6 Ağustos 2011 Cumartesi
Futbolcu Kartları-Britanya Nostalji
Etiketler:
nostalji
17 Mayıs 2011 Salı
Bir Tek Anılar Kaldı Elimde
Galatasaray taraftarı olarak son 10 yılda geçirdiğimiz travmanın sebebi biraz da uçlarda yaşanılan başarılar ve başarısızlıklar. Ama gerçek şu ki -en azından kendi adıma- geri dönüp baktığımda ibretlik diyebileceğim bir 10 yıl geçirdik. Başkanından futbolcusuna Galatasaray çizgisinden kopup başkalaşmaya, evrim geçirmeye başladık. Efsanelerimiz bize hem en büyük sevinçleri hem de en büyük üzüntüleri yaşattılar. Polat yönetiminin "efsane piç etme" çabaları da son yıllarda bu süreci arttırdı. Şimdi ise Ünal Aysal yönetimi ilk iş olarak -son anda bir süpriz olmaz ise- Fatih Terim'i 3. kez takımın başına getirmiş olacak. Fatih Terim imajı aslında anlatmaya çalıştığım evrim-travma eksenindeki hikayenin en önemli aktörlerinden biri. Terim'in geçirdiği 10 yıla bakarak kendi 10 yılımın nasıl geçtiğini de bir nebze anlatabilirim.
Sondan başlayayım. Fatih Terim'in 3. kez Galatasaray'ın başına teknik direktör olarak gelmesini istemeyen, bu haberi duyunca dünyası kararan bir Galatasaraylıyım. Ve baştan "sen nasıl Galatasaraylısın 1!!1" temalı GS'lılık ölçer yorumları yayınlamayacağımı da söyleyeyim. Terim'e karşı bu kadar soğuk olmam bir GS taraftarı olarak geçtiğimiz 10 yılda nasıl bir travma, buhran geçirdiğimizin de bir göstergesidir. Milli Takım'dan Galatasaray'ın başına ilk kez geçtiği 1996 yılında çocuk aklımla Milli Takım'a inat-hırs aşılayan böyle bir TD'ün GS'ın hocası olacak olması beni çok heyecanlandırmıştı. Bugün 2000 ruhu diye artık mit haline dönüşen kulüp içi dayanışmanın, heyecanın, sevginin Terim döneminde yaşandığı ve onun Fiorentina'ya gidiş haberini aldığım da hem üzüntüden hem gururdan ağladığımı da hatırlarım. Lucescu'ya çok büyük ayıp yapıp şampiyonluk yaşamasının hemen ardından onu gönderip yerine Terim'i tekrar kulübeye aldığımızda da Luce'ye yapılan yanlışın farkında da olsam söz konusu Terim olunca ayıpları-günahları hasır altı etmiştim kendi zihnimde. Kadıköy'de 6-0'lık tarihi bir yenilgi aldığında bir sonraki maçta tribüne gidip boğazım patlarcasına "İmparator Fatih Teriiiiim" diye yapılan tezahüratlara iştirak etmiştim. Lakin Fiorentina sonrası dönemde önce AC Milan TD'ü apoleti, ardından şampiyon takımın hocası kovularak Türkiye şampiyonuna bir "seçim hediyesi" olarak geri dönmesi ve ilerleyen süreçte de Milli Takım hocalığı esnasında artık zirveye çıkan "Terim Egosu" Terim'in -en azından benim gözümdeki- asabi ama samimi, bizden aileden imajını yok etti.
Elbette Terim'i Terim yapan unsurlardan birisi de egosuydu. Lakin 96-00 arasında sürekli futbol üzerine düşünen, konuşan, kendini geliştiren -ülkeye modern manada 4'lü savunmayı yerleştirenlerin başında gelir- futboldan keyif alan Fatih Terim adeta AC Milan hocası olduktan sonra kendince -kamuoyu ve medyanın da etkisi çok büyük bu hususta- zirve yapmış olup, futboldan ziyade imajı ile, sözleri ile kibri ile ön planda kalan bir isim oldu. Ya da daha sade şekilde evvelden egosu onun futbol adamı kimliğinin tamamlayan önemli bir öge idi. Sonra ise bir "ur" gibi futbol adamı kimliği tamamen kibirden oluşan "ders alıp ders vermeyen", "ehl-i racon" bir imaja büründü Terim. Çocukluk kahramanının, içselleştirdiğin, aileden gibi gördüğün adamın tüm sıcaklığını tüm sempatikliğini ve bu güzel oyun ile alakalı o eski ve saf heyecanını kaybetmesi maalesef insanda kapanması kolay olmayan yaralar açıyor. O yüzden Kopenhag'da soyunma odasında ölüyü diriltecek kadar ruhumuzu etkileyen, Popescu'nun penaltısından sonra hem kendi ağlayan hem bizi ağlatan, taç atmamızın başarı olduğu dönemde Euro 96'yı bize tattıran o Terim imajı benim zihnimin ücra köşelerinde "hoş birer anı" olarak hapsoldular. Bugün ekranda Fatih Terim'i görünce karşımda gölgesi benim kahramanımı yutan bir kibir dağı görüyorum. O yüzdendir ki defalarca söylediğim üzere Terim'in GS'a tekrar gelmesine karşıyım. Bu geliş bize başarılar, kupalar şampiyonluklar getirse de. Çünkü bugün 17 Mayıs. Biz Galatasaray'lılar her ne kadar geçmişe gereğinden fazla takılıp kaldıysak da yarın öbür gün çocuklarımıza, torunlarımıza anlatacağımız hikayelerin başında 17 Mayıs olacaktır. 17 Mayıs'ın en önemli figürlerinden biri şu an artık gözümde o günkü kahraman değil. Ama o güzel hatıralar hala canlı. O anıların da ölmemesi için Terim gelmesin istiyorum. Amma abarttın arkadaş sen de diyebilirsiniz. Muhtemelen de diyorsunuzdur. Aşırı sevgi böyle travmalara yol açar. Mazur görün. Hadi Eyvallah.
