BİY AD

08 Kasım 2009 Pazar

2-0...Tek Kale Maçı Kaybetmek...

Hani bir klişe vardır ya kadrolar arasındaki kalite farkı skoru belirledi diye. Bu gecenin özetidir. Maçın 70 dakikasını Beşiktaş ceza sahası etrafında geçiren Trabzonspor'da kimse Ernst'in yaptığını bir şekilde yapamadı. Hakan Arıkan-Ferrari-Ernst üçlüsü takımı Avni Aker'den çıkardı. Avni Aker'den çıkardı diyorum çünkü şimdiye kadar oynanan kupa'daki Fenerbahçe, ligde Galatasaray ve Şampiyonlar Ligi'ndeki hiç bir maçta Beşiktaş bu kadar mahkum oynamadı. Bunda hem Denizli'nin savunmayı tercih etmesi hem de Broos'un orta saha'yı ele geçirmeye yönelik stratejisi etkiliydi. Golüyle maçı koparıp adeta 2 kişilik pres yapsa da Ernst'in öncülük ettiği Beşiktaş orta sahasını geçmekte hiç zorlanmayan bir Trabzonspor vardı. İzleyenler hak verirler bu maç bana geçen sezon iki takım arasında oynanan kupadaki 2-1'lik maçı hatırlattı. Yine oldukça dominant bir Trabzon ve 3 defa gelip 2 gol atan bir Beşiktaş vardı. Denizli'nin kumarları Karadeniz'de tutuyor ama he rakip Umut-Gökhan ikilisinin ayağına bakmıyor. Umut yine iyiydi ama Gökhan Ünal adeta 3. stoper olarak oynadı Beşiktaş tandeminde. Sonuç olarak ilerideki maçlara ışık tutma niteliği olmayan bir maç izledik. Böyle mucize galibiyetler senede bir iki maç alınır. Şayet zorluk düzeyi yüksek maçlarda aynı zihniyet devam ederse takımın kaderi Hakan Arıkan'ın ellerine ve rakip forvetin becerilerine bakacak demektir. Trabzon'a ise diyecek bir şey bulamıyorum. Yılın en iyi maçının ardından gelen protesto oyuncuların emeklerine saygısızlık anlamına geliyor bir yerde. İç çekişmeler ile takım yine eski kaotik oyununa döner iki hafta sonra.

07 Kasım 2009 Cumartesi

Şımaykıl ve Bütün Maykıllar: Giggs vs Hayrettin...

80'lerin ortası ve ikinci yarısında doğan bizim neslin içindeki Galatasaraylıların Galatasaraylı olma nedenlerinin başında gelir Old Trafford'da 3-3 biten Manchester United-Galatasaray maçı. 2-0 geriye düşüp oradan maçı çevirmek 3-3'e bağlayıp İstanbul'da İngiliz şampiyonunu elemek. TGRT çekimi özeti aşağıya koydum. İzlemeyen arkadaşlar sadece Ümit Aktan'ın Ertem Şener'e rahmet okutacak müthiş yorumları için izlemelidir bence. Bu arada Hayrettin'in Devler Ligi'nden sonraki en iyi kurtarışlarından biride videoda. Bizim Hayrettin Giggs'in şutunu kurtarmış ya belliymiş zaten anormal bir maç olduğu!

06 Kasım 2009 Cuma

11'de 13...

Ben gönderdim sağolsun Dutchman da "Strange CM Happenings" kısmında yayınlamış. 7-1 gibi efsanevi bir derbi zaferinin ardından maçın ertesinde yapılan "Team of the Week" seçimine fazla sayıda oyuncu sokmak normal bir durum. Lakin tüm maç boyunca kaleye gelen tek şutu içeri alan Leo Franco ve onun önünde tüm maç boyunca hiç iş düşmeyen defans oyuncuları da dahil tüm takımı kadroya alması daha önce başıma hiç gelmemişti. Ölümsüzleşsin diye Dutchman'a gönderdik ki anladığımız kadarıyla böyle bir olay ile onlar da ilk kez karşılaşmış. Maç skoru'nun uçukluğu bir yana Sigames ekibini Türk medyasını bu kadar gerçekçi şekilde oyunun veri tabanına yerleştirdikleri için tebrik etmek lazım. Neredeyse Fotomaç tadında bir haftanın takımı olmuş. 11'dekileri geçtim Kewell ve Baros yedek olup sadece 20'şer dakika oynadılar ki onlarda haftanın takımındalar. Bambaşkaymışsın be Sigames!

