BİY AD

20 Kasım 2009 Cuma

Derbi Nostaljisi: Lefter-Feyyaz-Can Bartu-Metin Tekin...



Beşiktaş-Fenerbahçe derbisi yaklaşmışken arzulanan bol gollü bol heyecanlı derbileri tekrar hatırlamak hem güzel bir nostalji hem de hafta sonu için belki tekrar bir benzeri olur temennisi olacaktır. İki tane derbi küpürü var karşımızda bu defa. Biri 1990 yılında Gordon milne'in efsane Beşiktaş'ının Türkiye'de kasırga gibi esmeye başladığı dönemden. O dönemler Fenerbahçe karşısında Uche'nin İnönü'de gol attığı ve Fenerbahçe'nin kazandığı maça kadar ki sürede derbilerde Beşiktaş'ın tam manasıyla bir tahakkümü var. Maçlar genelde 2 sonuçlu biterken bu 5-1'lik derbi o dönemin en unutulmaz maçları arasına giriyor. Metin-Ali-Feyyaz'dan oluşan muhteşem üçlü'nün gollerinin yanı sıra Milne tarafından getirilen Wilson'un golüyle 5-1'lik bir sonuç çıkıyor. Maçı zamanında canlı izleyen veyahut sonradan tekrarını izleyenler bilirler maçın adamı yediği 5 gole rağmen Fenerbahçe kalecisi Nurettin'dir.

Fenerbahçe tarafında ise unutulmaz galibiyet olarak biraz daha eski tarihli bir maç seçtim. 1960 yılının Temmuz'unda oynanan Cemal Gürsel Kupası maçında Fenerbahçe Beşiktaş'a karşı tarihindeki en büyük galibiyetlerden birini alırken İnönü tribünlerinde 25.062 biletli seyirci var. Fenerbahçe rakibi karşısında ilk yarım saatte 2-0 geriye düşmesinin ardından Lefter ve Can Bartu'nun fevkalade olarak yorumlanan oyunlarıyla geriden gelerek Beşiktaş'ı 6-2 mağlup etmiş. Şahsım adına bilete dünya para verip bu soğukta hem de hastalığın kol gezdiği ortamda stada gidecek taraftarlar için bol gollü bir maç olmasını temenni ediyorum. Ama yukarıdaki örnekler gibi tek taraflı olmasındansa 3-3, 4-4 gibi sonuçlar daha makul geliyor.

19 Kasım 2009 Perşembe

Çupi'ye Göre Neuchatel vs Galatasaray...


"Yaşı 55'i aşmış benim kuşağım için dün bir çağ yırtıldı, yeni bir çağ dokunmaya başlandı galiba... Benim kuşağım Macaristan galibiyetini bir 32 yıl Türk futbolunun en doruk başarısı olarak bir aşılmaz servet diye taşıdık. Dünkü Galatasaray sonucundan sonra artık gönlümüzdeki Macar şatosunu yıkıp yerine bir sarı-kırmızılı saray yapmalıyız. Türk futbolunun gelmiş geçmiş en büyük sonucu dün alındığı için."

10.11.1988-İslam Çupi: Galatasaray-Neuchatel Xamax maçı ile ilgili yorumu.

Fransa'yı Cezayir Paklar!!!

2002 yazının başında tüm okul ahalisi toplanmış Fransa-Senegal maçını izlemiştik. Maçtan önce Henry ve Zidane hayranı, o kupada Fransa'yı destekleyeceğini söyleyen çok arkadaş vardı okulda. Lakin maç başladıktan ve Senegal'in mücadelesini ve karşılık olarak Fransızların kendilerine has kibirlerinin sahaya yansıdığını görünce maçı izleyen güruhun tamamında ibre Senegal'e kaymıştı. Papa Bouba Diop - yanlış da hatırlıyor olabilirim- golü atıp Senegal'i 1-0 öne geçirdiğinde okul nedereyse yıkılıyordu. Hocasından hademesine herkes Fransa'nın yediği gol ile kendinden geçmişti. Sonrası malum, Sylva'nın kalesi gol görmesin diye edilen dular ve son dakikalardaki uzun bekleyiş. Eski bir sömürge olan Senegal Fransa'dan bir nevi intikamını almıştı. Spor'a siyaset karışmasın diyoruz ama mümkünse stadlara, tribünlere karışmasın. Yoksa maçlara böyle anlamlar verilmesi doğaldır. Şimdi önümüzde 2010 DK'sı var. Fransızlar İrlandalıların ah'ını alıp gidiyorlar DK'sına. Bu sefer isterim ki Cezayir çıksın Fransa'ya. Hem de Nasri'li Benzema'lı Fransa'ya karşı oynasın Meghni'li ve Ziani'li Cezayir. Hem İrlanda'nın öcünü alsın hem de Fransız sömürgeciliğinin Cezayir toplumuna yaşattıklarının hesabını sorsun. Çok mu şey istiyorum? Hayır, bu Fransa'ya az bile!