Etiketler:
galatasaray
Etiketler:
galatasaray,
spesiyal
8 Mayıs 2011 Pazar
5 Nisan 2011 Salı
Milan vs Inter: Napoli Planıyla Kazanılan Derbi 3-0


Gerek Galatasaray'ın kabus gibi sezonu gerekse de Milan'a nazar değdirmeme niyetiyle blogu epeyce boşladım lakin Milano derbisinin ardından yazmamak olmazdı. Ezeli rakip Inter ile
puan farkını 5'e çıkarma şansından da öte rakibi psikolojik olarak büyük bir çöküntüye sokma şansıydı bu maç. Sezon başından bari kimi zaman TV kimi zaman da internetten -Sezon başı Serie A yayın haklarını almaya tenezzül etmeyen zekalara ithaftır- takip ettiğim Allegri'nin Milan'ının geçtiğimiz sezonlara göre pek çok artısı olmakla birlikte 2 hususta öne çıkıyor Allegri dönemi. Takımın bir hedef doğrultusunda takım halinde mücadele etmesi (motivasyon) ve maçın sonucu ne olursa olsun oyun disiplininden kopmayan ciddiyeti elden bırakmayan bir Milan. Hele de kadronuzda Ibrahimovic-Pato-Robinho-Cassano gibi arıza bir ileri hat varken böyle bir oyun disiplinini takıma yerleştirmesi Allegri'nin başarısı. Maç öncesi derbi hakkında konuştuklarıma Milan'ın kazanacağını söylerken emin olmamın sebebi bu sezonki Milan'ın rakibi Inter'e göre takım ruhuna daha çok sahip olmasıydı. Barbara Berlusconi ile yaşadığı ilişki nedeniyle de derbi maçta ekstra motivasyon ile sahaya çıkacak Pato'dan da beklentim yüksekti ki kendisi bunu fazlasıyla karşıladı.

Maça giriş, gelişme ve sonuç anlamında baktığımızda senaryo olarak içeride oynanan Napoli maçından farklı fakat anlayış olarak tamamen aynı oyunu oynayan bir Milan vardı sahada. Pato-Robinho-Boateng'den oluşan ve rakip savunmaya maç boyunca önde pres yapan bir 3'lü hat. Arkalarında Gattuso-Van Bommel gibi yaşlı fakat sert ve büyük maçların ismi iki orta saha ve solda forvet arkası oynadığında artık taraftarı kanser eden ama geriden top çıkarma, oyun kurma görevi ile sahaya çıktığında yine kendine hayran bırakan Seedorf vardı. Milan'ın hücum presi o kadar etkili oldu ki yaş ortalaması "dede" klasmanındaki Zambrotta-Seedorf kanadında Maicon'un ciddi bir hücum bile yapamadığını gördük. Maçın hemen başında gelen erken gol Inter'i prese karşı daha da dayanıksız hale getirdi. Çıkarken kaptırılan her top ani Milan hücumlarına dönüştü. Maicon'un açık eline çarpan ve hakemin süzemediği penaltı pozisyonunun ardından Milan geriye yaslandı ve yaklaşık 15 dakikalık bir Inter baskısı yaşandı. Abbiati'nin çıkardığı tartışmalı top Inter'in golünün habercisiydi lakin Eto'o'nun kaçırdığı gol pozisyonunda "maç burada biter" diye geçirdim içimden. İkinci devre başında Milan tekrar rakibi önde basarak daha doğrusu boğarak başladı maça. Pato-Robinho-Boateng veya Napoli maçındaki gibi Zlatan'lı bir hattın presinin bu denli etkili olması aslında Milan takımının sahayı mükemmel derecede parsellemesinden kaynaklı. Ligin en flaş takımlarından Napoli'ye 90 dakika boyunca tek pozisyon vermeyen De Sanctis formda olmasa 6-0 ya da 7-0 bitecek bir maç oynayan Milan o maçta 90 dakika boyunca Napoli müdafasını bozmuş rakibi çıkarken yakalamış ya da 50-60 metrelik uzun toplar atmalarına zorlamışlardı ki zaten bu topları da arkadaki Nesta-Silva ikilisi toplamıştı.