Second Strikers: Harry Kewell & Alex de Souza

Bizim futbolu çok bilen futbol yazarlarımız hala daha Alex'e ofansif orta saha Kewell'a sol kanat deyip ardından "Ama hiç geriye dönmüyorlar" demeye devam etsinler. Alex de Kewell da oynadıkları rol ve ortaya çıkardıkları sonuçlar ile tam manasıyla forvet oyuncusudurlar. FM ya da PES oynayanların aşina olduğu deyim "SS" (Second Striker) ya da Türkçe meali ile "ikinci forvet" olarak takımlarının her hücum aksiyonunda hem Alex hem Kewell sonucu değiştirmeye en yakın adamlar oluyorlar.

09/10:

Alex: 14 maç/ 10 gol- 6 asist


Kewell: 19 maç/ 10 gol- 4 asist


İlk ters sonuçta yine "Alex'in geri dönüşü yok", "Kewell, defansa yardım etmiyor" diyenler çıkacaktır. Bu performansların üzerine sorulacak yegane soru: "Başka bir arzunuz?"

05 Kasım 2009 Perşembe

Alex (!)10...

Şeytan Üçgeni: Karel Bruckner-Galata-Dansöz

Koeman'a horon ekibi kıyafeti giydirip kemençe tutturan basın Karel Bruckner'i de Galata'da dansözle beraber çeker! 1992 senesi Sigma-Fenerbahçe eşleşmesi için İstanbul'a gelmiş o dönem Sigma'nın hocası olan Karel Bruckner. Gelmişken kebap-rakı-dansöz üçlüsüne uğramayı ihmal etmemiş. 17 sene önceki fotoğrafı şimdi hanımı falan görse Karel'in neler olur acaba? Boşuna dememişler dün yediğin hurmalar...

04 Kasım 2009 Çarşamba

İntegral Gören Sözel Öğrencisi...

Bu akşamda şahit oldum ki Beşiktaş tam anlamıyla tek yönlü bir takım. Defans anlayışı yerleşmiş, lazım olduğunda alan daraltabilen, beraberlik için sahaya çıktığında istediğini alması muhtemel bir oyunu iyi beceriyorlar. Aynı ÖSS'ye hazırlanan Sözel öğrencisi gibi Beşiktaş. Sözel alanda oldukça başarılı ama hedeflerin daha çok büyüdüğü alanlarda Türkçe-Sosyal'in yanında Matematik'ten de doğrular yapması gerekip "Çalışıyorum ama kafam almıyor" diyen öğrenci tipine uygun bir takım. Ayağa pas yapılıyor ama neredeyse tamamı Beşiktaş yarı sahasında skora negatif yönde etki edebilecek yerde yapılıyor. Keza müdafa yaparken kısmen sahip olunan şuur hücumda tamamen ortadan kalkıyor. Rakip kaleyi gören Beşiktaş, türev-integral sorusu gören Sözel öğrencisi gibi boş boş bakıyor tabiri caizse. Hücumdaki organizasyonsuzluk neredeyse halı saha takımı düzeyinde. Yoksa İnönü'de oynanan bir Avrupa Kupası maçında hemde savunması oldukça sorunlu bir Wolfsburg'a karşı 3 gol yemek bir yana bir tane bile ciddi pozisyona girememek kolay kolay açıklanamaz!

