BİY AD

31 Ocak 2009 Cumartesi

Serie A'nın Türkleri....


Serie A tarihinde forma giymiş türk futbolcu sayısı 10. Bunların bir kısmı yakın dönemin oyuncuları olmak ile birlikte diğer kısmı ise Türk futbolunun 2000'ler ile birlikte en iyi jenerasyonu tabir edilebilecek 1950-65 arası dönemin futbolcuları. O dönemin lejyoner listesi şu şekilde:
Şükrü Gülesin: Türkiye'nin İtalya'ya ilk ihrac ettiği futbolcu. Beşiktaş'ın sembol isimlerinden biri olan Şükrü Gülesin 1950-53 arası Lazio ve Palermo'da geçirdiği üç sezonda 69 maçta attığı 36 gol ile çok iyi bir performans çizdi. Hem Lazio hem de Palermo taraftarları arasında unutulmaz bir yere sahip oldu. Kariyeri boyunca kornerlerden direk kaleye tam 32 gol attı. Ki bu alanda bir rekor olması gerekiyor. Linkler: 1,2

Bülent Aziz Esel: Beşiktaş, Ankaragücü ve Adalet'te oynadıktan sonra 1951'de Palermo şehrinin takımı Spal'a transfer oldu. 3 sezonda 77 maçta 27 gol attı. Sonrasında Beşiktaş'a geri döndü.


Bülent Eken: Kariyerinin Türkiye ayağı Galatasaray'da geçti. İtalya'da Salernitana ve Palermo'da oynadı.

Lefter Küçükandonyadis: Türk futbolu ve Fenerbahçe'nin en önemli forvet oyuncularından biriydi Lefter herkesin bildiği gibi. İtalya'da dışında Fransa'da Nice ve Yunanistan'da AEK'da da oynayan Lefter 1951-52 senesinde Fiorentina'da forma giymiştir.

Metin Oktay: Türk futbol tarihinin Hakan Şükür ile birlikte en büyük golcüsü ve Galatasaray'ın sembol ismi olan Metin Oktay'da o dönem çokça Türk oyuncuyu kadrosuna katan Palermo'ya transfer olmuştu. Tam sayısını bilmemek ile birlikte yaklaşık 13-14 maçta 4-5 gol atmış olan Metin yurt dışı sendromunu yenememiş ve tekrar Galtasaray'a dönmüştü.


Can Bartu: Futbolumuzun enteresan şahsiyetlerinden biridir Can Bartu. Aynı günde hem basketbolda hem futbolda derbi oynamış bir sporcuydu. Romanya ile yapılan bir hazırlık maçında Turgay Şeren'in sakatlığı üzerine kaleye geçmişliği de verdır. Türkiye'de sadece Fenerbaçe'de oynayan Can Bartu İtalya'da sırasıyla Fiorentina, Venezia, tekrar Fiorentina ve Lazio'da forma giymiş 100 maçta 16 gol atmış ve 25'in üzerinde de asist yapmıştı. Gerek saha dışındaki hızlı gece yaşamı gerekse de sahadaki zarif ve teknik oyunu nedeniyle İtalyanlar kendisine "Sinyor" lakabını takmışlardır. Dönemin futbol severleri tarafından izlemesi çok keyifli fakat kolay sakatlanan ve istikrarsız bir oyuncu olarak görülmüştür. Rangers ile oynanan ve Fiorentina'nın 4-1 kazanıp UEFA şampiyonu olduğu dönemde de takım bünyesinde bulunmuş ve UEFA şampiyonluğu yaşamıştı.

30 Ocak 2009 Cuma

Fabian Ernst...

Beşiktaş'ın bu transferi bitirdiği haberleri var şu dakikalarda. Eğer gerçekten Ernst transferi gerçekleştiyse Carew'den beri bana göre gerçek manada adam akıllı bir transfer yapmış olur Beşiktaş yönetimi. Özellikle büyük zaaf yaşanan orta saha bölgesine ilaç olur. Oyunu okumak konusunda ligimize damgasını vurabilecek kapasitede. Hem defans hem ofans yapabilen oyun içi liderlik vasıflarına da sahip olan bir oyuncu. Yaş ise 30 ve en az 3 sene daha bu düzeyde oynar. Son dakikada bir sorun çıkmaz ise harika bir transfer olur.