Inter'in top çıkarmada ve ileride top tutmada Napoli'ye göre çok daha etkili ve kaliteli bir kadrosu olduğunu göz önüne alırsak Inter'in pozisyon bulabildiği ilk devrenin ikinci kısmını normal bulabiliriz. Anormal olan sürekli presten yorulan Milan takımının geriye yaslanırken kontralarda etkisiz kalmasıydı. Bu sebeple özellikle bir 10 dakikalık süreçte Milan yarı sahadan pek çıkamadı. Lakin Napoli maçında olduğu gibi hücum pres bu maçta da rakibin dengesini bozdu. Pato'nun önce rakibi 10 kişi bıraktırması ardından attığı gol sadece maçın erken bitmesini ve son 20 dakikayı stressiz izlemeyi sağladı. Milan'ın hem mental hem de sahadaki performansı ile rakibine bariz üstünlük kurduğu maç Robinho'nun beceriksizliği ile daha tarihi bir farkın kaçmasıyla 3-0 sonuçlandı. Ligde elbette her şey bitmiş değil. Napoli sadece 3 puan geride. Milan'ın haftaya oynayacağı Fiorentina maçı dahil olmak üzere lig sonuna kadar ciddi maçları da var ama rakipleri Inter ve Napoli'nin de fikstürü aynı şekilde zor maçlarla dolu. Sezon başından beri izlediğim Milan puan da kaybetse mağlubiyet de alsa kırılma anlarının galibi olarak sezonu şampiyon bitirecektir. Allegri'nin takımı üzerine yazılacak çok şey var ama önce lig sonunu görelim sonra yazarız onları da. FORZA MILAN!
19 Mart 2011 Cumartesi
Kötü Günün Kârı ya da Yüzsüzlükte Son Perde
Tarihinin en kötü sezonunu geçiriyorsun. Mağlubiyetin galibiyetinden yediğin gol attığın golden fazla. Üst üste gelecek 2 yenilgi sonrası küme düşme potasına iniyorsun. Ligdeki diğer rakiplerine karşı saygısızlık edercesine "tek rakibimiz" dediğin FB senin neredeyse 2 katın kadar puan toplamış. "Kazanırsak acılar biraz unutulur" dediğin FB derbisini de içeride kaybetmişsin. Sokağa çıkacak yüzün yok iken Galatasaray Store'da 18 Mart'tan itibaren satılmaya başlanan yukarıdaki ürünün üzerinde "En Kötü Gün Bugünse Daha Yüksek Sesle Galatasaray" yazıyor sanki Galatasaray'ı dış güçler bu hale düşürmüş gibi. Kulübün değerlerinin içini boşaltıp sportif açıdan tarihe geçecek bir rezalete imza attıktan sonra kendi yediği halttan para kazanma yolu arayan zihniyete artık söyleyecek söz var mı bilemem. Dost tavsiyesi madem yedikleri nanelerden para kazanmak istiyorlar kaybedilen derbilerden bir DVD seti de yapsınlar "Yazık Bize" diye. Peynir ekmek gibi satar arabesk delisi taraftarımıza. Sabır....
Etiketler:
galatasaray
16 Şubat 2011 Çarşamba
14 Şubat 2011 Pazartesi
Fenomen!
Ben ve benden yaşı daha büyük olanların nesli "gerçek" Ronaldo'yu izleyebilen şanslı insanlardanız. Uzun yazmanın alemi yok. İzlemek onun "Fenomen" lakabını nasıl hakettiğini anlamak için kafidir. Dün gece Ronaldo'nun futbola vedası haberi üzerine dönen muhabbetlerde Pan Monroe şunu yazdı ki Ronaldo neydi, kimdi sorusuna en iyi cevaptır zannımca: "96-99 arası Ronaldo'yu izlemeyenler için; Messi'yi düşünün. Tamam, şimdi daha iyisini düşünün.."