02 Kasım 2009 Pazartesi

Almanlar'ın Oyunu Ters'e mi Dönüyor: Aaron Hunt

Önceki senelerde kendi ülkelerinde kendi alt yapı çarklarında yetiştirdikleri futbolcuları başta Türk milli takımı olmak üzere diğer ülke takımlarına kaptıran Almanlar son yıllarda gerek Futbol Federasyon'u gerekse de Alman hükümetinin başarılı baskı politikası ile pek çok futbolcuyu Alman Milli takımına kazandırlar. Mesut Özil ve Serdar Taşçı örnekleri - her ne kadar Almanların payı kadar Terim ve ekibinin yetersizliği de etkin olsa- somut şekilde önümüzde duruyor. Doğu Avrupa ve Balkan kökenli oyuncuları kadrosunda tutabilen Almanlar Batı cephesinde ise bir oyuncuyu kaybetme tehlikesi ile karşı karşıyalar. Werder Bremen alt yapısında yetişmiş ve şu an takımın eskileri arasında bulunan Aaron Hunt'ın milli takım seçimi hususunda hiç hesapta yokken İngiltere gibi bir rakip ile karşı karşıya kaldı Almanya. Daha önce 13 defa Alman Ümit milli takımı'nda oynayan Hunt bu maçlardan birinde İngiltere'ye karşı forma giymiş ve hatta Anton Ferdinand ve Micah Richards tarafından kendilerine ırkçı ithamlarda bulunduğu iddiasıyla suçlanmıştı. Delil yetersizliğinden dolayı aklanan Hunt inişli çıkışlı A takım serüveninde bu sene Diego'nun da ayrılmasıyla daha çok süre ve sorumluluk almaya başladı. Şimdiye kadar oynadığı 19 resmi maçta 7 gol 5 asist ile oynayan Hunt hücumda forveti destekleyen bir ota saha rolüne sahip. Guardian'ın haberine Stuart Pearce'ın Hunt hakkındaki olumlu raporu üzerine Capello Hunt'ı İngiltere'ye kazandırmak için kolları sıvamış. İngiliz bir annenin çocuğu olan Alman tedrisatı görmül Hunt ise şimdilik ikili oynuyor diyelim. Sonuç ne olur bilinmez ama Micah Richards ile Hunt'ın aynı takımda oynaması İngiliz basınına iyi malzeme çıkarır!

Busby Futbol Öğretiyor...

Efsane Matt Busby ayakta, Bobby Charlton, Liam Whelan ve Mark Jones çömelmiş halde onu izliyorlar. Antrenörün futbolcuya katacağı şeyler sınırlıdır diyenlere gelsin. Sene 1953.

30 Ekim 2009 Cuma

Who ise Next? Merseyside -> Mecidiyeköy...







Mike Marsh, Barry Venison, Rigobert Song, Abel Xavier, Harry Kewell, Milan Baros ve Graeme Souness. Hepsinin ortak özelliği futbolcu ya da antrenör olarak Galatasaray'da görev yapmaları değil sadece. İlginç olan ortak noktaları kırmızı formalarını Sami Yen'e gelmeden önce Anfield Road'da da giymiş olmaları. Alex de Souza etkisi ile kurulan Cruzeiro-Fenerbahçe futbolcu hattının bir benzeri de Liverpool-Galatasaray arasında var. Fotoğraflardaki oyuncuların hepsi önce Liverpool'da sonra Galatasaray'da forma giydiler. Tarihte -benim bildiğim kadarıyla- bu örneğin aksi tek adam önce İstanbul sonra Merseyside seferi yapan Brad Friedel. İster istemez soruyor insan kendine. Who is Next?

29 Ekim 2009 Perşembe

Temenni-ül Thierry Henry


Her defasında futbolu Arsenal'de bırakmak istediğini söylüyor Henry. Ama son yıllarını Boca'da geçirse Boca-River derbisinde golünü atıp Bombonera'yı yıksa! Yapsa, etse...

28 Ekim 2009 Çarşamba

Derbilerin Değişmezi: Vurun Hakeme @1963



Derbilerin ardından hakemin konuşulması meselesi karpuzun içinde çekirdek olması kadar doğal bir durumdur benim nazarımda. Hakem'e kişisel saldırılar yapılmadıktan sonra az ya da çok dünyanın her yerinde ve her dönemde yapılmıştır bu eleştiriler. Ali Aydın, Ahmet Çakar, Cüneyt Çakır ve Cem Papila hep bir tarafın düşmanı diğerinin uşağı olarak sıfatlandırılmış medya ve futbol kamuoyu tarafından. Milliyet Arşiv sayesinde geçmiş yılların gazete küpürleri elimizin altında olunca ufak bir araştırma yapılması farz oldu hakemler konusunda. Türkiye hakemliğinde FIFA kokartı alan ilk dönem hakemleri arasında yer alan Semih Zoroğlu (1964'de FIFA kokart'ı aldı.) o dönemin Galatasaray'lıları açısından "düşman" bellenmiş bir hakemmiş. Bunu ben söylemiyorum 29 Ekim 1963 tarihli Milliyet'in son sayfasında önceki gün oynanan ve 0-0 biten GS-BJK maçının analizini yapan Türk futbolunun ve Galatasaray'ın efsanevi ismi Gündüz Kılıç söylüyor. Yazının başlığı olan "Galatasaray Düşmanlığı" ve maç yazısında Zoroğlu'nun hem o maç hem de daha önceki maçlarda verdiği yanlış kararlar sert bir biçimde eleştirilmiş. Bu maç Gündüz Kılıç'ın da belirttiği gibi Zoroğlu'nun ilk vukuatı değilmiş. Bir kaç gün önce blog'da Metin Oktay'ın 5-0 biten bir derbi maçta GS'yı on kişi bırakan hakeme verdiği tepkiden bahsetmiştik. O olaydaki hakem ile buradaki hakem aynı kişi yani Semih Zoroğlu! Gündüz Kılıç'ın haricinde Milliyet Spor Servisi'de hakeme ateş püskürmüş. Ateş püskürmüş diyorum çünkü -bir Galatasaraylı olarak söylüyorum- o dönem Milliyet GS-BJK maçı sonrası manşetlerini ve gazetenin yorumlarını görünce insan bir an olsun Beşiktaş'ı yabancı bir takım zannediyor. "Galatasaray galibiyete ulaşamadı" ve "İnatla defans yapan Beşiktaş" gibi cümleler çoğu Beşiktaşlının muzdarip olduğu Beşiktaş'ın medyada güçsüz ve zayıf kalması sorunun yegane ispatları gibi duruyor.

