BİY AD

28 Şubat 2009 Cumartesi

M'boro-Liverpool: 2-0... Kaos Gün yüzüne Çıktı...

Hafta içi Bernabeu'da kazanılan galibiyet takımda süre gelen ivme kaybının üstünü örtmüş gibiydi ama Real Madrid'in bu skora katkısı Liverpool'dan daha fazla olmuştu. Kulübün sahiplerinin kulüp yöneticileri ile süregelen sürtüşmeleri sonucu üst düzey bazı yöneticilerin istifası, ardından Benitez'in ayrılmak istemiyorum demecine rağmen gündeme düşen Amerikalı sahiplerin Mourinho sevdası Liverpool gündemini meşgul ederken takımda oluşan motivasyon kaybı hep arka planda kaldı. Bu odaklanamama sorununda kaptan Gerrard'ın yokluğuda oldukça etkili. Lig'de alınan bazı beklenmedik puan kayıpları bu düşüşe birer göstergeydi ama bugün M'Boro karşısında alınan 2-0'lık yenilgi artık sorunları tamamen gün yüzüne çıkardı. Eğer acilen bir şeyler yapılmaz ise şampiyonluk yine Merseyside'a gelemeyecek bu gidişle.



Maça gelince Liverpool defansı hiç bir zaman çok sert ve sağlam bir yapıya sahip olmamıştı ama sezonun ilk yarısındaki güven veren defansif performans gitmiş yerine savunmaya gelen her topta afallayan, hata yapan bir oyun gelmiş. Her ne kadar Liverpool bugün çok gol kaçırdıysa da yine de defansif olarak dibe vurmuş M'Boro'ya gol bile atamadan bir 90 dakika bitirmek durumun vehametini anlatıyor. Tuncay'a ufak bir parantez açarsak üç gün önce kupada West Ham'a güzel bir gol atmıştı bugün de son vuruş olarak oldukça kaliteli bir gol attı Reina'nın kalesine. M'Boro yaklaşık 14 maç sonra lig'de kazandı. Liverpool'da ise sonuç kadar ortaya konan performansta umut kırıcı nitelikteydi. Şu an için Gerrard'ın fiziken formuna dönüp takımı saha içinde toparlaması Liverpool için tek çıkış yol gibi. Oyundan kopan takımı saha kenarındaki Benitez geri döndüremiyor belki Gerrard akılları başlara getirebilir.

Olmayacak Dua... John Terry


Robinho peşi sıra goller atmasına rağmen gerek takım içinde gerekse de antrenör ile sorunlar yaşayan bir primadonna haline geldi City'de. Mark Hughes kadar yönetim kademesi de rahatsız olmuş ki bu tavırlardan onu takas yoluyla elden çıkarmayı düşünüyorlar. Hedefleri Robinho'yu verip üzerine biraz da para vererek John Terry'i almak. FM oynuyor olsak belki ama bu biraz olmayacak dua'ya amin demeye benziyor. Hiç şansları yok!

27 Şubat 2009 Cuma

İlie Dönüyor mu?

Galatasaray'da oynadığı kısa süre içinde klasını bizlere göstermişti İlie. Fazlasıyla hızlı, top sürme hususunda oldukça zarif lakin sık sık sakatlanan istikrarsız bir forvet oyuncusuydu. Valencia'ya makul bir fiyata satıldıktan çok sonraları yine Türkiye'ye bu sefer Beşiktaş'a gelmişti. 2005 yılında FC Zurih'te futbolu bırakmıştı. Tam olarak teyit edilmemek ile beraber anlaşılan o ki İlie futbola geri döüyor. Adreside büyük ihtimal Rus Premier Ligi'nden Terek Grozny olacak. Geçen 3,5-4 sene üzerinde ne gibi etkiler bırakmış onu oynamya başlayınca göreceğiz.

