BİY AD

31 Mart 2009 Salı

Agbonlahor Milli Takım'a...


İngiltere Milli takımı bu milli maç döneminde forvetlerinin sakatlıklarından oldukça muzdarip oldu. Önce Emile Heskey, sonrasında Carlton Cole ve bu sabah yapılan idmanda Darren Bent'in sakatlanmalarıyla elde Crouch ve Ronney'den başka forvet kalmayınca genç Agbonlahor'u kadroya acilen çağırdı Capello. Agbonlahor son 2 sezondur çıkışta olan bir futbolcu ama Milli takıma ilk defa seçildiğinden beri formanın laneti midir bilinmez gol atamıyor genç forvet. Villa'da son 17 maçında bir gol attı. Buna rağmen sakatlıklar sonucu kadroya geç de olsa kapağı attı. Belki gol orucunun başladığı milli takım kampı bu suskunluğun bittiği yer olabilir.

Futbol Oyuncakları...


98 Dünya Kupası Final maçı. Yer Stade de France... Fransa korneri kullanıyor Zidane öne çıkıp vuruyor kafayı, Taffarel çaresiz. Keşke Roberto Carlos'u da ön direğe koysalarmış.

Matruşka...




30 Mart 2009 Pazartesi

İbrahim'i Anlamak...


İspanya maçının ilk 10 dakikası Casillas düşüncelidir. " Ulan Ramos'a çalım atan kim be? Nasıl bir adam bu İbrahim? Bizde niye böylesi yok? Biz mi yanlışız Türkler mi? Yoksa ısınan Sabri mi? Eyvah ki ne eyvah!"

62 Kişilik Kadro...


Liverpool'un kadrosundaki profesyonel oyuncu sayısı! Yanlış duymadınız profesyonel sözleşmeye sahip oyunculardan kurulu 62 kişilik bir kadroya sahipmiş Rafael Benitez. İngiltere'de bu alanda öndeler. Arsenal ve United'da sayılar 50 küsürlerde. Chelsea'de ise bu sayı 46'da kalmış durumda. UEFA Genel Sekreteri David Taylor bu konu hakkında "62 mi? biribiriyle sürekli oynayabilecek iki tam kadro çıkar bu sayıdan. Sadece 11'ini oynatacak iken ne kadara ihtiyacınız olabilir? 20 mi 25 kişilik mi? Böyle uçuk sayıların (50-60 gibi) azaltılması için UEFA olarak çalışmalara yapmaktayız! Şampiyonlar Ligi'ne zaten kota koyduk, amacımız bunu Avrupa Lig'lerine de yansıtmak"


Tamam geniş kadro avantajdır ama 62 nedir yahu! Bunların bir kısmı kiralık gitmiş (17) ama buna rağmen insan aklında isimlerini bile tutamaz bu kadar adamın. Bir de Chelsea'ye görmemiş derler!

Seçim Kaleleri


İktidar partisinin oylarının düştüğü buna karşı muhalefetin oylarının pek yükselmediği enteresan bir seçim yaşadık. Öyle bir çekişme vardı ki bir ara Kılıçdaroğlu ve AKP aynı anda İstanbul'u kazandık açıklamaları yaptı. Seçim sonu çıkan tablo ilginç. Elimize harita alıp baktığımızda AK Parti'nin Ege ve Akdeniz'e kıyısı olan bir şehir belediyesi kazanamamış olduğunu görüyoruz. Türkiye'nin iç kesimler ise çoğunlukla AKP biraz da MHP etkisi altında. Güney Doğu'da sadece hizmet temelli çalışmalar pek başarılı olmadı ve DTP AKP'yi geçti. CHP ise İstanbul'da Kılıçdaroğlu'nun rüzgarı ile yakaladığı anormal oy'a rağmen Türkiye genelinde pek başarılı olamadı. Sahil kentleri dışında hiç bir yerde seçimi kazanamadı. Tabi bu seçimde bir de "kale" muhabbeti vardı. Bende kendime göre bu kaleleri sıraladım. Daha ziyade nüfusu büyük şehirleri koydum listeye.


1)Konya: AKP + SP=%83 (Milli Görüş ve Uzantıları'nın kalesi)

2)İzmir: CHP %54 = Bir ilçe dışında tüm ilçeleri CHP kazandı (Edit: Bayındır'da sonuçlar değişmiş). AKP'nin gelecekte kazanma ihtimali yok. (Laiklik temelli sol görüşün kalesi)

3) İstanbul: AKP=%45 = Kılıçdaroğlu'na rağmen kazanılamayan İstanbul'u CHP'nin gelecekte kazanma ihtimali yok.