Nihayetinde şunu söyleyebiliriz ki aradan yarım asır geçse de değişmeyen iki şey var: Her derbi olaylı geçer ve sorumlusu her zaman hakem olur. Yani kurban değişir katil değişmez!

27 Ekim 2009 Salı

Higuita vs River Plate



Atletico Nacional-River Plate arasındaki Copa Libertadores maçında Higuita'nın attığı frikik golü turnuvanın efsanevi golleri arasına girmişti. Higuita renkliği imajı ve çılgınlık derecesinde aldığı riskler ile Kolombiya'da kaleciliği gençlerin oynamak istediği bir mevki haline getirmiş bir fenomendi. Tabi topla hücuma çıkma, ya da "akrep vuruşu" ile top kurtarma gibi sıra dışı işlerin yanında arada sırada gol de atıyordu Rene. Video'da Rene'nin topa vuruş şekline ve spikerin kaç saniye boyunca gol dediğine dikkatle bakmanızı tavsiye ederim. Latin Amerika'daki spikerlerdeki nefes bizde müezzinlerde bile yok!

26 Ekim 2009 Pazartesi

Rangers Batarken...

Avrupa futbolunu saran finansal kriz özellikle Britanya kulüplerinin başının belası haline geldi. İskoçya'nın iki doğal şampiyonu'ndan birisi olan Glasgow Rangers finans krizini en ağır şekilde yaşayan Ada kulüplerinin başında geliyor. Kulüp hissedarlarından Lloyds Banking Group eski başkan ve kulübün büyük hissedarı Sir David Murray'in hisselerinin acil bir şekilde devri için kulübe baskı yapıyor. Teknik direktör Walter Smith finansal dar boğaza dikkat çekerek kulübün nakit sıkıntısını gidermek için elindeki oyuncuları satabileceğini söylemiş. Ayrıca takımın bu sorunlar yüzünden kimyasının bozulduğunu ve futbolcuların gelecek ile ilgili kaygıları olduğunu söylemiş. Şu an için Murray'in hisselerini almaya en yakın aday Güney Afrika kökenli bir İskoç iş adamı olan Dave King. Hisseler için 30 milyon pound teklif eden King şu an için beklemede. Şayet hisse devri konusunda herhangi bir gelişme yaşanmazsa devre arasında ve sezon sonunda Rangers'ı zararına satış yapan batık bir kulüp olarak görebiliriz. Zaten Celtic'e göre nispeten daha dar olan kadroları daha da çaptan düşerse İskoçya Ligi Celtic etrafında tek kutuplu bir lige dönüşebilir.

Nesta...

Önce Kadıköy'de hem maçı hem Baros'u kaybedip üzerine River'a karşı kazanamamanın ardından Milan'da yenilseydi rezil bir gece yaşamış olacaktım. Nesta'nın golleri sayesinde Milan son bir haftada 3. defa geriden gelerek bir maçı kazandı. Çekirge ne zaman zıplamayı kesecek bilemeyiz ama Milan'ın üst üste 3 maç kazandığı seriler son zamanlarda fazla yaşanmıyor. Keyfini çıkarmak lazım. Chievo'yu da tebrik etmek lazım. Bu kadar yorgun ve yaşlı bir Milan'a kontradan ikinciyi atamamak için gerçekten özel yetenek gerekli.