26 Şubat 2009 Perşembe

Sabri'nin Gazabı : 4-3

Maçı izlemeye başladığımda dakika 1'di henüz ve bizimkiler santra yapıyorlardı. Nasıl oldu niye diye anlamya çalışırken Meira'nın becerisini görmek nasip oldu. Devamında baktık ki Bordeaux'nun gol atmaya mecali yok. Ama maşallah Emre, Meira ve Morgan bu konuda onlardan daha istekliler. Önce Arda ve ardından Kewell'ın oha çektiren golü ile devre önde kapatıldı. İkinci yarı Blanc'ın sol kanat ve ön libero yerine forvet Cavenaghi'yi ve hücumcu Jussie'yi koyması bir nevi harakiriydi ki neredeyse Galatasaray adına tutacaktı. İkinci yarı ilk yarıdan daha baskılı bir Galatasaray orta sahayı ele geçirdi ve önce 3'ü attı ardından işi dalgaya sarıp farkı kaçırdı. Buradaki ciddiyetsizlik Emre-Meira ve Morgan'ı kızdırmış olacak ki cezayı kestiler. 3-3. Tipik Türk takımı, atamayana atarlar lafları havada uçuşurken kenardan oyuna giren Mehmet Güven insanlarda yine dumur etkisi yaratmıştı. Gerçi son 10 dakika kontra yenilmesini önleyen adam oldu Mehmet Güven. Son dakika duvara çarpar gibi dönen atak girişimlerinin üzerine Sabri'nin uzaktan gol atması bu maçın aslında anormal şartlar altında oynandığına bir delil oldu. Önümüzdeki haftalar Sabri imzalı auta giden pek çok şut denemesi (aut derken siz anladınız, TEM'e doğru) göreceğiz herhalde. Bülent ilk maç için kulübede oldukça aktifti oyuncuların oyundan kopmasına asla izin vermedi ama Lincoln'ü 3-1 iken çıkarabilirdi bana göre. Artık kondisyon olarak bitmiş olan Lincoln'ün yerine Nonda erken koyulabilse belki 4. gol erken gelebilirdi. Son sözümde hakeme olacak. Hocam yanlış kararlar bir yana da son dakika kademeye bile girdin ya helal olsun.

Alamet-i Farikalar Top List....



Daha önce Top 5 Saha İçi Hareketler diye bir liste yapıvermiştim blog'da. Orada ki hareketlere biraz da oyun içi hareketler ekleyerek listeyi biraz daha genişlettim. Sadece hareketler değil aksesuarlar da oyuncu profilini şekillendiren önemli unsurlardandır nezdimde. Liste dışında eklemek istediği olan arkadaşlar yorum kısmına söz konusu alamet-i farikalar'ı paylaşırlarsa sevinirim.

1) Robinson Crusoe tarzı Uğur Tütüneker: Futbolu ilk izlemeye başladığım çocukluk yıllarım maalesef Uğur'un kariyerinin en parlak yılları değildi. Tabi ki Frankfurt maçı'nda attığı golü bir kenara bırakıyorum ama izlediğim maçlardan sonra aklımda kalan şey her topa grekoromen güreşçi gibi girmesi ve kendine has mağara adamı imajıydı. Tabi ki daha sonraları Xamax maçlarını izledikten sonra iade-i itibar yapmıştım kendilerine. Ama yine de Uğur denilince akla saç-sakal komibinasyonu gelir her zaman. Bu alanda en büyük rakibi olan Fenerbahçe'li Faruk'u da buarada anmış olalım.
2) "Ben Geliyorum" diyen Rıza Ortası: Rıza Çalımbay'ın sağdan yaptığı ortaların böyle bir özelliği vardı. Asla rakibi beklenmedik anda yakalamak gibi kalleşçe yollara başvurmayan delikanlı oratalrdı bunlar. Rıza topu önce kanatta yavaşlatır, sonra ayağının burun kısmıyla düzeltir ve tüm hazırlıklar bittikten sonra orta'sının icra ederdi. Genelde de Feyyaz ya da Metin ile buluşurdu bu toplar.
3) Sabri'nin "Ben Gidiyorum" diyen Ortası: Rıza'nın ortalarının aksine bu toplar yerini bulmamaya yönelik programlandırılmıştır. İyice hızlanmış bir şekilde kanattan akan Sabri bazen durarak ama genelde koşma hali devam ederken ortasını icra eder. Rıza'da gördüğümüz aynı delikanlılık farklı bir şekilde Sabri ortalarında da vardır. Top asla rakibi zor durumlar düşürecek yerlere gitmez. Meslektaşlarının ekmeğiyle oynamayı sevmez Sabri çünkü. Bu ortaların yan etkisi ise Galatasaray taraftarı ve kale arkasındaki top toplayıcılar tarafından "baş ağrısı" , "asabiyet" ve "tansiyon yükselmesi" şeklinde yaşanabilir. Aç karnına izlenmemesi gereken ortalardır.