1 Şubat 2011 Salı
Torres->Chelsea:Yılın Golü
Torres gibi dünyanın Zlatan ile birlikte bana göre en iyi forvetini devre arası, son gün falan dinlemeyip en sonunda ikna ederek transfer etti Chelsea. Devre arası Torres ne kadar lazımdı, ikinci devre ne kadar katkı sağlayacak bunlar tartışmalı sorular lakin tek bir gerçek var ki bir kaç yıldır transfer şampiyonluklarında adı geçmeyen Chelsea bu dönemde geri döndü. Hem de sıradan bir ismi değil Liverpool'un en değerli iki oyuncusundan birini ellerinden alarak yaptı bunu. Torres transferini salt isim ve maliyetten öte Abramovich sonrası dönemde büyüyen Chelsea-Liverpool rekabetinin en can alıcı son dakika golü olarak görebiliriz. Şimdi sıcağı sıcağına pek fark edilmeyecek belki ama orta vadede Liverpool'lulara travma yaşatacak bir hamle yaptı Londra'nın mavileri. Drogba-Torres-Anelka... Muazzam.
Etiketler:
İngiltere
30 Ocak 2011 Pazar
"Cana Tek Yönlü Oyuncu Abi Yeaa" - Gattuso da Öyle

-Cana iyi de tek yönlü abi hücumu yok
-Cana'da sadece sertlik var üretkenlik yok
-Cana oyun kuramıyor yaa...
-Cana çok düz adam GS'ın topçusu değil abi, ...
-Cana top taşıyamıyor ileri.
Bunlar Cana eleştirilerinde kullanılan söylemlerin başlıcaları. Sadece ulusal futbol ulemalarından değil Joga Bonito reklamlarıyla sloganlarıyla büyümüş yeni nesil top cambazı hastası bir kısım ergen GS'lılardan da sıkça duyduğumuz eleştiriler bunlar. Hepsine ayrı ayrı kapak takmaya gerek yok.
Bunlar Cana eleştirilerinde kullanılan söylemlerin başlıcaları. Sadece ulusal futbol ulemalarından değil Joga Bonito reklamlarıyla sloganlarıyla büyümüş yeni nesil top cambazı hastası bir kısım ergen GS'lılardan da sıkça duyduğumuz eleştiriler bunlar. Hepsine ayrı ayrı kapak takmaya gerek yok.
Lorik Cana'nın kayıp ikiz kardeşini bir an gözümüzün önüne getirirsek eleştirilerin nasıl yanlış yerden geldiğini, soruların nasıl bölüm dışı olduğunu anlarız. Top kapma, mücadele, ruh, savaş, heyecan... Şayet kıstasınız Barcelona gibi ayrı frekansta top oynayan tarihe geçmiş bir istisna değil ise bunlar takımınızda olması gerek, aranan orta sahanın özellikleridir. Ve bu tanımın son 10 yılda dünya futbolundaki en canlı örneği Gennaro Gattuso'dur. Blogu takip edenler
Milan sevgimi bilirler. Çok şükür ki yıllar boyunca yüzlerce defa izleme şansım oldu Gattuso'yu. Geçirdiği kariyer bitirecek bağ sakatlığı ve ilerleyen yaşına rağmen hala daha Serie A'nın en savaşçı, takıma ruh katan, uykudan uyandıran oyuncularından biri Gennaro.
Yukarıda yazdığım eleştiri kalıplarının hepsini Gattuso için kullanabilirsiniz. Gattuso'nun hücuma katkısı en iyi olduğu yıllarda bile vasat altındadır. Sezon boyu 1-2 asist 1 de gol atarsa verimli geçr Gattuso için. Gattuso kolay adam geçemez. 40 metreden araya top salamaz ya da forvetin tam göğsüne müthiş bir top bırakamaz. Eğer eleştireceksek ciddi manada tek yönlüdür. Oyun da kuramaz. Oldukça da serttir. Ama aynı Cana gibi çok top kapar, aynı Cana gibi ölmüş takımı uyandırır, aynı Cana gibi tribün ile takım arasında köprü olur. Aynı Cana gibi gider sadece faulünü yapar oyun dışı sataşmalarla uğraşmaz. Serttir ama delikanlıdır. Aynı Cana gibi bulunduğu yerde taraftarın sevgisini kazanmıştır. Çünkü kimse Gattuso'dan ara pası beklemez, adrese teslim Beckham ortaları beklemez. Gattuso'dan skor beklenmez. Gattuso'nun görevi orta saha savaşında kaptığı toplar ve presiyle rakibe üstünlük sağlamaktır. Gattuso'dan Xavi gibi oynamasını beklemek mahalle muhtarından memur maaşına zam yapmasını istemek kadar abestir. Gattuso kimdir mevkisi görevi nedir bilen adamın ondan beklentisi de bellidir aldığı karşılık da. 1 Serie A şampiyonluğu, 2 ŞL Şampiyonluğu, 1 ŞL ikinciliği, 1 Dünya Kupası şampiyonluğu ve daha nice kupa şampiyonlukları. Avrupa futbolunun son 10 yılına damga vuran orta saha futbolcularındandır Gattuso. Sahaya çıktığında rakibin psikolojik kalesine ilk golü atmış olurdu onun oynadığı takım. Bugün karakteri, oyunu, ruhu itibariyle Gattuso'non kayıp ikizi sayılabilecek onun belki bir seviye altı bir oyuncu olan Cana GS'da forma giyerken en başta taraftarının abesle iştigal etmeden Cana'nın rolünü ve meziyetlerini bilerek beklentiler içine girmeleri ve eleştirilerde Cana'dan Pirlo efekti vermesi saçmalığından kurtulmaları gerekiyor. Saçma sapan top cambazı orta saha klişesinden kurtulup sahaya Cana'dan bir Pirlo değil de bir Gattuso efekti görmek için bakarsak "Cana düz adam yeaa" eleştirilerinin ne denli saçma ve yersiz olduğunu anlamış oluruz.