4) Diyarbakır: DTP %64.45= DTP'nin en çok oy oranı aldığı şehir Hakkari ama gücünü aldığı kalesi Diyarbakır. Bu politikalar ile AKP'nin orada kazanma ihtimali yok! CHP zaten oralarda yok!

5) Malatya: AKP + SP=%82 : Güney doğu ve etrafındaki pek çok şehir gibi Kürt kökenli vatandaşların çokça yaşadığı bir şehir olmasına rağmen şehirde her zaman muhafazakar söylemler güçlü olmuştur. DTP ve ya CHP gibi muhafazakar söyleme karşı partilerin kazanma ihtimali yok!

6) İstanbul-Kadıköy: CHP %69= Sağ görüşlü partilerin kazanma ihtimali yok! Belki iyi bir adayla DSP bir şeyler yapabilirdi. Fatih'in Anadolu yakasında ki paraleli! (Merkez konum olarak)

7) İstanbul-Fatih: İstanbul'un gerçek manada(tarihsel veriler ışığında) merkezi olan Fatih'te her ne kadar CHP'nin kemikleşmiş %25'lik bir oyu olsa da muhafazakar söyleme sahip seçmen yaklaşık %55''lik dilime sahip. Sol görüşlü partiler için Fatih zor bir hedef.

Ekvador: 1 Brezilya:1 Cesar'ın Kurtardığı Puan...


FIFA'nın iki sene önce Orta ve Güney Amerika ülkelerinde tepki ile karşılanmış bir kararı vardı. Rakımı 2800 metre (Yanlışım varsa düzeltin) olan şehirlerde DK Eleme maçları oynanmaması yönünde olan bu kadar başta Ekvador ve Bolivya olmak üzere pek çok ülke tarafından tepki ile karşılanmış ve yürürlüğe girememişti. Bu tepkilerde söz konusu ülkelerin ortalama rakımlarının 2800 metre üzeri olmasının etkisi büyüktü. Bu akşam seçim sonuçlarını izlerken bir yandan da Ekvador-Brezilya maçını izledim. Öncelikle şunu söylemek lazım ki var olan kapasitesini en iyi kullanan ve ona göre futbol oynayan başlıca takımlardan biri Ekvador. Takımdaki ahengin yanı sıra yüksek rakımda futbola alışık olmaları iç saha maçlarında büyük avantaj sağlıyor. Ekvador'da oynanan son iki maçta da Brezilya'yı 1-0'lık sonuçlar ile yenmişlerdi. Bu defa da maça fırtına gibi başladılar. İlk 30 dakika tek kale oynadılar. Sonrasında tempoları kesilse de maçı kontrol altında tutmayı becerdiler. Son yarım saat tekrar baskı koymaya başlamışlardı ki Baptista ile golü buldu Brezilya. Kötü oynadığı oyunda golü bulan Brezilya golün üzerine yatmak adına oyunu soğutmaya çalıştı. Ama o rakımda oynamaya alışık olmayan takımın kondisyonu 60'dan sonra dibi gördü. Ekvador dalga dalga geldi ve en sonunda golü attı. Eğer biraz daha süre olsaydı Ekvador 2. hatta 3. golü bulacaktı. Son dakika da Julio Cesar'ın kurtardığı pozisyon 1 puanı getirdi Brezilya'ya. Aslına bakarsak Brezilya 1 puanı bile haketmeyen bir oyun oynadı ve Ekvador'a karşı tam anlamıyla ezildi. Julio Cesar yerine örneğin Dida gibi bir kaleci oynasaydı çok farklı bir skor görebilirdik.

29 Mart 2009 Pazar

Sir David....