4) Ortadan Kelleşmiş "Genç Semih" saçı: Şunu diyebilirim ki yıllar yılı sırma gibi saçları olan Semih'in artık üzerindeki "genç" etiketinden sıyrılmak için yaptığı bir alicengiz oyunudur bu. Artık ne ile döktü o saçları bilemem ama kusura bakma Semih sen hala "gençsin" be hacı. Aynı olayın benzerini "vurdumduymaz" yaftasından kurtulmak için yapıp sakalında saçkıran çıkartan Lincoln'ü de tebrik etmemek olmaz.

5) Jardel'in Korseli Yürüyüşü: Jardel'in sahada yürürken (koştuğu nadiren görülür) belindeki eli ve öne doğru çıkardığı göğsü ile oluşturudğu bu yürüyüş tarzı daha ziyade fıtık ameliyatı sonrası korse giyen bünyelerde görülen bir yürüyüş stilidir. Jardel fıtık görünümlü o haliye bazen rakipleri bazen de taraftarları fıtık etmeyi başarmıştır.

6) Tigana'nın Ağzındaki Kürdan: Beşiktaş'ın maçlarını takımın antrenörü gibi değil de maçtan önce köfte yemiş emekli dedeler gibi izleyen bir insandı. Sanki "ulan yemeğin üstüne de biraz top izlemek iyi gider. Kim oynuyo lan beyazlar Beşiktaş mı?" modunda takılıyordu yedek kulübesinde.
7) Her Daim Mazlum Johnson bakışı: Futbol sahalarında gördüğümüz en sert futbolculardan biriydi Samuel Johnson. Bu özelliği Antep'te de Fenerbahçe'de de değişmemişti. Lakin yaptığı faullerden sonra öyle bir bakışı vardı ki "abicim, ekmek parası olmasa yapmam" der gibiydi. En sert faulde bile olayın mazlum kahramanı olurdu Johnson.

8)En Büyük Silahı saçı olan Nartallo: Beşiktaş'a kim neden getirdi, nereden buldu bunlar hala muallak. Attığı bir iki sürrealist gol dışında pek faydası da olmamıştı takıma. Ama herhalde uzun saçının verdiği uzaktan bakınca iyi futbolcuya benzeme etkisi onun maçlarda 11 başlamasına neden oluyordu.

25 Şubat 2009 Çarşamba

Konya gibi Real vs Hacettepe'li Liverpool

Post'u geçiverdiğim şu anlarda Real Madrid ve Liverpool soyunma odalarından çıkmak üzere olmalılar. Şunu diyebilirim ki kendi liglerinde Sporting Gijon'a ve ya Hull City'e karşı deli danalar gibi oynayıp bizim iştahımızı kabarttıktan sonra Şampiyonlar Ligi'nde birbirlerine karşı saha da Real Madrid-Liverpool gibi değilde Hacettepe-Konya oynuyormuş gibi bir şey izletmeye hakları yok bu iki takımın. Dün en azından Manu biraz zorluyordu oyunu bugün ise hiç bir şey yok. Maç belki de ikinci yarı bir şeye benzeyecek ama ilk yarı ortalama bir Turkcell Süper Lig maçı izledim.

Kim için Oynadığını Hatırla(t)mak...