17 Kasım 2009 Salı

Lothar vs Luis Figo...

Larissa'da Bugün...



Alkazar Stadyumu-Larissa-Yunanistan...

16 Kasım 2009 Pazartesi

Rest In Peace Chelsea!!!

Galatasaray'ın Kadıköy'de maça çıkmadan önce üretip maçtan sonra satamayıp zarar ettiği derbi tişörtlernin bir farklı modeli var karşımızda. Bir Manchester United-Chelsea maçından önce Manchester'da üretilen ve maç günü Old Trafford tribünlerinde çok sayıda kişide takılı olan rozetlerde yaklaşık olarak "Chelsea! Old Trafford'da öldü! Allah Rahmet Eylesin!" yazıyor. Rakibe şaka ile karışık yapılan bu dokundurmalar futbolun olmazsa olmazıdır ama her şaka yeri ve zamanı uygunsa mana taşır. Aksi halde United'ın düştüğü duruma düşersiniz. Rozet'in ithaf edildiği maçın skoru: United:0 - Chelsea:1

Toprağın Bol Olsun Antonio...

Enke'den sonra daha şok halindeyken bu sefer De Nigris'in vefat haberi geldi. Türkiye liglerine gelen yabancılar arasında son dönemde en çok sempati duyduğum oyunculardan biriydi. Kalp rahatsızlığı olduğunu daha önceleri duymuştum. Futbolu bundan dolayı bıraktığını zannediyordum ki bu sabah ki kötü haberin ardından Larissa'da oynadığını öğrendim. Belki de De Nigris'in yorgun kalbi bir yarım sezona daha dayanamadı. Zoban'ın paylaştığı fotoğrafı görünce daha da parçalanıyor insanın kalbi! Toprağın bol olsun Antonio!

14 Kasım 2009 Cumartesi

Kahire Merkezli Cezayir Zelzelesi...

video

Emad 95'te kafayı vurdu Mısır'da zelzele oldu. Rivayetlere göre aynı şiddette Cezayir'de de hissedilmiş.

Gülizar Bacı ve 8-0...

Spor medyasına haklı olarak çok yükleniyoruz ama yine de son 20 yılda futbolumuz ile birlikte spor basını da iyi-kötü bir evrim geçirdi. İlk küpürümüz 13 Kasım 1984'ten. Fotoğraftaki abla Diyarbakır'lı ünlü falcı "Gülizar Bacı". Milliyet kendisine maçın skoru ile ilgili kehanetini sormuş. Gülizar Bacı "3-2 İngilizler alırlar. Ama bir umut var. Gayret edilirse beraberlik bile alınabilir" diye kehanette bulunmuş. Gülizar Bacı'nın da verdiği gazla başta Milliyet olmak üzere herkes tek yürek olmuş. Aşağıdaki küpür ise 2 gün sonrasına yani maçın ertesi gününe ait. Koca sayfada Gülizar Bacı'dan eser yok! Nereden nereye diyor ve Gülizar Bacı denilen bu umut tacirinin cezasını alması için yetkililere sesleniyorum! ( Bu arada hakkını da verelim. Falcı Gülizar sene sonu Fenerbahçe şampiyon olur diyerek doğru bir kehanette bulunmuş!)

Ümit Burnu'na Anzak Çıkarması...

90 sene önce Çanakkale'den yeni bir kıtaya çıkmışlardı. Şimdi Ümit Burnu'ndan başka bir kıtaya birlikte çıkacak Anzaklar. Bu sefer süngü ve tüfek ile değil krampon ve futbol topu ile çıkarma yapacaklar. Hem de İngilizlerin menfaati için değil kendi ülkeleri için çarpışacaklar. 10 yıl önce Okyanusya'dan tek takımın Dünya Kupasına gitmesi hayal iken Güney Afrika'ya hem Avustralya hem de Yeni Zelanda gidiyor. Aklıma geldikçe hüzünleniyorum. Anzaklar, İngilizler ve Almanların olduğu yerde biz niye yokuz!