Amansız Ol!, Semihsiz Olma! İspanya:1 Türkiye:0


Rıdvan'ın neredeyse tüm ikinci yarı dediği gibi ilk 30 dakika dışında İspanyollar'ın hükmü altında geçen bir oyun oldu. Gerçi 30-60 arası baskı kurmuş olmalarına rağmen alışılagelmiş bir Türk takımı golü yemeseydik oyun daha farklı olurdu. Son 10 dakikaya bakınca İspanyol'ların şutları, art arda 10-15 pasları, Ramos'un sağ kanadı parsellemesini görüyoruz ama tüm bu saydıklarımız 60. dakikaya kadar göremediğimiz olaylardı. Sahanın en siliği Arda'nın bile sadece kanatta İbrahim'in önünde durması Ramos'un Arda'ya tedbir amacıyla nispeten daha az hücuma çıkmasına neden oldu. Orta sahaya Ayhan'ın alınması doğruydu lakin çıkan oyuncu öncelikle Arda olmalıydı. Ya da tek forvet oynaması 4. torba takımlarına karşı bile tutmayacak olan nihat olmalıydı. Semih'in çıkması topu rakip sahada tutma ve arada birde olsa yapabildiğimiz rakip sahaya yayılma ihtimallerini ortadan kaldırdı. Bununla birlikte 0-0 iken İspanya'yı zorlayan rakip saha çıkışlarında yaptığımız preste kayboldu. bu maç şunu gösterdi ki Semih Şentürk Milli Takım için olmazsa olmaz bir oyuncu. 1-0'dan sonra varlığı en azından rakip kaleyi zorlamamızı sağlayabilirdi. Maçı izleyen İspanyol'lar Semih hakkında neler düşünmüştür kelime kelime bilemeyiz ama hayran kaldıklarına eminim. Maçta insanın canını sıkan olaylar öncelikle bu kadar kolay gol yememiz oldu. Bir ara pası ya da verkaç sonucu Torres'in attığı gole eyvallah ama duran topta 5 kişinin Torres'i tutması ve Ramos'un arkada bomboş kaldığı bir gol insanın içini acıtıyor. İkinci olarak 0-0'a kadar etkili bir oyun oynayamayan İspanyolların 1-0'dan sonra topu bize göstermemeleri bizim çaresiz kalmamızdır. Üçüncü olarak ise İspanyol seyirciler. Tamam kardeşim La Liga'da çalın kornaları ne de olsa kendi liginiz ama bizimle oynar iken çalmayın şu meredi be! Zaten bizde saat olmuş 24.00 siz hala korna çalıyorsunuz durmaksızın. Ben sıyırdım burada kim bilir futbolcular ne haldedir.

Son olarak bu maç tarihe Sergio Ramos'un İbrahim Üzülmez'den çalım yediği ve İbrahim'e faul yaptığı maç olarak geçecektir. Bu arada Emre Aşık'ı da tebrik etmek lazım. O Torres ne Ferdinand'ları ne Cannavaro'ları mundar etti, Emre'ye karşı ise ortalamanın üzerine çıkamadı.

28 Mart 2009 Cumartesi

İspanya Maçı 11'i...


"Volkan, Gökhan Gönül, Emre Aşık, Hakan Balta, İbrahim Üzülmez, Tuncay, Aurelio, Emre Belözoğlu, Arda, Semih, Nihat"

Formda olan Ayhan'ın oynamaması ve çift forvet tercihi beni öncelikle şaşırttı. ama söz konusu Terim'in 11'leri ise "şaşırma" kelimesi yersiz ve işlevsiz bir kelime olarak kalmıştır her zaman. Daha pek çok maçta böyle süprizler yapmıştı Terim. Kimisi Portekiz maçı gibi hüsrana yol açtı kimisi Atina'da ki 4-1'lik maç gibi iyi sonuçlara neden oldu. Rakibin İspanya oluşu ve kaybetme halinde tepki gelme ihtimalinin düşüklüğü Terim'e istediği rahatlığı sağlamış. Hadi hayırlısı. İbrahim Üzülmez'den süpriz bekliyorum bu arada.

27 Mart 2009 Cuma

...

Kesin bir haber olmamak ile birlikte çok büyük bir olasılıkla vefat etmiş Muhsin Yazıcıoğlu. Fikirlerini veya kişiliğini severiz ya da sevmeyiz ama ölümün ardından söylenmesi gereken şey bellidir. "Allah rahmet eylesin! Ailesine sabırlar versin!"

Sürmeneliler...


Hasan Üçüncü & Antonios Nikopolidis
Not: Sürmeneli olmasa da Demis Nikolaidis'de Trabzon kökenli bir futbolcuymuş.

26 Mart 2009 Perşembe

Lefter...


Alex gibi Hagi gibi ithal efsanelere verdiğimiz değerin çok daha fazlasını Lefter'e, Metin Oktay'a ve Hakkı Yeten'e vermeliyiz. Çoğumuz böyle düşünüyoruz ama sadece düşünmek ile olmaz. Bir şeyler yapmak da lazım. Bu organizasyonu düşünenler sağolsunlar. Artık Vefa tarih sayfalarında ya da çıkmaz sokak adlarında var olmaktan çıksın.




Ronaldo 4'te 3...