Bülent Korkmaz'ın 2 gündür verdiği taze demeçlere bakınca kendi FM kariyerlerim aklıma geldi. "Hücum oynayacağız", "Takım olarak oynayacağız", "Çok iyi bir kadrom var" gibi özgüvenin üst düzeyde olduğu demeçler. Üzerine Ümit Karan ve Sabri'yi gönderip Todorov ile Deniz Baykara'yı alsa pişti olacağız Büyük Kaptan ile. Şaka bir yana Türkiye şartlarında kafası rahat antrenörlük şansı bulamayacak Bülent Hoca ama geldiğinde verdiği mesajlar bana Guardiola'nın ilk verdiği demeçleri hatırlattı. Guardiola oyuncularının başarısı hakkında "onlara Barcelona'da oynadıklarını hatırlattım " mealinde bir şeyler söylemişti. Bunu Galatasaray'da yapacak yegane adam ise Bülent Korkmaz olabilir. Fenerbahçe'de ise Aykut Kocaman en büyük adayımdır. Aragones gidince onu alsalar lig tadından yenmez seneye.

Juninho ve Üvey Evlat Adriano...

Beklentilerin altında kalan bir Inter-Manu maçı izledik akşam. Üzerine Ertem Şener'in sürrealist yorumları da olmasaydı iyice çekilmez olacaktı. Rooney erken girseydi belki bir şeyler yapabilirdi gibi. Inter savunması biraz bastırınca açıkları vermeye başlamıştı. Adriano'da yine aynı vurdumduymazlık. Bu adam evlat olsa sevilmez. Ruhsuz artist. Internet'ten diğer maçlara ara sıra baktık bu arada. Valdes'i bir güzel yaran Juninho'yu selamlarken şunu söyleyebilirim ki Eto'o'nun kafası artık Barca'da değil. Attığı gollere bakmayın seneye San Siro'ya gelecek Kamerunlu. Tabi öncesinde Mayıs'ın sonu Haziran'ın başı Fotospor ve Fotomaç ekmeğini yerler fazlasıyla.

24 Şubat 2009 Salı

23 Şubat 2009 Pazartesi

Arteta Sezonu Kapadı..

Gündem yoğun iken güme gitmiş Arteta haberimiz yok! St James' Park'ta 0-0 biten Newcastle maçında dizinden sakatlanmış İspanyol. Tam formunu bulmuşken böyle bir sakatlık kendi için olduğu kadar Everton içinde büyük kayıp. Zaten David Moyes'te kadrosunun bu eksiği kapayacak kadar büyük olmadığını ve eksikliğini hissedeceklerini söylemiş. 4 ay topa vuramayacak Mikel için sezon kapandı artık.

3...


Yakında başlarlar yine "Büyük takım hocası değil!", "Vizyonsuz", "İyi futbolcu olmak iyi hoca olmak demek değil" diye. Günü kurtarma adına yapılan bir hamle Bülent'in başa getirilişi. Yönetim arkasında durursa gelecek sene bir şeyler yapabilir ama bu yönetimin en kötü becerdiği şey hocanın arkasında durabilmek.

Taner'in Gücü Adına....

Abi bugün bir arkadaşıma tahminde bulundum, Galatasaray’a gol atarım hocası gider,dediğimde oldu”

Taner Gülleri attığı 4 golün üzerine Ertem Şener'e söylemiş bu sözleri. Öncelikle Galatasaray'a bir maçta 4 gol atan futbolcu kaç tanedir bunu bilmiyorum. Hele ki Ali Sami Yen'de atacak bu golleri. Büyük başarı belki de tarihte tektir. Ama adama çıkıp birisi demez mi "Madem Galatasaray'ın hocasını kovduracak kadar iyisin biraz daha atsaydın da kendi hocaların da kovulmasaydı ilk yarı" diye.

MED'in Blog'u.


Kardeşim Med'de blog işine girdi çok şükür. ZeminFutbolaUygun linki uzantısında o da kendinden bir şeyler paylaşacak Hayırlı olsun. Blog resmi yerine MED isminin isim babasının resmini koydum. Umarım blogger MED isim babası gibi deplasmanlara gitmekten kaçınmaz.