Etiketler:
galatasaray
27 Ocak 2011 Perşembe
6 Ocak 2011 Perşembe
Fanatizm'den Körleşen Gözler...
Etiketler:
spesiyal
29 Aralık 2010 Çarşamba
When You Need Protection!
16 Aralık 2010 Perşembe
12 Aralık 2010 Pazar
Sami Yen...
Derwall,Kaptan Cüneyt, Eskişehir maçı, Prekazi'nin frikiği, 14 yılın ardından gelen şampiyonluk,Seni Sevmeyen Ölsün, Mustafa Denizli, Tanju Çolak, Neuchatel Xamax, Uğur Tütüneker, 3-0'dan kaybedilen derbi, Bremen maçında kara saplanıp çizgide kalan top, Frankfurt maçında Uğur'un golü, Kaptan Erdal, Genç Hakan, Genç Tugay, Genç Bülent, Genç Okan, Kalli Feldkamp, Manchester United maçı, Saftig, Samsun-Antep-Antalya, Ulubatlı Souness, Saunders, Van Gobbel, PSG maçı, Terim, Hagi, Hakan Şükür, Tugay, Popescu, Ilie, Kaptan Bülent, 20:45, Hagi, Hakan Şükür, şampiyonluk, Athletic Bilbao maçı, Rosenbor maçında Hakan'ın hat-trick'i (düzeltme: 2 gol atmıştı), Juventus maçında Suat'ın attığı kafa golü, Chelsea hezimeti, Milan maçı, Hakan Şükür, Ümit Davala, Bologna maçı, Emre Belözoğlu, Mallorca maçı, Hakan Şükür reklam panosu, Leeds maçı, Capone, Arif Erdem, Johnson'ın frikiği, Hagi'nin Monaco'ya attığı gol, Süper Mario Jardel, Rangers maçında Hakan Ünsal'ın attığı gol, Milan maçı ve Hagi'nin golü, Deportivo maçı Suat'ın golü, 45 dakikada Real Madrid'e atılan 3 gol, Ergün Penbe'nin Figo'yu yerlerde süründürmesi, Perez, Victoria, Felurquin, Sergen, PSV, Roma, Radu, Liverpool, Terim, Felipe, Lukunku, Baliç, Ayrılık, Geri Dönüş, Hagi, Necati, Kral Hakan Şükür, Concecaio, Ayhan Akman, Ribery, Gerets, Ilic, Hakan-Necati-Karan-Kabze, Saidou, Hasan Şaş, Mondragon, Song, Mustafa Keçeli, gözyaşları, Inamoto, Genç Arda, Carrusca, Kalli, Servet, Lincoln, Nonda, Uğur Uçar, Cevat Güler, Volkan-Edu-Nonda, Oftaş maçı, Kral Hakan Şükür'ün son golü son şampiyonluğu, Skibbe, güzel futbol, Olympiakos, Lincoln'ün TS'a attığı gol, Bülent Korkmaz, Bordeaux maçı, Kewell, Hamburg travması, Baros, Rijkaard, Neeskens, Keita, Kaptan Arda........ Son 1,5 yılı şu hatırata koymadım. Sami Yen'i bu kelimelerin yarattığı algıyla hatırlayacağım hep.
Etiketler:
galatasaray
28 Kasım 2010 Pazar
Müstehak...