Ronaldo Brezilya'ya döndüğünde uzunca bir süre sahalara geri dönmesi beklenildi. Bu süre zarfında özellikle fazla kiloları ile ilgili pek çok haber yayınlandı, fotoğraflar çekildi. Yaklaşık 1 aydır takımıyla beraber maçlara çıkıyor Ronaldo. İlk golünü 3 hafta önce kafa ile atmıştı. Bu sefer Corinthians'ın Ponte Preta ile 2-2 berabere kaldığı maçta 2 gol atmış R9. Böylece 4 maçta 3 gol olmuş oldu. İlk gol penaltı ama ikinci golde eski Ronaldo'dan hafif bir esinti var. Bu arada Brezilya'da plaj futbolu çok popüler bunu biliyoruz. Ama işi biraz abartmışlar. Adamların kullandıkları topların Plaj voleybolu'nda kullanılandan pek farkı yok!

Yıkılış...




25 Mart 2009 Çarşamba

10'u Gerçekten Hakeden... Messi...


Maradona'dan sonra Arjantin Milli takımında 10 numaralı forma sorunsalı Galatasaray'da ki Hagi sonrası dönem ile paralellik arz etmişti. 10 numara ilk önce Ortega ile sahalara geri dönmüştü. Onunla ilgili var olan beklentiler yüksekti. Maradona'nın emaneti formayı giymesi Ortega'ya hak etmediği bir isim kazandırmıştı. Bugün yıldız transfer-Fenerbahçe temalı sohbetlerde ilk ortaya konulan isimlerden olsa da yetenek olarak Anelka, Roberto Carlos, Van Hooijdonk'tan sonra gelebilecek bir isimdir. Bu kadar şöhrete sahip olması biraz Arjantin futbolunun o dönem o poziyona oyuncu yetiştirmedeki sıkıntısı ve de Arjantinli olması ile doğrudan alakalıydı. Düşünüyorum da Sergen Arjantinli olsa Ortega Türk olsa ne olurdu! Herhalde Sergen daha büyük bir etki yaratırdı Arjantin Milli takımında.

Ortega'nın verdiği "10" imajı Riquelme'nin gelişiyle biraz olsun dağıldı. Her ne kadar yurt dışı'nda hem Villareal hem Barca'da dispilin sorunu nedeniyle çok başarılı (kendi potansiyeline göre) olamasa da Arjantin'de özellikle de Boca taraftarı için Maradona'nın bile üstünde bir yere sahip. Arjantin Lig'inin 21. takımı gibi adeta. Ama sivri dili onun Maradona ile papaz olmasına neden oldu.
Artık sıra Messi'de. Messi'nin üstte saydıklarımızdan farkı "tartışılamaz" oluşu. 10 numaranın Messi'ye verilmesi herkes tarafından doğal karşılanacak bir durum. Keza Messi, özellikle Ortega'nın muzdarip olduğu "10 numara baskısını" kaldırabilecek bir futbolcu. Herşey bir yana Maradona gidip damadı diye Agüero'ya verse 10 numarayı sağlam rezalet çıkar diye düşünüyorum.

Ultras'cık...

Catania aşkıyla, girdik biz kundağa..

Hayırdır İnşallah... İspanya vs Mehmet Güven...

Genelde rüyalarımda çok fazla maç skoru gören bir adam değilimdir lakin Türkiye-İSpanya maçı'nın skorunu görmüş bulundum. Öncelikle iyi haber 4-3 kazanıyoruz! Kötü haber 3. ve 4. golleri uzatmalarda Mehmet Güven atıyor. Mehmet Güven'in gol attığını görünce bir an "Allah'ım sana geliyorum" dedim. Kabus dolu dakikalardı. Peki ya rüyanın tersi çıkarsa. Mehmet Güven'in İspanya'daki paraleli mi gol atacak? O da herhalde Guiza olur!

Arda Turan...


"Yaşıtlarım arasında yıldız diyebileceğim birkaç isimden biri. İspanya Ligi'nde olmasını isterim. La Liga birçok yetenekli oyuncunun forma giydiği bir lig ve Arda da burada oynamayı fazlasıyla hak ediyor" Leo Messi

24 Mart 2009 Salı

İngiltere 2010 Formaları...


İspanyollar yeni forma hazırlarda İngilizler boş dururlar mı? Bu da İngiliz Milli Takımı'nın 2010 Dünya Kupası Forması. Bu arada amblemlerinde bir takım değişiklikler de yapılmış.