13 Kasım 2009 Cuma

9-8-7...

9-8-7 = Torres-Gerrard-Kewell. Doğal sayıların en güzel hali!

12 Kasım 2009 Perşembe

Boğaz'da Sunderland Fırtınası... 1950...

Türk futbolunun yavaş yavaş Batı ile entegre çabaları içine girdiği 1950'lerin hemen başında o dönem İngiliz lig'inde de oldukça güçlü takımlar arasında olan Sunderland 13-21 Mayıs tarihleri arasında İstanbul turuna çıkmış. O dönem seçimler yeni yapılmış ve Celal Bayar Cumhurbaşkanı olmak üzere yine de tüm bu gündem maddelerine rağmen İngiliz takımının maçlarına İstanbul'da yoğun bir ilgi varmış. Güçlü bir İngiliz takımının bu topraklara gelip futbol oynaması bizim takımlarımızın gelişimi açısından oldukça olumlu karşılanmış spor medyası tarafından. Karşılaştıkları yoğun ilgi ve hürmete karşı Sunderland'de çıktığı 4 maçı da güzel oyunlarla kazanmış ve izleyenlere hoş vakit geçirtmişler. 8 gün içinde tam 4 maç oynamış Sunderland. Sırayla Beşiktaş (3-0) , Ümit Milli Takım (2-1), Galatasaray (4-3) ve Fenerbahçe'yi (3-0) yenmişler. Kısacası bir Sunderland fırtınası esmiş İstanbul boğazında.



11 Kasım 2009 Çarşamba

An Gelir Michael Thomas Anfield'ı Yıkar!!!

Michael Thomas'ın 1989'da Anfield'da attığı ve şampiyonluğu Arsenal'e kazandırdığı tarihi golün hemen ardından çekilmiş bir fotoğraf karesi. Thomas golü atmış bulutların üzerine çıkmak üzere iken Liverpoollular'ın ise Anfield Road üzerlerine çökmüş adeta. 26 Mayıs 1989'da oynanan maçın önemini ve bu golün dramatikliğini şöyle anlatabiliriz. İki takım arasında oynanacak bu maç aslında daha önceki bir tarih olan 23 Nisan'da oynanacaktı. Lakin bir hafta önce meydana gelen Hillsborough faciası nedeniyle bu maç ligin en son maçı olarak oynandı.

# Team P W D L F A GD Pts
1 Liverpool 37 22 10 5 65 26 +39 76
2 Arsenal 37 21 10 6 71 36 +35 73

Son haftadan önceki puan durumu yukarıdaki gibiydi. Bu yüzden Arsenal şampiyon olmak için deplasmanda 2 fark ile kazanmak zorundaydı. 52'nci dakikada Smith'in golüyle öne geçselerde dakikalar ilerledikçe şampiyonluk Merseyside'da kalacakmış gibi görünüyordu. O dönem uzatmaların genelde kısa tutulduğu bir vakitti. 90 dakika üzerine şimdilerin tabiriyle 90 artı 2'de Liverpool'lu efsane John Barnes kazandığı top ile sağ kanattan Arsenal kalesine gider. Vakit geçirme adına topu saklasa belki şimdi farklı bir şeyler söyleyecektik. Arsenal defansının kazandığı topu kontrol eden Arsenal kalecisi Lukic topu hızlı bir şekilde eliyle oyuna soktu. Ve yaklaşık 10 saniye sonra yani maçın son saniyelerinde Michael Thomas, Liverpool defansını ortadan delerek kaleciyle karşı karşıya kaldı ve Şampiyonluğu başkent'e getirdi. Belki de Anfield Road'da yenilen en dramatik gollerden biri olarak Liverpool tarihine geçti bu gol.

10 Kasım 2009 Salı

Heskey-Owen-Gerrard-Fowler

Fotoğraf 2001 yılındaki FA Cup finalinden. Wembley inşaat sahası olduğu için Cardiff'deki Millenium Stadyum'unda oynanmıştı Arsenal-Liverpool finali. Ljunberg'in golüyle öne geçmesine rağmen o dönemler Liverpool'un en öldürücü silahı olan Owen'ın son 10 dakikada attığı iki gol ile Liverpool'a 2-1 kaybetmişti Arsenal. Arsenal ve hocası Wenger'in finallerdeki başarısızlığı hala aynı şekilde yerinde duruyor ama fotoğraftaki müthiş 4'lü yıllara karşı gelemeyip dağıldı. Heskey,Owen,Gerrard ve Fowler'dan şu an yalnızca o dönemin genci şimdinin büyük kaptanı Gerrard kaldı kadroda. Liverpool'lulara en çok acı vereni ise o günün kahramanının artık en büyük rakiplerin oynuyor olmasıdır herhalde.