Raul & Di Stefano

29 Ocak 2009 Perşembe

Unutmadık...


Materazzi Familyası...


Uyumu bir aile tablosu. Allah çocuklarına sabır versin!

FotoMarca

Bizim gazeteleri kolpacı zannederdik ya Marca suyunu çıkarmış. 3-4 hafta önce Yattara'yı Real'in listesindeki oyunculardan biri olarak göstermişlerdi. Şimdi sadece onunla ilgili bir haber yapmışlar. Transferin son günlerinde Madrid'e gelebilir diye. Acaba transfer olsa bizim gazetelerin yaptıklarını mı yapacaklar. Eski hocalarına mı soracaklar Yattara'yı. Yoksa ispanyol tv'leri Ziya Doğan'a falan mı bağlanacak?

28 Ocak 2009 Çarşamba

Babasının Oğulları.

Büyük Kaptan Paolo Maldini'nin yavruları. Christian (13) ve Daniel (6) babaları gibi futbolcu olmak niyetindeler. Abi Christian gerek imaj gerekse yetenek olarak geri 4'lü de oynamayacak gibi. Paolo'nun asıl varisi 6 yaşındaki Daniel. Bakmayın siz resimde babanın yanında şirin şirin durduğuna, iş top kapmaya gelince kayarak müdahaleleri aynı babası. Merak eden arkadaşlar için videoyu koydum. Maldini'ler yeni bir stoper mi çıkarıyor acaba?(www.youtube.com/watch?v=BFPpT-iqivM)
Not: Topu ayağından aldığı kişi 10 yaşında herhangi bir çocuk değil Seedorf'tur haberiniz ola!



Nostalji... Omo'nun Promosyonu Milli Takım Forması

Milli Takım'ınm yaklaşık 6-7 sene giydiği, göğüs bölgesinde paralel çizgiler bulunan içinde griyi de bulunduran hoş bir formaydı. 10 Kiloluk Omo'lardan promosyon olarakta çıkıyordu. O formayı da o günleri de özledim. Şimdi Portekiz'e yenilince asacak adam arıyoruz o zamanlar İrlanda'yı eleyince yer yerinden oynamıştı.

27 Ocak 2009 Salı

Tarihte Bu Hafta.... Fiorentina vs Lazio

28 Ocak 2001. Fatih Terim'in başında bulunduğu Fiorentina 8 hafta aradan sonra yenilmiş. O vakitler Terim'in Milan-Galatasaray-Milli Takım rotasını tahmin edebilmiş bir müneccim var mıydı acaba? Lazio'nun kadrosuna bakınca bugünkü takım için bir kez daha ah'lar vah'lar çıkıyor ağızdan. Yaşlanıyoruz galiba!

STAT: Artemio Franchi

HAKEMLER: Racalbuto (**), Mitro (**), Ragone (**)

FİORENTİNA: Toldo (**)- Torricelli (**) (Mijatoviç **), Repka, Pierini (**) (Adani **), Vanoli (**) (Bressan *), Amoroso (**), Cois (**), Di Livio (**)- Rui Costa (**)- Chiesa (**), Nuno Gomes (**)

LAZİO: Peruzzi (**)- Pancaro (**), Nesta (**), Couto (**), Favalli (**)- Poborsky (**), Stankoviç (**) (Baronio **), Baggio (**), Nedved (**)- Crespo (**) (Inzaghi **), Salas (**)

GOLLER: Dk.33 Nedved, Dk.57 ve 73 Crespo, Dk.85 Salas (Lazio), Dk.81 penaltıdan Chiesa (Fiorentina)

5'li....


Mundo Deportivo'nun bir araya getirdiği harika 5'li. Amor-Migueli-Rexach-Puyol-Xavi.

26 Ocak 2009 Pazartesi

Luis Nazario de Lima....