Suçlu (!) Cezalandırıldı (mı?)

Skibbe gönderildi en sonunda. 5 gollü mağlubiyet ağır geldi yönetime ve camiaya. Gerçi bunda takımın özellikle ligde sürekli saçmalaması ve umut vermemesi etkili. Yoksa seneye yeni stadında Galatasaray Şampiyonlar Ligi yerine Inter Toto elemesi oynayacak. Skibbe ile ilgili görüşlerime gelince. Evet, taktik ve kadro yapılanması olarak isimlere dayalı bir yapılanmaya gitmesi takımın bu hallere düşmesinde etkisi var. Ama geçen sene ki Helsingborg, Wien ve önceki senelerde yaşadığımız Tromso başta olmak üzre Avrupa'da ki hayal kırıklıklarının yerine bu sene sergilenen Avrupa Kupası performansı Skibbe'nin en azından benim tarafımdan yıllar sonra bile iyi hatırlanmasını sağladı. Gönderilmesi doğaldı ama bence yanlış bir hareketti. Kabul etmek gerekir ki suç sadece Skibbe'de değil! Öncelikle Adnan Sezgin ve belki de Haldun Üstünel'in işlerden el çektirilmesi lazım. Özellikle Sezgin'in devam ettiği bir yapı içerisinde siz Van Gaal'i de getirseniz bu sorunlar devam edecek. Neyse, hem yönetim (takımla daha ilgili kısım ya da futbol şubesi) hem yazın Avrupa Şampiyonası yarı finali görmüş futbolcular hem de kabul etmek gerekir ki taraftarlar bu sezondan lig açısında umutlarını kestiler. Böyle bir durumda elde kalan tek dayanak UEFA'da iyi giden bir antrenör'ü en azından ikinci Bordeaux maçı oynanıncaya kadar takımın başında tutmak gerekirdi. Ama bu yönetim bazı husularda iş bitirici olsa da Galatasaray geleneklerini iki senedir yerle bir ediyor. İki senedir sezonun ikinci yarısı hoca değiştiriliyor Galatasaray'da. Hem de bu sezonların ilkinde Galatasaray sonunda şampiyonda olsa hoca ayrıldığında liderin sadece 3 puan gerisindeydi. Bu senede eğer bu operasyon olmasaydı belki UEFA çeyrek finali'ne kadar gidebilirdi. Yine hoca kovuldu hem de hoca kovmayla ilgili çok kötü bir ün'e sahip derbi rakibi Fenerbahçe en kötü sezonlarından birini yaşayıp üstüne hocasını kovmamışken. Ne desem ki sana Skibbe, Güle Güle! Benfica, Olympiakos ve Hertha maçları için teşekkürler!

Sezon Bitti Servet Gitti.


Bu sezonun yurt içinde resmen bittiğini gösteren maçtır. En son 5 gollü yenilgiyi Sami Yen'de "çamaşır makinası" (Mehmet Ali Yılmaz'ın deyimiyle) Campbell'ın dellendiği maçta Trabzon'a karşı almıştı Galatasaray. Hafta içi Fransızlar da Galatasaray'ı saf dışı bırakırsa sezon Şubat'ta bitmiş olur. Herşeyi geçtim bu takım en sonunda Servet'i de çürüğe çıkardı ya helal olsun. Kim sümkürecek Torres'e şimdi Bernabeu'da.