1995'in 2009'a Yansıması

1994-95 sezonu Fenerbahçe kadrosu. 11'e şöyle bir bakınca oldukça dengeli bir takım çıkıyor ortaya. 2-3 tane usta ayak ve yanlarında mücadele gücü yüksek diğer oyuncular. Yine de bu kadroya bir kaç kaliteli oyuncu lazımmış. Zaten devamında savunmaya efsane ikili Uche-Högh hücuma ise Boliç alınıyor. Sonrası malum. 7 sezon üzerine gelen şampiyonluk. Bunu niye yazdım diye sorarsanız, Fenerbahçe'nin şu anki kadrosu iskelet olarak iyi fakat artık başarıya doymuş bazı oyuncular ve Fenerbahçe formasını hak etmeyen (Ali Bilgin, Burak Yılmaz, Maldonado, Josico, Uğur boral) bir takım oyuncular yerine kadroya belli kalitenin üstü oyuncular eklenirse önümüzdeki sezon bu sezonki kabusu unutturur. Bu arada resim ile ilgili bir not daha. Engin nasıl bakıyor öyle ya!

Sende de Ne Göz Varmış!


"Enteresan birşey söyleyeyim, Barcelona-Malaga maçını seyrederken içimden, "Bunlarda neden kimse sakatlanmıyor" dedim. Bir baktım Iniesta elini kaldırıyor." Fatih Terim

23 Mart 2009 Pazartesi

İçimdeki Vasco Sevgisi...

Vasco De Gama kulübünün piyasaya yeni çıkarttığı bir tişört. Mealen " İçimdeki Vasco sevgisini durduramıyorum, her gün daha çok seviyorum" gibi bir şeyler yazıyor. "Çıldırdık Geliyoruz"dan daha güzel olduğu kesin.

Jesus Almeyda vs Burak Yılmaz...


Sinan Engin'den bir alıntı yapmıştım iki gün önce. Burak Yılmaz'ı övüyordu aklı sıra. Sonra bir şey fark ettim. Bir Galatasaraylı olarak ben oturduğum yerden daha çok katkı yapmışım Fenerbahçe'ye. Lig ve Avrupa derken en az 15-16 maçını tv'den izlemiş olarak maç başına 5 YTL ücret ile Lig TV üzerinden yaptığım maddi katkının yanı sıra rating katkısı yapmış olma durumum da var. Ayrıca Burak Yılmaz'ın aksine ne isabetsiz bir orta denemem oldu, ne de isteksiz tavırlarım. Tüm bunlar olurken Burak'ın Fenerbahçe kulübünden maaş aldığını benim ise öğrenci bursu ile geçindiğimi de göz önünde bulundurursak geriye cevaplanması gereken tek bir soru kalıyor. Bu Burak Yılmaz ne işe yarar?

Jesus Almeyda vs Fiori

İnsafsız...


"10 kişi kalmış rakibe karşı daha çok gol bulmalıydık!"

Rafa Benitez 5-0'lık Aston Villa Maç'ından sonra söylemiş. Kendisinin bu konuda ne kadar insafsız olduğunu zaten biliyorduk. Biraz rakibe saygı olur be adam!

22 Mart 2009 Pazar

Suçlusun!!!


Suçlu sensin Lincoln. Herşey senin başının altından çıktı. Çünkü kötü oynadığında bile yabancı delisi taraftarın deliler gibi senin adını bağırdılar tribünlerde. Suçlusun çünkü burada faul almak değil faul yapmak hoş görülür. Suçlusun çünkü çalmayacaklarını bildiğin halde ayağına atılan her acımasızca tekmede yere düştün, düşürüldün. Suçlusun çünkü takımda kulisin yok arkanı kollayacak kimse yok! Suçlusun çünkü herşeyin sorumlusu olarak seni gören bir hocanın takımında oynamayı kabul ettin. Halbuki Meira ile birlikte sen de gitmeliydin.

Suçlusun çünkü yönetim takımın yükünü kaldıramayacak bir teknik direktörü sene başında takıma getirdi ve buna sen ön ayak oldun. Sen olmasan Skibbe'de, Bülent'te başarılı olacaktı ama hep sen ve senin kaprislerin. Suçlusun çünkü senin yüzünden Ümit Karan gibi Nonda gibi nice koç yiğitler oynayamadı Galatasaray'da. Allah'tan Bülent hoca geldi de sana haddini bildirdi! Benfica, Hertha Berlin, Olympiakos, Beşiktaş gibi sıradan maçlarda kendini gösterdin, Eskişehir, Kocaeli, Bursa gibi kazandırman gerekn maçlarda hiç bir şey oynamadın. Halbuki o maçlarda bütün takım iyi oynamıştı. Ama sen kanser gibi takımın her bölgesini etkilemeyi yine başardın. Kale gibi olan takım savunmasını yıktın. Şiir gibi akan orta sahayı bozdun. Forvetin ayarı ile oynadın. Helal Olsun Lincoln! Tek başına bir kulübü çökerttin ya! Helal Olsun! İyi ki Bülent Hoca var değil mi beyler!