Volkan & Carlos vs Selçuk & Colman


Avni Aker'de oynanan Trabzon-Sivas maçından sonra bu sene izlediğim en iyi ikinci maçtı Fenerbahçe-Trabzon maçı. Tempo beklenilenin aksine yüksekti ama iki takımın oyun yapısı ve girdiği pozisyonlar alışılmıştı. Fenerbahçe duran toplar ve uzaktan şutların oluşturduğu karambollere bel bağlamıştı. Trabzonspor ise ağır Edu-Lugano ikilisinin ardına atılacak toplara umut bağlamıştı. Maçta fark yaratan bazı isimler vardı. Öncelikle Volkan ikinci yarı Fenerbahçe'yi mağlubiyetten kurtaran isim oldu. Gerçi bunda Gökhan Ünal ve İsaac'in de payı var ama Volkan maçın adamı oldu. Yine Fenerbahçe'den Carlos ise neredeyse tüm atakların başlatıcısı oldu ki geldiğinden beri oynadığı en iyi 2 maç arasına girer dünkü performans. Trabzon'da ise forvetlerin beceriksizliği dışında takım harika oynadı. Özellikle Seçuk-Colman ikilisi en büyük handikapları olan oyun içi istikrar sorunu bu maç ta özellikle ikinci yarı yaşamadılar ki bu da oyun hakimeyitini Trabzon'a kazandırdı. Bu iyi mücadeleden çıkan sonuca bakarsak: Trabzon deplasmanda kolay puan kaybetmez lakin bu forvetler ile içeride zorlanmaya devam edecek. Fenerbahçe ise fiziken güçlenmiş ama bu şablonda işleri karambollere kalıyor. Son sözüm Aragones'e olacak. Kardeşim bu Semih'in günahı ne yahu!

25 Ocak 2009 Pazar

Altın Kuşak....

Aralık 1981.. "Altın Kuşak "başlığının üstünde Socrates-Zico-Reinaldo-Falcao. Brezilya tarihinin kimilerine göre en iyi kadrosu bu abilerimizin oynadığı takımdı. Dünya kupasını kazanamamaları onların değerinden bir şey kaybettirmedi.

24 Ocak 2009 Cumartesi

Alt Yapıdan-Üst Yapılara Geçiş: 90'lar ve 2000'ler...


Bundan 4-5 sene öncesine kadar en büyük keyiflerden biri daha üne sahip olmamış ve isimsiz takımlarda oynayan genç yetenekleri gözlemlemek ve onların gelişimini takip etmek süreciydi. Ama Premier League tandanslı gençlik fetişi ortaya çıkardığı başarılı sonuçlarında etkisiyle tüm kıtada hızla yayılmaya başladı. Artık yetenekli bir oyuncu söz gelimi Boca'da, Dinamo Zagreb'te ya da kendisini yetiştiren ufak takımlarda oynamadan Avrupa'nın kalbur üstü takımlarına transfer oluyordu. Vela, Dos Santos, Higuain ve Fabregas gibi bir çok genç futbolcu yetiştikleri yerde ya hiç oynamadılar ya da çok kısa bir süre forma buldular. Böylece eskiden olan futbolcunun takımıyla beraber kendisini de büyütüp efsane olduğu dönem kapandı. Önceleri Boca'dan gelen oyuncu hazır oyuncu olup lige damga vurabilirken şimdi Arjantin'den gelenler ülkelerinde yeterli süreci geçiremediklerinden dolayı ilk bir kaç sezonlarında vasat perormanslar sergiliyorlar. Banega ve Gago ne oynadı da İspanya'ya transfer oldular kimse mantıklı bir açıklama yapamaz. Wenger'in öncülük yaptığı bu akıma 2000'lerin başında artık yaşlanan 90'ların altın United'ını gençleştirmek adına Ferguson'da katıldı. Ljajic transferi buna en iyi örneklerden biridir.


Ama durum 2000'li yıllardan önce böyle değildi. PcLion'un değindiği genç oyuncuların üst yapıya geçerken kaybolmaları sorunu uluslararası futbol piyasasında da 10 yıl öncesine kadar sıkça rastlanan bir durumdu. Son 4 turnuvaya damga vuran futbolculara baktığımızda 2003'ün yıldızı Fabregas'ın Arsenal'de kendini oldukça geliştirdiğini ve gelişimini sürdürdüğünü görüyoruz. 2001'in tartışmasız yıldızı Sinama Pongolle ise Fabregas ile aynı etkiyi yaratmasa bile hayal kırıklığı yaşadığı Liverpool deneyiminden sonra İspanya'da beklentileri tam olarak karşılamasa da daha bitmediğini kanıtladı. O unutulmaz 2005 tunuvasının ise piyasaya sunduğu 3 yıldızdan Dos Santos, Katalonya macerasının ardından White Hart Lane'e transfer oldu. Vela, Arsenal ile sözleşme imzaladıktan sonra önce İspanya'da kiralık oynadı ve şu an Wenger'in rotasyonunda süre almaya başladı. Anderson ise Ferguson'un üzerindeki yoğun çalışmaları sonucu Porto'daki Anderson kimliğinden sıyrılmaya başladı ve tam bir orta saha oyuncusu olma yönünde ilerliyor. Son turnuvanın iki yıldızı Alman Toni Kroos Bayern'de yavaş yavaş rotasyona girmeye başlarken gol kralı Nijeryalı Chrisantus ise rakipleri Hamburg'a turnuva sonrası transfer oldu.