09 Kasım 2009 Pazartesi

İslam Çupi & Galatasaray ve Spor Yazarı Olabilmek...


Yazının başlığı "14. Yılın Dün'ü". 14 yıl sonra gelen Galatasaray şampiyonluğunun tescillendiği Gs-Eskişehirspor maçının ertesinde 8 Haziran 1987'de İslam Çupi tarafından kaleme alınmış. Bir şampiyonluk sevinci ancak bu kadar güzel tasvir edilebilir. Ama 22 sene sonra bizlere verdiği mesaj bu güzellemeyi ezeli rakip ile sembolleşmiş bir spor adamının dile getirmiş olmasıdır. Tanburacı ve Yula çizgisinde olanlara ders niteliğinde olabilecek bir vesika ama o zihniyettekiler ders alır mı orası muamma!

Bugün Sarıyer, Peki Yarın ?


Daha önce Topuz transferi olayında Rıdvan'ın Galatasaray formalı resmini blog'a koymuştum. Buyrun şimdi de 6 Haziran 1987'den bir Rıdvan Dilmen demeci. Arkasında İstanbul boğazı yanı başında sarı-kırmızı Galatasaray flaması var. Sarıyer forması ile son kez maça çıkacağını ve bundan sonra Galatsaraylı olacağını belirtmiş transferin gözdesi Rıdvan. Eklemeyi de unutmamış "Ergun Gürsoy'a sözüm var, bundan sonra Fenerbahçe 1oo milyon lira fazla verse yine de sözümden caymam!". Söz uçar yazı kalır be Rıdvan!

Anneee... Bittiii...


Yılın maçı ödülü varsa bir numaralı adayımdır bu akşam oynanan Lyon-Marsilya maçı. Bir maçın her anı bu kadar adrenalin barındırmaz normalde. Maçı ilk 15, son 15 ya da 30-60 arası diye bölmek haksızlık olur. Her saniyesi heyecan dolu basketbol maçı tadında bir futbol müsabakası oldu. Taktiksel açıdan ise konuşulacak çok şey var ama konuşmanın bir manası yok 5-5'lik skordan sonra. Hakem 10'da biter deseydi de zaten en çok 20 dakika daha oynanırdı maç! Bizde "derbiler sıkıcı olur bol gol olmaz" diye ahkam keselim İstanbul derbilerine. Rekabet var, gol var ve bunların hepsi var olan kalite ile harmanlanmış. Başlık Mbia'nın maçı bitiren golünün kelimelere dökülmüş halidir.

08 Kasım 2009 Pazar

2-0...Tek Kale Maçı Kaybetmek...

Hani bir klişe vardır ya kadrolar arasındaki kalite farkı skoru belirledi diye. Bu gecenin özetidir. Maçın 70 dakikasını Beşiktaş ceza sahası etrafında geçiren Trabzonspor'da kimse Ernst'in yaptığını bir şekilde yapamadı. Hakan Arıkan-Ferrari-Ernst üçlüsü takımı Avni Aker'den çıkardı. Avni Aker'den çıkardı diyorum çünkü şimdiye kadar oynanan kupa'daki Fenerbahçe, ligde Galatasaray ve Şampiyonlar Ligi'ndeki hiç bir maçta Beşiktaş bu kadar mahkum oynamadı. Bunda hem Denizli'nin savunmayı tercih etmesi hem de Broos'un orta saha'yı ele geçirmeye yönelik stratejisi etkiliydi. Golüyle maçı koparıp adeta 2 kişilik pres yapsa da Ernst'in öncülük ettiği Beşiktaş orta sahasını geçmekte hiç zorlanmayan bir Trabzonspor vardı. İzleyenler hak verirler bu maç bana geçen sezon iki takım arasında oynanan kupadaki 2-1'lik maçı hatırlattı. Yine oldukça dominant bir Trabzon ve 3 defa gelip 2 gol atan bir Beşiktaş vardı. Denizli'nin kumarları Karadeniz'de tutuyor ama he rakip Umut-Gökhan ikilisinin ayağına bakmıyor. Umut yine iyiydi ama Gökhan Ünal adeta 3. stoper olarak oynadı Beşiktaş tandeminde. Sonuç olarak ilerideki maçlara ışık tutma niteliği olmayan bir maç izledik. Böyle mucize galibiyetler senede bir iki maç alınır. Şayet zorluk düzeyi yüksek maçlarda aynı zihniyet devam ederse takımın kaderi Hakan Arıkan'ın ellerine ve rakip forvetin becerilerine bakacak demektir. Trabzon'a ise diyecek bir şey bulamıyorum. Yılın en iyi maçının ardından gelen protesto oyuncuların emeklerine saygısızlık anlamına geliyor bir yerde. İç çekişmeler ile takım yine eski kaotik oyununa döner iki hafta sonra.