22 Şubat 2009 Pazar

No Way Out!

video

15-16 sene geçmiş üzerinden. United İstanbul'a gelmiş ve Galatasaray'a süpriz bir şekilde elenmiş. Old Trafford'da ki ilk maçtan önce Galatasaray'ı eledikten sonra oynayacakları maçların kombinelerini satmıştı United. Her halde kulüp tarihinin maddi olarak en büyük kayıp yaşadığı senelerden biri olmuştur yakın geçmişte. Galatasaray'ın İngiliz şampiyonunu elemesi o kadar olağan dışıydı ki bir daha böyle acı (!) süprizler yaşamamak için statü değiştirdi UEFA. TGRT'den Ümit Aktan'ın yayınladığı ilk maç, sakatlıklar arasında verilen reklamlar ve genç futbolcuların piyasaya ilk çıkışları. Hakan, Tugay ve Arif. Tabi karşıda da onların biraz daha gençleri var video'da görüldüğü üzere. Sabi sübyanlar; Neville, Beckham ve genç yetenek Giggs. Hey gidi günler. Başta Schmeichel olmak üzere maç esnasında tüm Maykıl'lara laf sokan Ümit Aktan'ı da saygıyla selamlıyoruz.

Barcelona vs Espanyol: 1:2


Bu takım yenilir mi be abi dediğimiz gelene geçene 5-6 atan Barca kupada zor elediği derbi rakibi Espanyol'a ligde yenildi. Hem de Camp Nou'da. 27 sezon sonra alınan bu Espanyol yenilgisi artık iyice ligi boşlayan rehavete girmiş takımı kendine getirebilir. Espanyol ise Camp Nou'da kazanmanın keyfi bir kenara lige tutunma konusunda taraftarlarına bir doz ümit enjekte etti. Eğer Barcelona üzerinde dolaşan rehavet bulutlarını dağıtır ve maçlara motive olarak çıkarsa yine açık ara şampiyon olur ama böyle puanlar kaybetmesi lige renk ve tat getiriyor.

21 Şubat 2009 Cumartesi

Teknik Direktörün Skora Etkisi...


Takımın başındaki kişinin oyuna ve skora etkisi kimine göre %20 kimisine göre ise %80'dir. Livescore'dan canlı maç skorlarına bakarken gördüğüm manzara karşısında bu oranın %100'e çıkmış olduğuna kanaat getirdim. Ya da işin aslını bilmesem ve geçilen bilgiye göre hareket etsem öyle zannederdim. İBB'nin ilk golünü Abdullah Avcı atmış meğer. Hani Rıdvan diyor ya "hoca ne yapsın golcü golü atamayınca" diye. Al sana cevap. Çıksın kendi atsın!

20 Şubat 2009 Cuma

Deplasman Futbolcusu Yusuf...

Futbolu biraz takip eden herkes Yusuf Şimsek'ten deplasman futbolcusu olmayacağını kabul eder. Deplasman futbolcusu nedir diye soranlar için şöyle açıklanabilir. Mücadeleden kaçmayan, fizik, gücü yerinde, tempolu ve ( Büyük takımlar için) her an tekme yemeğe hazır olan futbolcuya Deplasman futbolcusu denir. Beşiktaş'ta onu İnönü'de kapanan rakipleri zorlamak ve açmak adına kadrosuna kattı. Ama gözden kaçırılan bir şey vardı. Delgado bu takıma geri döndüğünde - sakatlığı geçtiği zaman- Yusuf, Delgado'nun alternatifi olarak kulübeye geçecekti. En azından düşünceler böyleydi. Nitekim Trabzon maçında Yusuf çıktı Delgado girdi. Ama gözden kaçırılan durum Delgado'nun da aynı muadili Lincoln gibi İstanbul dışını ziyaretlerden fazla hoşlanmadığıydı. Artık buna sakatlıklar denk geliyor mu desiniz yoksa Anadolu havası çarpıyor mu dersiniz orası size kalmış ama İnönü'de ayaklanan 90 dakika oyunda kalıp her duran topu kullanan, şutlar ile kaleyi zorlayan kötü oynasa da fiziken sorunu varmış gibi gözükmeyen Delgado iç sahada oynanan her maçın ardından ertesi gün MR'a girer. Sonra da "hafta sonu oynaması şüpheli" başlıklarıyla sakat olduğu duyurulur. cuma akşamı da "Delgado X deplasmanına götürülmedi, Ümraniye'de fizyoterapist eşliğinde çalışacak" açıklaması ile süreç tamamlanır. Geldiği günden beri oynadığı deplasmanlar üç ayda Colman'ın gittiği deplasmanlar kadar. Bugün Gaziantep'e karşı oynar mı bilemiyorum ama birilerini artık Delgado'ya deplasmanlarda oynanan maçlarında sözleşmesine dahil olduğunu belirtmesi lazım.