- Maç ile ilgili çok fazla analiz yapmaya gerek duymuyorum. Muhtemelen şimdi olmasa da yakın zamanda lige havlu atacak - bu oyun onu gösteriyor- Beşiktaş ile çoktan havlu atmış GS vasat bir derbi izletti bize. Beşiktaş zorla gol yemek istedi Hagi de bunu görüp hem çıkardığı 11 ile hem de değişiklikleri ile Schuster'i zor durumda bırakan hoca olmaktan vazgeçti. Uzun boyuna rağmen hava toplarında etkisizliği gün gibi aşikar Batdal'ı ileri dikip kanatta iptal olan Pino'yu oyunda tutup Elano'yu çıkaran - ki Elano kötü de oynuyordu ama orta saha o çıkınca boşaldı- ve orta sahayı rakibe teslim edip umutsuz uzun toplara yönelen Hagi burada teknik adam yanlışı yaptı ama bunu maçı yanlış okuma olarak değerlendirip sıradan bir hata olarak nitelendirebiliriz. Herkes hata yapar sıkıntı değil.- Lakin artık ligde hiçbir umudunun olmadığı bir süreçte Hagi kendisininde en güzel günlerinin geçtiği Ali Sami Yen stadındaki son derbiye ligin en iyi hücum beklerinden biri olan Sabri'yi kanattan çıkarıp ortaya koyarak etkisini yarıya indiriyorsa, arkasına bek olamayacağı artık bilimsel bir veri kadar sabit olan Ali Turan'ı koyarsa, sol bekte savruk da olsa oynadığı an hem konsantrasyon hem de hücum destek olarak 5 Hakan Balta gücündeki Insua'yı oynatmayıp yerine inatla Hakan Balta'yı oynatırsa bunlara "hata" diyebiliriz. Lakin bu kadar fahiş hatalarda haftalardır ısrar ediyorsa nasıl ki mevcut taraftar ve yönetim her şeye müstehak ise Hagi'ye de bu gece ki sonuç müstehaktır. Kusura bakma Hagi şu tercihlerinin savunulacak hiç bir tarafı yok.
- Her derbinin saha dışı belki de ad koyamadığımız, şeklini tarif edemediğimiz soyut etkenleri ya da havası vardır. Nasıl ki Kadıköy GS için çıkılması güç bir staddır aynısı Beşiktaş-Sami Yen ilişkisi için de geçerliydi. Beşiktaşlı arkadaşlar gücenmesinler ama her ne olursa olsun GS, Ali Sami Yen'de Beşiktaş'a yeniliyorsa ya Beşiktaş tarihinin en iyi takımlarından biri gelip zor bela kazanmıştır maçı ( 2002'de ki maç gibi) ya da bugün ki gibi Galatasaray takımı fiilen dibe çakılmıştır. Beşiktaş'ın bu kadar rahat skora ulaştığı bir GS derbisi var mıdır yakın zamanda? Ama Ağaoğlu misali bu yönetim anlayışı, bu taraftarlık anlayışı -maç başından sonuna kadar söylenen sözde Beşiktaş tezahüratına kontra olan iğrenç marş bile yeter- ve Bank Asya seviyesindeki yerli futbolcular ordusu ile biz yaptık oldu.
- Maçın genelinde pozisyon hataları yapsalar da Neill ve Cana Galatasaray'ın en iyileri olarak sayılabilirlerdi. Tabi Kewell'ın ardından. O bitik Kewell şu fizik gücüyle bile büyük maçların futbolcusu olduğunu futbolun az biraz değil epeyce zeka gerektiren bir oyun olduğunu cümle aleme bir kez daha gösterdi. Bakın son 1 yılda okuduğumuz köşe yazılarına. Hatta onu geçtim son 3-4 ayın yazılarına, TV yorumlarına bakın. Kadrosundaki kanat rotasyonu Serdar Özkan ve Aydın Yılmaz'dan oluşan bir takım hakkında kim gitsin listesi yaparlarken "Kewell artık gitmeli. Fiziken bitik. İstediklerini yapamıyor. Zorlamamak lazım" cümlesi farklı versiyonlarıyla onlara defa farklı platformlarda söylendi. Keza Cana'yı hücumu yok müdafası vasat diye eleştirip Mustafa Sarp ile bir tutanları da gördük. Neill'ın yedeği Gökhan Zan olduğu için ona pek alternatif bulamadı ulemalarımız takım içinde. Yine de Neill için bile "Aslında GS'ın topçusu değil" ya da "Gönderilmesi lazım. Çok abartılıyor" diyen eski futbolcu yeni futbol ulemalarını da görmedik değil. GS'lılık ruhu diye çıkıp "11 Metin olun" diyen yerli övücülerin şu takımdaki suçu yine çok değil bir kaç haftaya yabancı futbolculara çıkaracaklarını adım gibi biliyorum. Çünkü malum Baros ve Kewell sık sakatlanıyorlarsa "lakayıt" olduklarından. Emre Belözoğlu ve ya Arda sık sakatlanıyorsa bilin ki "şanssızlıktan". Malum ahkam kesenlerimizden anladığımıza göre "iş ahlakı" kavramı batı literatürüne Türkçe'den geçmiş.
- Son söz: Olmayacağını bile bile bir dilekte bulunacak olursam Neill'ın 1. Cana'nın 2. Kewell'ın 3. kaptan olduğu bir Galatasaray görmek istiyorum. Haksız mıyım?
Etiketler:
galatasaray,
spesiyal
18 Kasım 2010 Perşembe
Misimovic'in En Büyük Eksiği Adı...