Liverpool-Aston Villa: 5-0

Gerrard "bu daha 3. gol" diyor bu karede. Liverpool 3 ay aç bırakılmış aslan gibi önüne gleeni parçalıyor. Bu kez Aston Villa, Liverpool'un hışmına uğradı. United form olarak dipte iken Liverpool'un böyle bir hava yakalaması sezonunu gidişatını değiştirebilir. Son söz Gerrard için. Şampiyonluğu fazlasıyla hakediyor!

Yuh!!!


"Şimdi sen devre arasında Gökhan Emreciksin diye bir oyuncu aldın. Niye? Sen de Burak Yılmaz var ya!"
Sinan Engin

21 Mart 2009 Cumartesi

Korkunun Kokusu Gelmeye Başladı...


Zirveden düşüş her zaman daha hızlı olur derler. Yenilmez zannettiğimiz United ilk sinyalleri aslında Newcastle maçında vermişti zaten. Ardından Liverpool karşısında alınan tarihi yenilgi herkesi şaşırtmıştı ki bu sefer de Fulham'a yenilmişler. Özetlerden izlediğim kadarıyla eksik oynamanın etkisinin yanında United'lı oyuncuların tedirginlikleri yüzlerinden okunmaya başlanmış. Böyle giderlerse ya Benitez tarih yazacak ya da Guus yine bir şampiyonluk görecek.

20 Mart 2009 Cuma

Yine Mi Siz Ulan?

Bir ara Barcelona-Chelsea maçları bu hale gelmişti. Lig, FA Cup bir de üzerine her sene Şampiyonlar Ligi derken senede ortalama 4-5 defa karşılaşıyorlar. Başka takımlar PAF takımlarıyla bu kadar maç yapmıyorlar! Bu arada Barcelona-Bayern Münih'i geçen Liverpool-Chelsea galibin eler finale çıkar! UEFA'da ise tahminim Bremen-Udinese'nin galibi ile Shakhtar'ın Kadıköy'de buluşması olur.

Fenerbahçe Yönetimi İnanmış

Bir ara Fenerbahçe tribünlerinin söylediği bir tezahürat vardı "İnanın çocuklar" diye hatırlarsınız. Bu resim Fenerbahçe resmi sitesi girişine bugün koyulmuş. Antu bunu giriş resmi olarak koysa güzel bir espri yapmışlar denilebilir ama kulüp sitesinin yapması gereksiz bir tepki olmuş. Arda turan maçtan sonra "Kadıköy´e finale gitme ihtimalimiz bazılarının yüreğine indi" dedi. Evet Galatasaraylılar UEFA kupası finalini Kadıköy'de oynamak istiyorlardı ama benim bu resimden anladığım Fenerbahçe yönetimi Galatasaray'ın final oynayabileceğine Galatasaray yönetimi'nden daha çok inanmış ki Hamburg'un turu geçmesi sonrası sevinçten ne yapacaklarını bilememişler.

Galatasaray-Hamburg 2-3


Aslında hepimizi üzen şey turu 2-0'dan vermekti. Yoksa Stoperleri Hakan Balta ve Kewell olan, son 7 günde Hamburg ve Trabzon deplasmanları oynamış ve bu maçlarda 50 dakika 10 kişi oynamış bir takımın - ki zaten Galatasaray'ın bu sene ki fizik kondisyonu evlere şenlik- Hamburg'a elenmesini içten içe herkes bekliyordu. Ama böyle elenmek yıkıcı oldu. Arda'nın maç sonunda söylediği gibi Guerrero'nun attığıu ilk gol takımı yıktı ve maçı bitirdi. Fizik olarak bitmek üzere olan takım tedirginliğe başladı ve skoru koruyamadı. Maç için yorum yapmaya gelince 2-2'ye kadar farklı bir maç sonrası farklı bir maç oldu. Hamburg'un gollerine kadar Almanlar sadece bir kez Galatasaray kalesine gelebilmişti ki gol atacak halleri yoktu ama Guerrero 3 dakikada işleri değiştirdi. Ondan sonra 3-2 daha erken olabilirdi aslında Arda Turan ve Baros inanılmaz oynadılar. Biraz da Ayhan'ı katabiliriz bu iki ismin arasına. Sonu trajik bitse de bu sene ki Avrupa macerası galatasaray için verimli geçmiştir son yılların aksine.

19 Mart 2009 Perşembe

Vay Anasını!!!

Maradona bu tepkiyi Boca taraftarlarının Riquelme'yi kendisine tercih etmesi üzerine vermiş. Adam hakikatten şaşırmış yahu!