Adam Olacak Çocuk...

Xavi Hernandez

Kaynak:http://www.barcaloco.com/

19 Şubat 2009 Perşembe

Yesene Lan Artık...

Spikerler ve Yabancı Futbolcu İsimleri Sorunsalı...

Bu sorun daha çok Levent Özçelik, Hüseyin Başaran, Tansu Polatkan, Emre Tilev, Gökhan Telkenar ve İlker Yasin'de bolca gördüğümüz kanayan bir yara. Neredeyse Yalçın Çetin dışındaki tüm spikerlerin sorunu. Bunun iki sebebi olmalı. Ya öz Türkçe gibi öz Fransızca konuşmak diye bir kural var ki isimleri Fransızlardan (Ya da İngilizlerden) daha Fransız gibi okuma çabası buna işaret. Ya da bunların yabancı gazeteci arkadaşları bunlarla çok feci kafa buluyor . Örnekler:

Gorküf (Gourcuff)
Plasenta, Pilasenti (Placente)
Şulıs (Scholes)
Kuul (Cole)
Hargreyves (Hargreaves)
Kavenacci (Cavenaghi)
Fluğ (Flo)
Lamuş (Lamouchi)

Dipnot: Rıdvan Dilmen'in bombasını'da unutmamak lazım. Sürekli kullanıyor. Oleryo (Aurelio)

0-0

Bordeaux beklenen oyun anlayışı ile sahaya çıkıp etkili iki forvetiyle erken gol bulup fazla efor sarfetmemeyi düşünüyordu. Chamakh'ın ilk pozisyonu buna bir işaretti ama birazda zorunluluktan 3 stoper ile oynayan Galatasaray Chamakh ve Cavenaghi'yi bir pozisyon dışında etkisizleştirince Bordeaux hafta sonu Beşiktaş'ın düştüğü duruma düştü bir nebze. Forvetlerden başka -biraz da Gourcuff- kimsenin skora katkı yapmadığı takım forvetler durdurulunca ne yapacağını şaşırdı. Her orta denemesi Meira ve Servet'ten döndü. Galatasaray'da ise Kewell iyiydi ama hazır olmadığı belliydi. Keza Lincoln de fizik olarak Berlin'de ki Lincoln değildi. Galatasaray'da maç boyunca tek pozisyona girebildi. Rövanşta fiziken formda bir Kewell ve Hakan Balta'nın gelişiyle daha ileride göreceğimiz bir Arda turu getirir. Bu arada Placente'yi Tremoulinas'a tercih ederek Galatasaray beklerini çok rahatlatan bir hamle yapan Blanc'a teşekkürler.

18 Şubat 2009 Çarşamba

Hıncalli Uluciano...

"Rosetti, Moratti'nin adamı. bunlar birlik olmuşlar Milan'ı yıkmaya çalışıyorlar. Milan İtalya olmuş haberleri yok."

"Ancelotti korkak. Asla cesur futbol oynatmıyor. Rakip AC Çatladıkapı'da olsa korkaklığından vazgeçmiyor."

"Mourinho şehir kırosu! Adriano'da Jose abisinden gördüğü üzerine o kolunu olur olmaz çıkarıyor ortaya."

Eto'o Milan'a mı?

Barcelona ligi kafada bitirdi. Aynı şekilde Milan'da ligden koptu ve transfer spekülasyonları şimdiden ortalara dökülmeye başlandı. Bu seneki harika performansına rağmen Eto'o Barca'da mutsuz ve sezon sonunda gitme planları yapıyor gibi. Burada da güçlü ve golcü bir forvet eksikliğini yaşayan Milan devereye giriyor. Hem İtalyan hem İspanyol gazetelerinde ufak ufak yazılmaya başlandı bu senaryo. Eto'o San Siro'ya gelse Serie A'yı sallar ama Milan onu Barca'nın elinden alabilir mi? Asıl soru budur.