2001 öncesi turnuvaların gol krallarına ve en değerli oyuncularına baktığımızda ise farklı bir tablo ile karşılaşıyoruz. 1999'da Yeni Zellanda'da ki turnuvanın golcüsü Ishmael Addo Gana'dan ayrılıp Fransa ile başladığı yurt dışı macerasında sürekli düşüş yaşadı. İsrail ve Yunanistan'da da tutunamadıktan sonra soluğu Hindistan'da aldı. Şuan East Bengal'de forma giyiyor. Turnuvanın Mvp'si Landon Donovan ise milli takımdaki başarılı performanslarına rağmen Avrupa'da akıllarda silik Leverkusen dönemi ile kaldı. Neyseki son yıllardaki performansı ile Bayern'e kısa bir sürede olsa kiralık olarak gelme fırsatı yakaladı. 1997'nin gol kralı David Rodriguez-Fraile ile ilgili hiç bir bilgim yok. Sanki o turnuvadan sonra yok olmuş gibi. Mvp seçilen Santamaria ise 2001'e kadar Barcelona B takımında oynadıktan sonra kiralık olarak biro yana bir bu yana sürüldü. Fakat hiç bir yerde dikiş tuturamayan bu arkadaşımız Segunda B takımı Union Alzira'da forma giyiyor. 1995'in gol kralı Allsopp ise yurt dışında hedefini İngiltere olarak koydu ve Manchester City'e transfer oldu. Fakat oralarda tutunamayan bu Anzak kardeşimiz alt lig takımlarına kiralandı. 2005'te Melbourne'e dönene kadar da Premier Legue dönme şansı yakalayamadı. Mvp, Al Khatri ile ilgili ise bir bilgim yok. 1993 go kralı Oruma'yı ise Samsunspor'da oynarken hatırlıyoruz çoğumuz. En başarılı dönemi 2005-2008 arası Marsilya forması giydiği dönemdi. Turnuvanın Mvp'si yine Avrupa'da herhangi bir iz bırakamayan bir başka afrikalı Daniel Addo.


1993'ten öceki 4 turnuvanın ise gol kralları (Witeczek, Moussa Traore, Fode Camar ve Adridano) ise futbol dünyasına oldukça yabancı, duyulmamış isimler. Buradan da anlaşılacağı gibi uluslararası futbol piyasasının 90'lı yıllarda yaşadığı alt yapıdan-üst yapıya geçiş problemini biz hala yaşıyoruz. Yani teşhis sonucu bizdeki hastalık onların yaşadıkları ile aynı. O zaman onlar o hastalığı nasıl tedavi ettilerse bizimde aynı reçeteyi kullanmamız lazım. Yoksa daha çok Özgürcan'lar çok Ferhat'lar kaybolup giderler.

22 Ocak 2009 Perşembe

3 Balon'lar: Miccoli-Donati-Dalla Bona


Balon futbolcu kavramı genelde kendisinden beklentilerin çok olduğu ve bu beklentileri karşılayamayan futbolcular için kullanılır. Serie A'ya baktığımızda ben 3 balon'u diğerlerinden ayrı tutuyorum. Bu arkadaşların 3'üde genç yetenek diye ortaya çıktılar ve 3'üde büyük takımlarda şans buldular. Mamafih sonuç beklenilen gibi olmadı:


3) Massimo Donati: Emre'nin Inter'e transfer olduğu günlerde genç Donati Atalanta'dan Milan'a yaklaşık 9 milyon euro bonservis ile transfer olmuştu. Herkes orta saha'da Albertini'nin yükünü azaltacak yeni bir yıldızın geldiğini düşünüyordu San Siro'ya. Lakin çok geçmeden Donati'nin bu tanımın yakınından bile geçmediği anlaşıldı. 2007 senesine kadar İtalya'da ordan oraya kiralık olarak sürüklenen Massimo 2007'de Celtic'in teklifini kabul ederek dibe vurmaya yönelen kariyerine tekrar ivme kazandırmaya çalışıyor.