25 Ekim 2009 Pazar

Taraf...

Jesus Almeyda'nın varlığına rağmen tarafımız Boca'dır.

24 Ekim 2009 Cumartesi

Metin ve Ötesi...

18 Aralık 1960'ta oynanan GS-FB derbisinde Metin Oktay maçın hakemi Semih Zoroğlu'na takım arkadaşı Ergun'un oyundan atılması üzerine verdiği tepki böyle. O tepkiye kadar maçta 2 golü bulunan Metin 2 gol daha atarak derbide attığı 4 gol ile Galatasaray tarihine geçmişti. Fenerbahçe'nin o maçtan 19 sene önce aldığı 6-1'lik skordan sonra gelen bu 5-0'lık maç tarihin en unutulmaz derbileri arasına girmiştir. Halit Kıvanç'ın o maçı anlatan maç yazısının başlığı ile bitirelim post'u. "Metin ve Ötesi"

23 Ekim 2009 Cuma

Alex Ferguson Football Academy...

Sky Sports Magazine'den Alex Ferguson'un tedrisatından geçmiş eski futbolcu yeni teknik adamlar kolajı. Alex Ferguson'un dünya futboluna katkısını farklı bir biçimde ele almışlar. İsimlere tek tek bakınca dudaklar uçukluyor. Alex Mc Leish, Gordon Strachan, Steve Bruce, Roy Keane, Bryan Robson, Mark Hughes, Paul Ince, Darren Ferguson, Henning Berg ve Laurent Blanc listenin ilk akla gelen isimleri. Hepsi az ya da çok Ferguson'un oyun felsefesinden ister istemez bir şeyler kaptılar. Can alıcı soru şudur o zaman? Biz böyle bir çalışma yapsak Ferguson'un yerine kim konulurdu. Aklıma gelen cevap canımı sıkıyor maalesef. Felsefemiz: Ders Vermek!!!

Enstantane- City vs United

Derbiler haftasına derbi enstantanesi koymak gerekirdi tabi ki. Man City-Man Utd maçından bir kare. Tarih 22 Ocak 1949. Yer Man City'nin eski evi Maine Road. Tribünler hınca hınç dolu. Resmi rakamlara göre 66.486 biletli seyirci izlemiş derbiyi. Fotoğrafın sahnelediği pozisyon ise Mitten'in (Utd) şutunun kaleci Swift (City) tarafından kurtarılması ile sonuçlanıyor ve derbi 0-0 bitiyor. United'lı Mitten şimdinin futbolcularının aksine bir dönem sonra kısa bir süreliğine futbol oynamak için Güney Amerika'ya gitmiş. Lakabı "Bogota Haydutu". Uçarken gördüğüm kaleci Swift ise II. Dünya Savaşı yıllarında futbol oynamış dönemin en iyi kalecilerinden biri olarak gösterilmiş. Kariyeri sonrası gazetecelik mesleğini sürdüren Swift yılları yılı ezeli rakibi olan United'ın maçı için gazete tarafından yurt dışı göreve gönderilir. Münih faciasında hayatını kaybeden United'lıların arasındaki belki de tek City'li Swift'tir.

22 Ekim 2009 Perşembe

Class is Permanent: Stojkovic'ten Yılın Golü!

Yugoslavya'nın dağılma sürecinden hemen öncesinin, eski Yugoslavya ekolünün ürettiği son kadife ayaklardandı Dragan Stojkovic. Şampiyonlar Ligi 1984'de 19 yaşındayken Avrupa Şampiyona'sında efsane Yugoslavlar'ın kadrosundaydı. 16 yıl sonra 35 yaşındayken de Euro 2000'de parçalanmış Yugoslavya'nın kadrosundaydı. Dönemin modasına uyarak 30'lu yaşlarını Uzak Doğu'da geçirdi. 7 sene oynadığı Japonya'ya futbolu bıraktıktan yine 7 sene sonra eski takımı Nagoya'yı çalıştırmak için döndü. 2008'de başına geçtiği takımda beklentilerin üzerinde bir performans gösterdi. Takımı Asya Şampiyonlar Lig'nde son 4'e kaldı. Durduk yere Stojkovic'e lafı getirmemizin nedeni ise Stojkovic'in attığı mükemmel gol. Sadece Asya'da değil tüm dünya'da yılın golüne adaydır gözümde. Bir teknik direktör'ün yedek kulübesinden rakip kaleye bu kadar güzel bir gol attığı daha önce görülmüş müdür acaba? Biz hala "Vay be Fatih Terim'de kulübeye gelen topa topukla ne vurdu be!" diyelim. Başka hocalar topu geldiği yere geri gönderiyor. Ne yazdığımı anlayamayan arkadaşlar video'yu izlesinler. Kalite yıllar geçse de baki kalıyor!