17 Şubat 2009 Salı

Pinokyo Roberto...

Kulüplerin nakit akışında yaşanan sıkıntılar sadece ülkemizde özellikle Florya yamaçlarında yaşanmıyor. Maaşlarının ödenmemesi üzerine 100'den fazla Vasco da Gama çalışanı kulübün önüne gelip başkan Roberto Dinamite'yi protesto etmişler. Pankartlarda "Yalancı", "Sahtekar", "Pinokyo Roberto" yazıp bir kısmı küfür de içeren menfi tezahüratlar yapmışlar(gözlemci raporu gibi oldu). Roberto Dinamite kulübe başkan olabilmek için çok uğraşmış 3. kez aday olduktan sonra seçilebilmişti. Ama ne sahada ne de saha dışında Vasco istenilen yerlere gelmedi. Vasco'nun bu halini uzaktan izleyen Rus destekli Corinthians - ki onların saha içi durumları da iç açıcı değil- için için gülüyor Roberto'nun haline. Çok sürmez haciz memurları dayanır Vasco kapılarına.

Masa Tenisi mi?


5 seneye uzattığım okulu bu sene bitirmek azmi ile ikinci dönemin ders kayıtlarını internetten yaparken zorunlu olan Bölüm Dışı Seçmeli Ders'i Kamu Yönetimi olarak seçmiştim. Lakin değişen yönetmelikten ötürü kredili dersler yerine kredisiz dersler verilecekmiş bizlere. Buraya kadar sorun yok. Ben Türk Dili, İnkılap Tarihi gibi dersler beklerken bana verilen dersin "Masa Tenisi" olduğunu görünce "benim için yüksek öğrenim bitmiştir. Daha da üniversite okumam" dedim. Ulan Masa Tenisi nedir yahu! PES olur FM olur öyle bir şey verseydiniz ya...

Alan...

16 Şubat 2009 Pazartesi

Total Futbol 2.0

Louis Van Gaal inancını kaybetti ve bundan dolayı yenisini kurdu. Total Futbol 2.0. Guardian'ın blogger'larından L.Schaerlaeckens böyle dile getirmiş AZ'nin bu sezonki performansını. Bu hafta PSV deplasmanında alınan beraberliğe rağmen en yakın rakip ile arada 9 puan varki o rakipte Twente. Biraz bizim bu seneki ligimize benzemiş Hollanda Lig'i. 23 maçta 14 gol yemişlerki 35 averaj ile bu alanda açık ara lider gidiyorlar. Hani şampiyon belli de ikinci kim olacak muhabbeti artık yapılmaya başlanmıştır Hollanda'da.


Team GP W D L GS GA
GD P
1. 1 AZ 23 18 3 2 49 14
+35 57
2. 2 Twente 23 14 6 3 45 22
+23 48
3. 3 Ajax 23 14 3 6 50 27
+23 45
4. 4 PSV 23 12 6 5 49 25
+24 42
5. 5 SC Heerenveen 23 12 6 5 46 41
+5 42
6. 6 Groningen 23 12 4 7 43 25
+18 40
7. 7 FC Utrecht 23 10 7 6 35 26
+9 37
8. 8 NAC 23 10 5 8 33 36
-3 35
9. 9 NEC 23 8 8 7 30 26
+4 32
10. 11 Vitesse 23 6 8 9 23 33
-10 26
11. 10 Willem II 23 7 4 12 27 37
-10 25
12. 12 Feyenoord 23 6 6 11 33 33
0 24
13. 14 Sparta 23 6 6 11 35 48
-13 24
14. 13 Heracles 23 5 8 10 24 38
-14 23
15. 15 ADO Den Haag 23 6 4 13 24 38
-14 22
16. 16 Roda JC 23 4 6 13 25 41
-16 18
17. 17 De Graafschap 23 4 5 14 15 45
-30 17
18. 18 Volendam 23 4 3 16 26 57
-31 15