2) Samuele Dalla Bona: Enteresan bir kariyere sahip Dalla Bona. Atalanta alt yapısından Chelsea'a ye transfer oluyor. Orada kulüp içinde var olan İtalyan ağırlıklı yapınında etkisiyle ilk iki sene oldukça fazla forma şansı buluyor ve İtalyan futbolunun yeni yıldızların biri olarak gösteriliyor. Lakin oynadığı maç sayısı günden güne azalıyor. Ranieri ile sürtüşmesinin ardından Milan'a transfer olarak en can alıcı hatalarından birini yapıyor. İlk sezonunda 4 maça çıkabilen Dalla Bona sonraki 3 sezon ise kiralık olarak sürgüne gönderiliyor. Çok şükür o zaman Serie B'de ki Napoli bonservisiyle birlikte onu transfer ediyorda Dalla Bona nispetende olsa yükselişe geçiyor.


1) Fabrizio Miccoli: Donati ve Dalla Bona'dan hem dış görünüş olarak daha genç gözükmesine hem de onlardan daha sonra piyasaya çıkmış olmasına rağmen ikisindende 2 yaş büyük olan Miccoli 30 yaşına geldi ama ne çektiyse "genç yetenek bir açılsa gerisi gelecek" söyleminden çekti. Üst üste Juventus, Fiorentina ve Benfica'da oynayan oyuncunun bu listeye girmiş olmasının en önemli nedeni özellikle Juventus'ta oynarken kamuoyunun hakkında sahip olduğu yüksek beklentiler oldu. Şu an oynadığı Palermo'da ve kirlaık oynadığı Benfica'da iyi performanslar göstermesine rağmen bir türlü Juventus seviyesinde bir oyuncu olamadı. 30'a gelen yaşı ise daha da Juventus seviyesine gelemeyeceğini gösteriyor.

21 Ocak 2009 Çarşamba

Floccari "Yeni Toni" Olabilir mi?


Şimdilerde Bundesliga'nın en iyi golcülerinden biri olan Toni'yi 2 sezon boyunca Brescia'da veteran usta Baggio'nun hammalığını yapan genç forvet olarak izlemiştik. Bir yeteneği olduğu aşikardı ama Baggio'nun varlığı ve Brescia'nın silik imajı patlamasını bir kaç sene geciktirmişti. Ardından gelen önce Palermo sonra ise Fiorentina transferleri iç piyasada Luca'nın geçte olsa bir yer kapmasını sağlamıştı ki gösterdiği harika performans ile gelen İtalya Milli forması ile yurt içinde olmasada yurt dışında büyük bir kulübe transfer hayalini gerçekleştirmede Toni'ye yarar sağladı. 27-28 yaşına kadar ligin ortalama forvetlerinden olan Toni 30'una dayanırken önce İtalya milli takımına seçildi sonra da Bayern'e geçti.


Toni'nin bu patlamasının bir benzerini Atalanta'nın 28 yaşındaki hücumcusu Sergio Floccari başarabilir gibi geliyor. Atalanta'nın iç sahadaki başarısının altında Doni kadar onunla takımı sırtlayan Floccari'nin de büyük payı var. Görülen kadarıyla yüksek bir oyun zekasına ve gol sezgilerine sahip. Yanında oynayan Doni ise parlayıpta büyük bir kulüpte oynayamayan son dönemin en efektif oyuncularından birisi. Doni abisinin katkılarıyla aynı hataya Floccari de düşmez diye düşünüyorum. Önümüzdeki sezonlarda Floccari'yi daha çok duyacağız gibi.

Işıklandırma...


Hansa Rostock maçı öncesi Volksparkstadion.... Mavi Hamburg tribünlerine mavi ışık yansıtmak hoş bir çalışma olmuş.

Taraftar Sosyal Anketi

Aceto blog'unda değinmiş. İlginç ve elzem bir çalışma. Sonucunu daha şimdiden merak ediyorum.

Taraftar Sosyal Anketi

20 Ocak 2009 Salı

Team Maradona...