Kaynak:1

Maldini-Ronaldo-Cannavaro

Ronaldo'nun efsane olduğu yıllar. Bugünlerde bile sahalarda benzerini göremediğimiz efsane Ronaldo deparını atmış R9. O depara kalkarken sağından Maldini solundan Cannavaro topu çalmak için kaymışlar. O topa ne oldu bilinmez ama Ronaldo'nun oradan sağlam çıkma ihtimali düşük. Bu sahneyi görenler kenardan gelen sedyeyi de görmüşlerdir muhtemelen.

21 Ekim 2009 Çarşamba

Yendik Mİ LAN!



Milan'ın son dönemde ortaya koyduğu oyun doğal olarak pek çok Milan sempatizanını - ben dahil- bu akşam ki maç için umutsuz bir ruh haline büründürdü. Lakin Milan'ın büyük takım kimliği ve tecrübesi ile bir zafer kazanması yere düşen Milan imajının tekrar bir nebze de olsa ayağa kalkması manasına gelecekti. Boşuna dememişiz "Çocuklar İnanın" diye. Milanlı oyuncular belki de pek çok Milan'lıdan fazla inanmışlar galibiyete. Ve en önemlisi büyük takım olduğunu büyük bir maçta hatırlamışlar. Günlerdir fark atacağız, gole boğacağız diyen Madrid medyasına ve bahis oranlarında kendisine Getafe muamelesi çekip 5-6 oran veren bahis şirketlerine de hatırlattılar Milan'ın hala yaşadığını. Son olarak Pirlo'ya: "Büyük topçusun vesselam!"

7 Sene Sonra Nou Camp...

Gecenin süprizini Camp Nou'da "B" plansız (!) Guardiola'nın Barcelona'sını yenen Rubin Kazan yaptı. Ama bu zaferi bir Türk futbolcunun Camp Nou'da attığı gol ile elde etmeleri bu diyarlardaki futbol severler için çok daha manidar. O futbolcu ki Kazım'ların Batuhan'ların Ceyhun'ların yer aldığı kadroya girememişti. İşte o derece büyük bir futbol ülkesiyiz! Her şey bir yana bu golün bana hatırlattığı ilk şey Cihan Haspolatlı ismi oldu. O Cihan Haspolatlı ki bundan sene önce 2002 Kasım'ında Camp Nou'da gol atan son (Avrupa Kupalarında) Türk futbolcusuydu! Ta ki dün geceye kadar! Post'un gidişatına bakınca Gökdeniz'in attığı gol biraz daha değer laybetti gözümde. Ne var yani Cihan Haspolatlı'da gol attı o stadda!

20 Ekim 2009 Salı

Çocuklar İnanın...


Çok büyük bir ihtimalle Bernabeu'dan fark yiyip döneceğiz ama yine de umut olmadan bu oyunun bir zevki kalmıyor. Shevchenko, Rui Costa, Rijkaard,Donadoni,Gullit, Van Basten... Hiç birinin kalibresinde bir oyuncu yok. Takım olarak ise o takımların çok gerisinde bugün ki takım. Tarih tekerrür etsin istiyorum.

19 Ekim 2009 Pazartesi

Hakan Balta...

Ne evlere şenlik defanslar, ne de atılan halı saha golleri. Maç ile akılda kalan yegane karedir benim için bu fotoğraf. Hakan Balta'nın önlenemez dibe vuruşunun resmidir bu kare! Yaptığı ters kademe ile kahraman yapıldığı Beşiktaş derbisinde Serdar Özkan'ı neredeyse asıl kahraman yapacaktı. Bu akşam ise kahraman yapmak için Serkan Balcı'yı şeçmiş. Neredeyse arkaya atılan tüm toplarda çizgi defansı bozdu ve hep bir kaç hamle geç karşılık verdi. Serkan Balcı'ya kafa topu vurdurması da bu durumun yegane kanıtıdır. Haftaya da böyle olursa Gökhan Gönül fırsatı kaçırmaz parçalar Balta'yı. Gerçi Tayfun'un gol attığı maçın nesini konuşabiliriz, anlayın artık maçın ciddiyetini...