07 Kasım 2009 Cumartesi

Şımaykıl ve Bütün Maykıllar: Giggs vs Hayrettin...

80'lerin ortası ve ikinci yarısında doğan bizim neslin içindeki Galatasaraylıların Galatasaraylı olma nedenlerinin başında gelir Old Trafford'da 3-3 biten Manchester United-Galatasaray maçı. 2-0 geriye düşüp oradan maçı çevirmek 3-3'e bağlayıp İstanbul'da İngiliz şampiyonunu elemek. TGRT çekimi özeti aşağıya koydum. İzlemeyen arkadaşlar sadece Ümit Aktan'ın Ertem Şener'e rahmet okutacak müthiş yorumları için izlemelidir bence. Bu arada Hayrettin'in Devler Ligi'nden sonraki en iyi kurtarışlarından biride videoda. Bizim Hayrettin Giggs'in şutunu kurtarmış ya belliymiş zaten anormal bir maç olduğu!

06 Kasım 2009 Cuma

11'de 13...

Ben gönderdim sağolsun Dutchman da "Strange CM Happenings" kısmında yayınlamış. 7-1 gibi efsanevi bir derbi zaferinin ardından maçın ertesinde yapılan "Team of the Week" seçimine fazla sayıda oyuncu sokmak normal bir durum. Lakin tüm maç boyunca kaleye gelen tek şutu içeri alan Leo Franco ve onun önünde tüm maç boyunca hiç iş düşmeyen defans oyuncuları da dahil tüm takımı kadroya alması daha önce başıma hiç gelmemişti. Ölümsüzleşsin diye Dutchman'a gönderdik ki anladığımız kadarıyla böyle bir olay ile onlar da ilk kez karşılaşmış. Maç skoru'nun uçukluğu bir yana Sigames ekibini Türk medyasını bu kadar gerçekçi şekilde oyunun veri tabanına yerleştirdikleri için tebrik etmek lazım. Neredeyse Fotomaç tadında bir haftanın takımı olmuş. 11'dekileri geçtim Kewell ve Baros yedek olup sadece 20'şer dakika oynadılar ki onlarda haftanın takımındalar. Bambaşkaymışsın be Sigames!

Second Strikers: Harry Kewell & Alex de Souza

Bizim futbolu çok bilen futbol yazarlarımız hala daha Alex'e ofansif orta saha Kewell'a sol kanat deyip ardından "Ama hiç geriye dönmüyorlar" demeye devam etsinler. Alex de Kewell da oynadıkları rol ve ortaya çıkardıkları sonuçlar ile tam manasıyla forvet oyuncusudurlar. FM ya da PES oynayanların aşina olduğu deyim "SS" (Second Striker) ya da Türkçe meali ile "ikinci forvet" olarak takımlarının her hücum aksiyonunda hem Alex hem Kewell sonucu değiştirmeye en yakın adamlar oluyorlar.

09/10:

Alex: 14 maç/ 10 gol- 6 asist


Kewell: 19 maç/ 10 gol- 4 asist


İlk ters sonuçta yine "Alex'in geri dönüşü yok", "Kewell, defansa yardım etmiyor" diyenler çıkacaktır. Bu performansların üzerine sorulacak yegane soru: "Başka bir arzunuz?"

05 Kasım 2009 Perşembe

Alex (!)10...