Tamamen Maradona'lardan oluşan bir takım. Napoli'deki Maradona, Barca'daki Maradona, 86, 90 ve 94'teki Maradonalar. Rehabilitasyon gören Maradona ile genç ve yaşlı Maradona'lar var. Ortadaki kabarık sarışın ise Maradona'nın 70'lik hali.

(Hangi Maradona hangisi merak eden arkadaşlar remin üzerine tıklasınlar)

19 Ocak 2009 Pazartesi

Kaka Belongs to Milan......

Nel mondo del calcio i soldi sono importanti ma non c'è rimasto ancora un po ' di spazio per il cuore e i sentimenti
"In the world of football money is important but there was still some 'space for the heart and feelings"


Roman Ağa...!


Sakatlığının ardından idmanlara tekrar başlamış. Şu an en yakın hedefi Fransa ile yapılacak hazırlık maçında forma giyebilmekmiş.

18 Ocak 2009 Pazar

Kombine....


84-85 sezonu Roma kombinesi.

Atalanta vs Inter: 3-1


Hafta içi oynanan uzun kupa maçının ardından Atalanta gibi flaş bir takım ile oynayacak Inter'in puan kaybetmesini bekliyordum. Ama ilk 30 dakikada gelen 3 gol ve Inter'in aksine ne yaptığını bilen bir Atalanta'nın sahadaki halini görünce daha 60 dakika olmasına rağmen maçın galibi belli olmuştu zihinlerde. Inter'in kaybı zirveye heyecan kattı. Zaten İspanya'nın bir keyfi kalmadı Barca sağolsun bizde Serie A ile adrenalin salgılarız.

Deportivo & AEK.. Oooo Türko!


Bir zamanlar içimizdeki İrlandalılar diye Denizli'nin bir vecizesi vardı. Bu fotoğraflarda adamların içlerindeki Türkleri dışarıya yansıtmaları gibi geldi. Deportivo tribün fotosunu önceden beri bilmek ile birlikte AEK'yı yeni görmek beni oldukça şaşırttı.

Milan vs Firorentina: 1-0...."Kaka' non ha prezzo.."


Maçın başında gelen golden sonra maçın sonuna kadar dakika dakika kondisyonu aşağılara düşen Milan'ın Fiorentina'ya karşı bazen Anadolu takımı çaresizliğine varan skorun üstüne yatma çabaları ile bitti maç. Skor olarak Milan istediğini aldı ama tribünler maç ile ilgili değillerdi. Sahada oynanan oyundan zaten keyif almayan taraftarlar arada bir Seedorf'u yuhalamak dışında maç boyunca pankartlar ve tezahüratlar ile Kaka'yı kalması konusunda desteklediler ve Galliani'yi Kaka'yı satmak istediği için yerin dibine soktular. Kaka'da isteksiz, taraftarlarda isteksiz bu konuda. Bir de teklifi yapan takım Man City gibi zengin fakat orta düzey bir takım olunca sanki teklifin tüm cazibesine rağmen Kaka takımda kalacakmış gibi gözüküyor. Fiorentina'dan bahsetmedim zira baskılarına rağmen onlarda seyircilerin tavırlarından etkilenmiş olacaklar ki kafalar başka yerde gibi bir oyun oynadılar.

17 Ocak 2009 Cumartesi

Derbi Günü...



Torino-Juventus derbisi önesi stad içi ve stad etrafı görünümü. Sene 1981 yer Stadio Comunale (Ya da Torino Olimpiyat Stadı) Stadı hınca hınç dolmuş dışarda heyecanla stada akan kalabalık.

16 Ocak 2009 Cuma

Artık Klasikleşmiş Top 5 Saha İçi Hareketler....



Sahada her futbolcunun kendine has yaptığı bazı hareketler vardır. Bunları bazen bilinçli bazen de farkında olmadan yapıyorlar. Diğer futbolculardan farklı olarak yaptıkları jest ve mimikler yapan oyuncunun alamet-i farikası gibi onunla beraber anlam buluyor. Artık o hareketi gördüğünüzde 100 metreden onun kim olduğunu anlayabiliyorsunuz. Bende kendimce bu hareketlerden Top 5 listesi yaptım.