- Mustafa Sarp: Galatasaray'ın sahadaki gizli kahramanı diyebiliriz kendisine. Bakmayın top rakipteyken parsellemesi gereken yerde Mustafa Sarp'ı göremediğinize. Bir yandan Misimovic'in görevini (!) yerine getirirken bir yandan da kendi görevini layıkıyla (!) yerine getirmek zor iş. Adı "Sarpovlovic" olsaydı bugün çok farklı yerlerde olurdu. Misimovic Sarp kadar olamadı.- Servet Çetin: Kendisine güvenildiğinde ne kadar verimli (!) olduğunu cümle aleme gösterdi. Bir önceki antrenörü ona güvenmeyerek fahiş hatalar yapmasına sebep oldu ki Servet'in bunda en ufak bir dahli yoktu. Takımdaki en güvenilir (!), en ahlaklı (!), en haddini bilen futbolcusu durumundaki Servet'in adı "Servedivic" olsaydı belki kendisini Terry gibi Ferdinand gibi yıldızların seviyesinde izleyecektik. Misimovic tabi ki Servet Çetin'in klasına yaklaşamadı.
- Hakan Balta: Galatasaray'ın istikrar sembolü. Günümüz futbolu fizik güce ihtiyaç duyarken takım içinde atlet fiziğine sahip ve bu fiziği koruyabilen yegane futbolcu (!). Bakmayın Misimovic'in Laktat testlerinde takımın en iyilerinden biri olarak çıkmasına. Muhtemeldir ki soruları çalmıştır. Yoksa Hakan Balta'nın son 2 sezonda bize gösterdiği über fizik kondisyon ile şu bitik Misimovic'i karşılaştırmak Balta'ya saygısızlık etmek olur. Onun da adı "Hakan Baltovski" olsaydı Milan bugün sol bek aramazdı muhtemelen.
- Serdar Özkan: İş ahlakına sahip bir futbolcu (!) nasıl olur bunun en canlı kanıtıdır kendisi. Futbolun acımasız çarkları içinde sadece kendi ekmeğini düşünmeyen, diğer futbol emekçisi arkadaşlarını da düşünen hatta onlar daha iyi şartlarda çalışsın diye idmanlardan artan vakitlerde onlara bir amme hizmeti olarak (!) menajerlik yapan örnek bir kişiliktir Serdar Özkan. Sadece kendini düşünen bencil Misimovic'in ondan alacağı çok ders var. Ayrıca adı "Serdarus Özkanovic" olsaydı ya Yugoslav futbolunda devrim yapardı ya da Doğu Avrupa sol siyasetine liderlik yapardı.
- Misimovic: Ne desek boş. Asla bir Servet bir Sarp, bir Serdar ya da bir Hakan Balta olamadı. Olamaz da. Çünkü malum kendisi yabancı ve saydığımız oyuncuların aksine (!) para için oynuyor Galatasaray'da. Bu saatten sonra Galatasaray'da ne iş yapar onu bilemem. Tek bildiğim adı Servet soy adı Balta olsa camianın ağzına bile sıçsa A takımda kalırdı.
Etiketler:
galatasaray,
spesiyal
15 Kasım 2010 Pazartesi
Milan Öptü! 0-1...
İkinci devre maçın hakemi rakibini yere çarpan Pandev ile buna isyan eden Abate'ye aynı cezayı verince Milan eksik kaldı. Buna rağmen bir kaç cılız şut denemesi haricinde Milan kalesi tehlike görmedi. Abate atılmasaydı ve eşit bir mücadele izleseydik Robinho-Ronaldinho değişikliği sonucu ileri çıkmak zorundaki Inter savunmasının bir gol daha yemesini izleyecektik muhtemelen. Nihayetinde kendi adıma keyifli bir derbi izledim. En nefret ettiğim kulübe karşı çok sevdiğim Milan'ın galibiyeti. Şükür!
Inter:0 Milan:1
Inter: Castellazzi, Cordoba, Materazzi, Lucio, Chivu, Zanetti, Cambiasso, Stankovic, Obi, Sneijder, Eto'o (Cambiasso-Pandev-Biabiany)
Milan: Abbiati, Abate, Nesta, Silva, Zambrotta, Ambrosini, Flamini, Gattuso, Seedorf, Robinho, Ibrahimovic.(Pirlo-Antonini-Boateng)
Gol: Ibrahimovic 5' (pen)
8 Kasım 2010 Pazartesi
TS-GS-Porto-Sidney Sam-Hulk-Falcao....

- Trabzonspor şampiyonluk yarışındaki İstanbullu rakiplerinin 3.'sünü de iç sahada yenerek hem GS ile 10 puanlık bir fark yaratırken arasında hem de müthiş bir avantaj elde etti. Çoğu şampiyonluk adayının aksine Trabzonspor'un asıl tehlike arz ettiği alan oynadığı dış saha maçları. Deplasmanlarda ligin en iyisi olarak gördüğüm Trabzonspor iç sahada FB-BJK ve GS'ı yeniyorsa çok büyük avantaj elde etmiştir. Bu 3 rakibine karşı oynayacağı 3 deplasmanda maksimum 1 yenilgi alır Trabzonspor şayet onu da alırsa.