18 Mart 2009 Çarşamba

Alınası Formalar... Spartak Moskova...

Tasarım olarak Milli takım formalarımızı andırıyor. Hatta bizim formalarımızın bu çizgiler ile sunulması daha hoş olurmuş. Hiç alakam olmamak ile birlikte ben bile Spartak formasını almayı düşündüm. Ülkemizde bir türlü adam akıllı forma yapamayan kulüplere duyurulur!

Kaynak:http://footballfashion.wordpress.com/2009/03/18/fc-spartak-moscow-nike-200910-home-and-away-kits-jerseys/

Oyna Tümer Oyna!!!

Tümer'in ilk Larissa macerasını takip edebilmiştim ama şu an pek bilgim yok ne yapıyor acaba Ege'nin karşı tarafında.? Larissa'da kısa zamanda bir düzen oturttuktan sonra oynayamayacağını bile bile Fenerbahçe'ye geri dönmesi beni şaşırtmıştı. Fotoğraftan anlaşılacağı gibi Tümer çalım atmak yerine göbek atmayı tercih etmiş bu sene başında. Ortam çocuğudur Tümer vesselam. 2,5 sezonda dişe dokunur 10 maç oynamadan dünyanın parasını kazandı. O oynamasın da ben mi oynayayım!

Cyclone Şutu-Ribery

Bayern-Cottbus maçından bir kare. Sanki Tsubasa'dan bir sahne izliyormuşum gibi oldum. Ribery resmen Cyclone şutu çekmiş kaleye doğru. Gerçi Ribery'nin tipe bakınca ondan Tsubasa değil olsa olsa Hyuga olacağını düşünüyorum.

17 Mart 2009 Salı

Fuck Modern Football!


Atina Olimpiyat Stad'ı Kale Arkası Tribünü kapısı. AEK taraftarı mesajını açıkça vermiş!

Galatasaray-Hamburg... Yine Bir Kırılma Anı...


Stoper'de gerçekten stoper olan kimse yok. Şimdiye kadar kariyerinde 4 ya da 5 maç stoper oynayan Hakan Balta ve geçen hafta ilk defa stoper oynadıktan sonra genç takımlarda stoper oynadığını öğrendiğimiz Kewell oynayacak stoperinde. Her ne kadar geçen maç 30 dakika orada başarılı bir mücadele verdiyse de stoperi Kewell olan takım içeride oynayacağı bir maçı gol yemeden bitiremez gibi geliyor. Kewell'ın yanında Hakan Balta yerine Servet ola belki farklı olurdu ama Kewell'ın stoper oynama olasılığı içinde bulunulan rotasyon darlığını gözler önüne sürüyor. Tam olarak bilmemek ile birlikte bazı kaynaklar Barış'ın cezalı olduğunu yazıyor ki eğer bu doğruysa orta saha direnci de düşer Galatasaray adına. Şayet Çeyrek Final'e çıkılmak isteniyor ise yapılması gereken şey ilk 45'te gol yememektir. İlk devre gol atamayan bir Hamburg mental olarak ikinci yarıya daha sıkıntılı girecek iken Galatasaray ise direncini arttırmış şekilde girecek. Semih Kaya'nın girişine herkes hazır olmalı ayrıca. Kewell'ın sakatlanma ihtimali bir yana yenilecek erken bir golü çıkarmak amacıyla orta saha'dan çıkarılacak bir oyuncunun yerine Semih Kaya'nın girişi ve Kewell'in ileri kaydırılmasına şahit olabiliriz.

Bu sene özellikle ligde ve kupada kaybettiği akıl almaz puanlar yüzünden Avrupa'da oynadığı neredeyse her maç Galatasaray için sezonun en önemli maçı oldu. Aynı şeyler Hamburg maçı içinde geçerli. Şayet Galatasaray Hamburg'u elerse artık ciddi ciddi Kadıköy'den bahsedilecek.Çünkü Manchester City'de dahililk 8'e kalmış olan hiçbir takım Galatasaray'ın bu sene elemiş olduğu takımlardan çok daha güçlü değil. Bu hem camia'ya ama özellikle de futbolculara hem özgüven hem motivasyon verecektir. Ama Hamburg'a elenilmesi durumunda Kadıköy'ü bu sene ki yegane hedef haline getiren oyuncu kadrosu Mart ayı'ndan hedefsiz kalmış olacak ki bu ligde Galatasaray'ı şampiyonluk olmasa bile Şampiyonlar Ligi hedefinden de uzaklaştırmış olacak.

Bebe Özgüveni...


