golü çok güzel ama Kolarov'un slalom'u unutulmaz.

11 Nisan 2009 Cumartesi

Kewell From Galatasaray!!!

My name is harry kewell, kewell from galatasaray. Through my football career, i've felt many times, i've been pushed. They said "it's over", they said "he can't stand up, he can't play". I was reborn at galatasaray. I've found friendship and happiness at galatasaray. I've learnt one thing really well is such a privilege to be a part of galatasaray"

Seviyoruz seni Galatasaraylı Kewell...

10 Nisan 2009 Cuma

Kaptan...


Bu adam kadar hırslı futbolcu özellikle günümüzde pek bulunmuyor. Avrupa'da bir türlü patlama yapamasa da Boca için yaşarken efsaneleşen bir adam Palermo. Geçirdiği ağır sakatlıktan sonra kendini bulmaya başlamış. O yaştaki pek çok futbolcu bu sakatlık ile sahaları bırakabilirdi. Kare Libertadores Kupasından. Boca :3 Guarani:1