- Galatasaray'a gelirsek Rijkaard dönemi yorumun aynısı devam ediyor GS kadrosu için. Aşırı dengesiz ve yetersiz. Dün Kewell uzun süre sonra takıma döndü ve kondisyon-maç eksiği açıkça ortaya çıktı. Keza Baros ve Arda da takımda yoktu. Herkesin oynayabilir halde olduğu GS'da ileride Kewell-Baros-Arda-Pino-Misimovic-Elano varken geride artık 90 dakika oynadığı maçlarda dakikalar ilerledikçe randımanı düşen Ayhan ve takımın açık ara en vasat futbolcusu Mustafa Sarp var. GS hücum hattı kağıt üzerinde baktığımızda Beşiktaş ve Trabzon'dan eksiği olmayan Bursa ve Fenerbahçe'den bana göre daha zengin bir hücum hattı. Lakin Galatasaray orta sahası Bursaspor-Fenerbahçe-Trabzonspor-Beşiktaş ve Kayserispor'dan bile daha zayıf ve de derinliksiz. Dün akşam bireysel performanslar olarak takım FB maçının gerisindeydi lakin ligin en iyi futbolunu oynayan TS'a karşı oyunu çok iyi tuttular. Her ne kadar Cana değişikliğinden sonra TS oyuna ağırlığını koymuş olsa da Servet'in saçma hatası olmasa 2-3 saat daha oynansa bile 0-0 bitecek bir maçtı. Ki Galatasaray bu kadrosu ile ancak böyle oynayabilirdi TS'a karşı.
- Liverpool-Chelsea maçının ilk devresini izledikten ve Torres şovu gördükten sonra tekrar edebilirim tezimi. Hız, yetenek, oyun zekası, forvet iç güdüleri vs... Total olarak ele aldığımızda dünyanın en iyi santraforu Fernando Torres'dir. Ve Liverpool'un yeni sahipleri kulübe bir şeyler katmak istiyorlarsa ne yapıp edip Torres'i Anfield'da tutmalılar. Gerrard ve Torres'in varlığı hala daha Liverpool'u çekinilen bir rakip yapıyor. Onları kaybetmek Liverpool imajının da küme düşmesi manasına gelir.
- Gecenin son maçı olarak Madrid derbisi yerine Porto-Benfica maçını izlemeyi tercih ettim. Ve bu maçta Schuster Beşiktaş'ının iki Porto maçında olabilecek en iyi futbolu oynadığını anladım mevcut Porto karşısında. İlk devre Falcao'nun attığı iki güzel gol bir santrafor nedir? Neleri yapar? sorularına cevap niteliğindeydi. Göbekte Benfica'yı pasifize eden Porto Benfica hücum hattıyla defansının arasındaki bağlantıyı daha ilk 20 dakikada koparttı ve zaten 30. dakikada maçı 3-0'a getirerek bir nevi rakibinin işini de bitirdi. İkinci devre bir süre rölantide giden bir maç izlememize rağmen Porto her tempoyu arttırdığında ya çizgiye iniyor ya da şutlarla Benfica kalesini zorluyordu ki maçın en iyilerinden Guarin Luizao ile girdiği ikili mücadelelerde rakibini bezdirmiş olacak ki Luizao'dan bir dirsek yedi. Bu hareket kırmızı kart ile sonuçlanınca 10 kişilik Benfica iyice dağıldı. Hulk ülkenin en iyi beklerinden Coentrao'yu adeta paspasa çevirerek yoktan bir penaltı var etti. Penaltı'dan 4. golü atan Hulk yine Coentrao'nun kendisine karşıladığı bir pozisyonda bu sefer ceza sahası dışından müthiş vurdu ve 90'da 5-0 yaptı maçı. Schuster Porto'nun silahlarını etkisi hale getirmek konusunda yeni bir tkaım kurmasına rağmen oldukça başarılı olmuştur. Her ne kadar kalibre ve oyun kalitesi olarak Porto iki maçta da BJK'dan üstün olsa da iki maçın sonucunda da Beşiktaşlı futbolcuların bireysel hataları önemli yer tutmuştur. Son olarak söylemek gerekirse Porto müthiş takım, vakti olan internetten ya da uydudan maçlarını izlesin.
- Sidney Sam yılın en güzel golü olmaya aday bir gol atmış. Borges Blog'un twitter'da bahsetmesi üzerine baktım gole. Siz de izleyin muazzam bir gol. (youtube açamayanlar için link)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






