Bu yaşta bu özgüven! Takdire şayan bir kardeşimizmiş! Şaka bir yana bu tarz bebe kıyafetleri de bizde olsa, üzerinde "Sabri'den daha iyi orta yapabilirim", "Lincoln'den daha fazla deplasmana giderim", "İbrahim'den daha deliyim" yazsa satış rekorları kırabilir.

16 Mart 2009 Pazartesi

Rakip Taraftar'ın Motivasyon Üzerindeki Etkisi


2006'da Galatasaray şampiyon olurken İnönü'de oynanan tarihi bir maç vardı 2-1 biten. Uzatmanın son dakikasının son 10 saniyesi içinde Hasan Kabze'nin Hakan Şükür'ün indirdiği topa ceza sahası dışından vurup topu köşeye astığı bir gol ile bitmişti. Bazıları her ne kadar Bu çıkarılması ve önceden kestirilmesi zor gol için Cordoba'yı iftiraya varan ithamlar ile suçlamış olsalarda o sene Galatasaray'a şampiyonluğu getiren bir goldü. Dün ise Arda'nın attığı gol bu gol ile benzerlikler gösteriyor. Aynı etkiyi verdiği söylenemez ama iki golüde izleyenler bilirler. Hasan Kabze'nin golünde Sabri topu ileri şişirirken İnönü'den "Zalad gelsin, sizi kurtarsın!" sesleri yükseliyordu ki nakarat 3. defa söylenemeden Kabze topu ağlara göndermişti. Hem de Galatasaray'ın oldukça kötü oynadığı bir maçta. Dün gece ise yine Galatasaray'ın kötü ve etkisiz oynadığı anlar içerisinde Galatasaraylı oyuncular ileride pres yaparlarken Avni Aker'den "Avrupa Fatihiymiş Galatasaray...." diye bilinen bol küfürlü tezahürat duyulmaya başlandı. Ama Kabze'nin golünün benzeri bu tezahüratında sonu gelmedi, Arda attığı gol ile yarıda kesti tribünleri.
Trabzon tribününün takımı aleyhine çalıştığını söylemiştik. Takımın hızını kesmek bir yana oyundan kopmuş rakibi oyuna motive etmek konusunda da mahirler. Bunun bir benzeri de İnönü'de görülüyor. "Kartal Gol!Gol!Gol!" tezahüratı yapılırken Beşiktaş'ın İnönü'de yediği golleri saymaya kalksak akşamı buluruz herhalde. Tribünlerimiz rakipleri baskı altına almaktan küfür ve deli igib bağırmayı çıkarıyorlar ama yaptıkları rakiplerini maça daha çok motive etmekten başka bir işe yaramıyor.

15 Mart 2009 Pazar

300...


Inzaghi'nin bugün Siena'ya attığı goller ile ulaştığı toplamdaki gol sayısı. Evet, adam geçme konusunda yeteneksiz, keza topun ayağına yakışmadığını da söyleyebiliriz. Çokça yalandan penaltı yaptırmış ve belki 10.000 defa ofsayta düşmüş olabilir ama bu adamdaki gole olan açlık bende hayranlık uyandırıyor. Her golü sanki kariyerinin ilk golü gibi heyecan ile kutluyor. Yürü be SuperPippo!

Taraftarın Kesiciliği....


Colman ve Alanzinho'nun attığı çok güzel iki gol ve Arda'nın harika asisti gecenin akılda kalanlarıydı belki de ama ben çok daha farklı bir şeye dikkat ettim. Galatasaray maçtan önce stoper sıkıntısı çekerken acaba kim oynayacak sorusu akıllarda bir yerlerdeydi ki bunun cevabını almış oldum bu akşam. Trabzonspor'da bu taraftar olduktan sonra Galatasaray stopersiz çıksa yine ancak çıkarılması zor şutlar ile gol yerdi. Tam üç defa konfetiden dolayı oyun durdu. İşin enteresanı bu anlar hep Trabzon'un abluka kurduğu anlardı. Bülent'in yapamadığını tribünler yaptı ve her defasında Galatasaray baskıdan kurtuldu. Bu arada Bülent, Yaser ve Hasan Şaş değişiklikleri ile büyük bir hataya da imza attı ama Colman'ın şık golünün gölgesinde kaldı gibi. Madem oyuna sokmayacaksın alma Lincoln'ü kadroya derler adama. Her şey Beşiktaş'a yaradı bu hafta. Önlerinde ki 3 hafta Sivas (D), Kayseri ve Kocaeli (D) maçları var. 3 hafta sonra lider çıkacak bir Beşiktaş çaktırmadan ligi alıp götürür bizden söylemesi.