5) Kasığını tutan Emre hareketi: Emre Belözoğlu'ndan görmeye artık alıştığımız başarılı bir performans. Her defasında orta saha mücadelesinin vitesinin biraz arttırıldığı dakikalarda Emre'nin yerde kalması, akabinde elinin baş ve işaret parmağı ile kasığın atan yerinin işaret edilmesi ve üzerine basılması şeklinde vuku bulan bu sahneler son 10 yılın unutulmaz hareketleri içindedir benim nazarımda.


4) Her faule 4 takla atan Hakan Ünsal modeli: Boşuna Küçük Hakan dememişiz bu arkadaşa. Kendisine sert ya da yumuşak arkadan yapılmış her harekete sırtından vurulmuşçasına düşerek ve akabinde seri taklalar atarak yaptığı hareketi yerdeyken ayak bileğini tutarak sürdüren Hakan, hakemin aksi yönde kararına göre taklanın bittiği yerden hakemin olduğu bölgeye tek hamlede zıplama ve itiraz etme yeteneğine de sahipti ayrıca.


3) Degaj sonrası pişman olan Rüştü Reçber sendromu: Son bir kaç yıla kadar özellikle milli takım forması ile bizlere izlettirdiği bir hareketti bu Rüştü'nün. Genelde yan toplara yanlış açılan Rüştü buna rağmen her maçta en az bir tane yan topu bir panter edası ile çıkar ve kapardı. Hazırlıksız rakibi hataya zorlamak için topu oyuna hemen sokan Rüştü'nün en büyük hatası topu o vakitler ayağı vasıtasıyla degaj kullanarak oyuna sokmasıydı. Pozisyon genelde kornere çıkan Rüştü'nün topa çıkışı, topu alışı, hızlı bir degaj atışının ardından topun rakip sahada taça gitmesi ve Rüştü'nün başını ellerinin arasına alması şeklinde meydana gelirdi. (Kariyerinde bir kez topu elle başlatma hatasına düşen Rüştü geçen sene Serdar Özkan'ın Fenerbahçe maçındaki golünü başlatmıştı.)


2) Mutlu Topçu'nun Taç atışına hazırlanışı: Zamanında çok maçını izlememe rağmen eski "Beşiktaşlı Mutlu" ile ilgili aklımda kalan yegane şey bu abimizin Beşiktaş her taç attığında topu kullanmasıydı. Zaten taç atışlarıda olmasa maç boyunca kamera Mutlu'yu hiç çekemezdi ama taç atışları sayesinde maç sırasında ekranlarda en çok görülen simalardan biri olmuştu. Mutlu denilince akıllarınbir köşesinde çınlar spikerin lafları " Taç atışını kullanmak üzere Mutlu hazırlık yapıyor" diye.


1) İsabetsiz orta sonrası Sabri Sarıoğlu bakışı: Bakışların en mana yüklüsü, en mağrurudur benim için. Sabri her Galatasaray maçında en az 5 kez yaşatır bu duygu dolu anları taraftarına. Önce alışılagelmiş şekilde adresi dağlar ve taşlar olan bir orta, ardından "Tüh" dercesine bir el hareketi, sonra "Ulan bir dahaki sefer olacak" yüz ifadesi ve son olarak vücut ve kafa ayrı yerlere doğru sallanarak görev mevkisine dönüş. Neresinden tutarsan tut bu bir başyapıttır sevgili futbolsever arkadaşım! Kadere isyandır! Estetik olmaya çalışmadan estetik olmaktır. Çok yaşa Sabri ortalara devam!

Ceza mı Ödül mü?

Son 2 sezon sahada alınan şampiyonluklara rağmen yaşanan yönetsel başarısızlıklar, Avrupa'da gelen hüsranlar, transferde tokat üstüne tokat yemelerin ardından hakkında çıkan seçim yolsuzluğu speküleasyonu üzerine Calderon istifa etti. Bu spekülasyonlar ne derece doğrudur onu bilemeyiz ama her yerden sürekli tokat yiyen Calderon için bu haberler bir iftiradan daha çok bir hediye gibi geldi. Kendini gururlu yönetici rolüne büründürüp mağrur bir şekilde bırakmayı düşündü başkanlık koltuğunu. Benzeri bir seçim yolsuzluğu haberi bizim yerli başkanlardan biri içinde söylenmişti ki o başkan Calderon'a göre başarısızlık hususunda 3-4 gömlek daha gelişmişti. Ama Calderon istifa ederken bizim yerli başkan hala sağda solda masalara yumruk vurmaya devam ediyor.