Şeytan Üçgeni: Karel Bruckner-Galata-Dansöz

Koeman'a horon ekibi kıyafeti giydirip kemençe tutturan basın Karel Bruckner'i de Galata'da dansözle beraber çeker! 1992 senesi Sigma-Fenerbahçe eşleşmesi için İstanbul'a gelmiş o dönem Sigma'nın hocası olan Karel Bruckner. Gelmişken kebap-rakı-dansöz üçlüsüne uğramayı ihmal etmemiş. 17 sene önceki fotoğrafı şimdi hanımı falan görse Karel'in neler olur acaba? Boşuna dememişler dün yediğin hurmalar...

04 Kasım 2009 Çarşamba

İntegral Gören Sözel Öğrencisi...

Bu akşamda şahit oldum ki Beşiktaş tam anlamıyla tek yönlü bir takım. Defans anlayışı yerleşmiş, lazım olduğunda alan daraltabilen, beraberlik için sahaya çıktığında istediğini alması muhtemel bir oyunu iyi beceriyorlar. Aynı ÖSS'ye hazırlanan Sözel öğrencisi gibi Beşiktaş. Sözel alanda oldukça başarılı ama hedeflerin daha çok büyüdüğü alanlarda Türkçe-Sosyal'in yanında Matematik'ten de doğrular yapması gerekip "Çalışıyorum ama kafam almıyor" diyen öğrenci tipine uygun bir takım. Ayağa pas yapılıyor ama neredeyse tamamı Beşiktaş yarı sahasında skora negatif yönde etki edebilecek yerde yapılıyor. Keza müdafa yaparken kısmen sahip olunan şuur hücumda tamamen ortadan kalkıyor. Rakip kaleyi gören Beşiktaş, türev-integral sorusu gören Sözel öğrencisi gibi boş boş bakıyor tabiri caizse. Hücumdaki organizasyonsuzluk neredeyse halı saha takımı düzeyinde. Yoksa İnönü'de oynanan bir Avrupa Kupası maçında hemde savunması oldukça sorunlu bir Wolfsburg'a karşı 3 gol yemek bir yana bir tane bile ciddi pozisyona girememek kolay kolay açıklanamaz!

02 Kasım 2009 Pazartesi

Almanlar'ın Oyunu Ters'e mi Dönüyor: Aaron Hunt

Önceki senelerde kendi ülkelerinde kendi alt yapı çarklarında yetiştirdikleri futbolcuları başta Türk milli takımı olmak üzere diğer ülke takımlarına kaptıran Almanlar son yıllarda gerek Futbol Federasyon'u gerekse de Alman hükümetinin başarılı baskı politikası ile pek çok futbolcuyu Alman Milli takımına kazandırlar. Mesut Özil ve Serdar Taşçı örnekleri - her ne kadar Almanların payı kadar Terim ve ekibinin yetersizliği de etkin olsa- somut şekilde önümüzde duruyor. Doğu Avrupa ve Balkan kökenli oyuncuları kadrosunda tutabilen Almanlar Batı cephesinde ise bir oyuncuyu kaybetme tehlikesi ile karşı karşıyalar. Werder Bremen alt yapısında yetişmiş ve şu an takımın eskileri arasında bulunan Aaron Hunt'ın milli takım seçimi hususunda hiç hesapta yokken İngiltere gibi bir rakip ile karşı karşıya kaldı Almanya. Daha önce 13 defa Alman Ümit milli takımı'nda oynayan Hunt bu maçlardan birinde İngiltere'ye karşı forma giymiş ve hatta Anton Ferdinand ve Micah Richards tarafından kendilerine ırkçı ithamlarda bulunduğu iddiasıyla suçlanmıştı. Delil yetersizliğinden dolayı aklanan Hunt inişli çıkışlı A takım serüveninde bu sene Diego'nun da ayrılmasıyla daha çok süre ve sorumluluk almaya başladı. Şimdiye kadar oynadığı 19 resmi maçta 7 gol 5 asist ile oynayan Hunt hücumda forveti destekleyen bir ota saha rolüne sahip. Guardian'ın haberine Stuart Pearce'ın Hunt hakkındaki olumlu raporu üzerine Capello Hunt'ı İngiltere'ye kazandırmak için kolları sıvamış. İngiliz bir annenin çocuğu olan Alman tedrisatı görmül Hunt ise şimdilik ikili oynuyor diyelim. Sonuç ne olur bilinmez ama Micah Richards ile Hunt'ın aynı takımda oynaması İngiliz basınına iyi malzeme çıkarır!